- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aşk, işte böyle bir şey!

Aksaray’a her gittiğimde geçidin köşesindeki simitçiden simit alırım. Fırına yakınlığından mıdır bilinmez ama simitleri her zaman tazedir. Geçenlerde evde çayla yemek için bir kaç simit aldığımda, simitlerin sarıldığı gazete kağıdı hiç dikkatimi çekmemişti. Eve gelince simitleri çıkardığım gazetedeki bir ilan dikkatimi çekti. Bu bir baş sağlığı ilanıydı. Bu ilanı yıllardır şube müdürü olarak çalıştığım bankanın genel müdürlüğü vermişti. İlan ise Anadolu’da şube müdürlüğü yapmış olan arkadaşlarımdan birine aitti. Oradaki tarih, yaklaşık 1 ay öncesine aitti ve benim ölüm olayından haberim olmamıştı. Bilseydim cenazesine giderdim diye düşündüm ve bir anda hafızam yıllar öncesine gitti.
Bu arkadaşımın ismi bende saklı kalsın, adına Ali diyelim. Yıllar önce Antalya’da büyük bir tesiste müdürler toplantısındaydık. Her yıl bankanın bütün şube müdürleri ile Genel müdür, ve üst düzey yöneticileri de bu toplantılara katılırdı. Genelde bu tip toplantıların amacı, eğitim, motivasyon ve yeni hedef belirleme şeklinde olurdu. Ali, İstanbul dışındaki bir ilin beş şube müdüründen biriydi.
Antalya’da ikinci gün toplantı bittikten sonra Ali’yi barda gördüm. Yemek öncesi bir iki kadeh içtiği belliydi ve içmeye de devam ediyordu. Son derece düşünceli ve üzgün görünüyordu. Hayrola ne oldu Ali? diye sorduğum da eşini özlediğini söyledi. Buraya geleli daha iki gün olmuştu ve arkadaşım eşini özlemişti. Bir an için suçluluk duygusu hissettim, ben görev gereği 3 ay kadar yurt dışında bulunmuştum, gerçi eşimle sık sık telefonda görüşüyordum ama Ali’nin durumuna düştüğümü hiç hatırlamıyorum. Bana eşini çok sevdiğini, kısa bir süre için bile olsa yanından ayrıldığında kendisini çok mutsuz hissettiğini, onsuz bir hayat düşünemediğini anlattı. Aslında tabii ki herkes eşini sever ama ben Ali’nin sevgisini biraz abartılı bulduğumu söyleyebilirim. Acaba görünen bu sevgi ve özlemin altında, kıskançlık ve güvensizlik mi vardı? Ali anlatırken aklımdan bu düşünceler geçiyordu ama anlattıklarının dışında özel bir şey sormadım.
Ertesi gün toplantıya giderken, Ali ile aynı şehirde görev yapan başka bir şube müdürü arkadaşımla konuşuyordum. Ali çok mutsuz görünüyor dedim. O da evet, ben de dün konuştum kendisiyle, eşini özlüyormuş dedi. Bir an için arkadaşımın yüzünde alaycı bir ifade sezdim ama belli etmedim. Ali kaç yıllık evli biliyor musun? diye sordum. Bu, ikinci evliliği dedi. Evleneli 9 ay olmuş. İlk eşinden bir çocuğu varmış ve kadın çocuğuyla birlikte İstanbul’a babasının yanına gitmiş. Karısından ayrılmasına şimdiki eşinin neden olduğunu anlatmış Ali kendisine. İlk eşine karşı maço tavırlar sergileyen adam, şimdiki eşinin dibinden ayrılmak istemiyormuş. Bir an bile sözünden dışarı çıkmıyormuş. Büyüye inanmam ama, sanki kadın ona büyü yapmış olabilir mi diye düşünmekten de kendimi alamadım. Siz Ali’yle ailece görüşüyor musunuz? diye arkadaşıma sorduğumda, o zaten ailece kimseyle görüşmez. Ben de öyle bir ortama girmek istemem dedi. Toplantı salonuna girdiğimizde bu konuda daha fazla bir şey konuşmadık.
Son gün barın önünden geçerken Ali yine oradaydı. Elinde kadeh aynı düşünceli hali devam ediyordu. Haydi gözün aydın! yarın eşine kavuşuyorsun dedim. Sağol, biraz evvel personel müdürüyle görüştüm dedi, başka bir şehre tayinimi istedim. Şubeye dönünce de yazılı olarak dilekçemi göndereceğim. 10 dakika kadar vaktimiz vardı toplantıya. Yanına oturup, hayrola nereden çıktı bu tayin? dedim. Bu şehirde yapamıyorum, Başka bir ilde görev yapmak istiyorum dedi. Peki hangi ilde çalışmak istiyorsun?. Neresi olursa olsun fark etmez dedi. Anlayamıyorum, sen bu şehre yeni geldin sayılır nereden çıktı bu tayin meselesi şimdi? diye sordum. Burada eşimle hiçbir yere çıkamıyorum. Nereye gitsek tanıdık birine rastlayacağız diye korkuyorum. Ali bunları anlatırken iyice sıkılmıştı ama sanıyorum bazı şeyleri anlatarak rahatlamak istiyordu. Ben şaşırmış bir vaziyette dinliyordum. Soru sormama fırsat vermeden, daha evvel çalıştığı yerden dolayı bu şehri terk etmek istiyorum dedi. Ben de gayet saf bir şekilde nerede çalışıyordu ki? diye sordum.
-………………….
- Anlamadım. Ses boğuk gelmişti. Ne dedin sen?
- Şehir genelevi.
Eski Türk filmlerindeki senaryoların gerçek hayatta da yaşanacağı o güne kadar hiç aklıma gelmemişti.
Ruhun şad olsun arkadaşım.