​ Aşırmanın hazzı... / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '16

 
Kategori
Felsefe
 

Aşırmanın hazzı...

Aşırmanın hazzı...
 

Karikatür: Mehmet Tevlim


Yukarıdaki kavram, günümüzün ünlü filozoflarından Slavoj Zizek’e ait…

Aşırmanın hazzı sizde de birçok çağrışımlar yapabilir…

Haz iyi midir, kötü müdür? Hazlar iyi hazlar, zararlı hazlar diye ayrılırlar mı? Acının, zalimliğin, diktatörlüğün ve benzerlerinin kişilerde haz yarattığı nasıl açıklanabilir…

Bu konu ilkçağlarda da tartışılıyordu, günümüzde de tartışılmaya devam ediyor… Dünyanın temelini hazcılığa dayandıran görüşler olduğu gibi hazcılığa karşı duranlar, temkinli ve ölçülü yaklaşan anlayışlar da vardır…

Hazcılığın en zayıf, diğer ifade ile benimsenmediği veya benimsetilmediği çağ Ortaçağ’dır… Ortaçağ’da bu anlayışın olmaması veya göreceli olarak olamaması dinsel doğmaların hâkim olmasından kaynaklanmaktadır. Kilise babalarının toplumu dinsel amaçlara doğru yönlendirmelerinden, baskılamalarından kaynaklanmaktadır. Haz – hazcılık- dinsel yönden iyi karşılanmamakta, dine karşı bir duruş olarak algılanmaktaydı…(Dinin, dinsel ritüellerin kişiye haz verip vermediği ise sorgulanmamış olabilir)

İyi ve mutlu yaşamın nasıl olabileceği, iyi ve mutluluğun ne olduğu sorularını insanoğlu hep kendine sora gelmiştir. Bu sorgulama etiğin-ahlakın- doğuşuna yol açmış mutluluk ve haz sorgulanmaya başlamıştır… Hazzın ölçülülük olduğu düşüncesi ilkçağ düşünürlerinde de günümüzün düşünlerinde de önemli bir yer tutar… Asıl sorun ölçülülüğe nasıl ulaşılacağıdır… Ölçülülük kendiliğinden hazır bulunan ve kolayca elde edilebilecek bir şey değildir…

İlkçağlardaki hazcılığın, günümüzdeki uzantısı faydacılıktır… İlkçağlarda Sokrates’çi Kyrene okulunun temel anlayışını hazcılık oluşturuyordu. Okula göre: Yaşamda haz, başlı başına ve kendisi için amaçtır, dolayısıyla haz iyidir. Haz, yaşamda en temel şeydir ve canlı varlığın yaşamının temel amacıdır.  İlkçağın hazcılarından Epikoros’a göre İnsan için iyi olan tek şey hazdır, acı ise kötüdür… Yeniçağda gelişen faydacılık ilkesinin temeli de buna dayanıyordu. Jeremy Bentham, Jamaes Mill, J.S. Mill faydalı olan herşey iyidir ve yararlıdır. Önemli olan erdem değil sonuçtur… İlkçağ filozofu Platon ise bunun tam tersini düşünüyordu. Ona göre mutluluğa hazla değil, yalnızca erdemle ulaşılabilinirdi…

Görüldüğü gibi haz, hazcılık, erdem konusunda insanoğlunun aklı dünde karışıktı, bugünde karışıktır…

Freud psikanaliz benliğin gelişim dönemlerini id(altbenlik) ego(benlik) süperego(üstbenlik) kavramlarıyla açıklar.

İd-altbenlik- içgüdülerimizdir. Gerçeklik ve mantıkla uyuşmaz. Dürtüleri doyurmaya çalışır. Dürtüleri tatmin etmeye çalışır. Haz ilkesi ile çalışır. Yeme, içme, cinsellik gibi…Altbenlik ne pahasına olursa olsun doyum-tatmin- ister…

Ego- benlik- ise alt benliği, frenler, düzenler. Altbenliğin isteklerine set çeker, hazzı düzenler. Gerçeklik ilkesi ile çalışır.

Süperego- üstbenlik- ise kültürün ve ahlakın temsilcisi olarak, bir ölçüde içimizdeki ahlak zabıtasıdır…

Bu benlik evreleri her insanda karışık olabilir. Bu durum da insanların kişiliğine yansır. Bazı insanlar id – altben-den kurtulamayabilir, ne pahasına olursa olsun doyumu –tatmini- hazzı- sağlamaya çalışır…

Şöyle bir örnekleme yaparsak:

İD: Param yok, karnım açıktı. Çalmam lazım.

EGO: Çalmazsan iyi olur, birinden ödünç para iste, çalarsan da dikkat et.

SÜPEREGO: Ne yapıyorsun, ayıp diye bir şey var…

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi de- piramidi-insanoğlunun tatmine, hazza yönelmesinin bir

Bir başka şekli gibidir…İlk basamak olarak fizyolojik ihtiyaçlar (nefes alma,yeme, içme, sevişme gibi) ikinci basamak olarak insan oğlunun ihtiyacı güvenlik ihtiyacıdır. Üçüncü basamak ait olma ve sevilme ihtiyacıdır. Dördüncü basamak değer ihtiyacı… En üst basamak ise kendini gerçekleştirebilme ihtiyacıdır…

Görüldüğü gibi tüm bu ihtiyaçlar bir tatmin olma ihtiyacıdır. İlk basamağın ihtiyacı – tatmini- gerçekleşmeden diğer basamaklara geçebilmek zordur. En zor basamak ise insanın kendisini gerçekleştirebilmesidir. Tüm bu hiyerarşik düzende bir tatmin – haz- duygusu hâkim durumdadır…

Dünyayı kana bulayan Adolf Hitler’in alt benliğinin güçlü olması, kendini gerçekleştirebilmesi için her yolu mubah görerek ölümlerden-öldürmelerden haz aldığını söyleyebiliriz. Hatta yenilgiyle biten savaş sonrasında intihar etmesinin de hazza yönelik olduğunu söyleyebilmek mümkündür…

Günümüzde her ne olursa olsun diyerek liderliğinin, diktatörlüğünün hazzını gerçekleştirmek için bu yönde toplumlara acı veren, kendisi de bu acılardan büyük hazlar duyan sözde liderlerle karşı karşıyayız… Hırsızlıktan, öldürmekten, öldürtmekten, şiddetten haz duyan anlayışlar hep içimizde var ve olmaya devam ediyorlar…

Zizek’in “Aşırmanın hazzı” betimlemesi ben de bu çağrışımları yaptı…

Haz konusunda ölçülülüğe dikkat edin diyeceğim ama ölçülülük nedir, bilmiyorum…   

 
Toplam blog
: 1410
: 1053
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..