​ Aşk, şiir, bilgelik!... 1) Aşk / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '07

 
Kategori
Edebiyat
 

Aşk, şiir, bilgelik!... 1) Aşk

Aşk, şiir, bilgelik!... 1) Aşk
 

Bu üç sözcük, ayrı ayrı ele alındığında herkes için farklı anlamlara ve yorumlara neden oluyor.

Oysa üçü bir araya getirildiğinde, çok ilginç bir hale geliyor bende. Aşkın, şiirin ve bilgeliğin birlikteliği, “varolmanın coşkusu”nu yaşatıyor, yaşama nedenlerimden biri oluyor çünkü.

Defalarca okumaktan sıkılmadığım kitaplardan birini Edgar Morin yazmıştır: “Aşk, Şiir, Bilgelik”... Morin, bu kitapta öncelikle her kavramı sırasıyla ele alıyor. Şimdi ben de sırasıyla bu konuları ele alacağım:

Veysel Çolak bir şiirini şu dizeyle bitirtir: “Aşk değil bu! Yara içinde yara...”

Aşk, insan varolduğundan beri, yaşamın yüreğini oluşturuyor diyebiliriz. Çünkü aşk, insanın anatomisinden kökleniyor. Bu da insana, aşkı yaşayan ve aşk üstüne düşünen bir varlık oluşunu dayatmıştır. Ancak bu noktada aşkın, dilden önce ve dilden sonra gibi bir sorunsalı vardır. Morin’e göre aşk, “hem sözden önce gelir, hem de sözden ileri gelir”.

Aşk, kadın ve erkeğin arasında, sürekli bir gerilim ve çözülme arasında gidip gelen cinsel çekiciliğin de sarmalıdır. İnsan varolduğunda beri onun içindedir, “benden içre”dir... Dünyanın en eski mesleğinin fahişelik olduğu düşüncesi de sanırım buradan doğmuştur. İnsanın içgüdülerinde varolan birleşme ve üreme tutkusu, kültürel, dinsel bütün alanların etkisiyle yoğrulmuş, karmaşık bir bütün haline gelmiştir.

Günümüzde seks; fantezilerden bekarlığa veda partilerine, bir hayli eski dönemdeki bekaret kemerlerinden kondoma, erotizmden kırbaçlı sado-mazoşist türlere, genelevlerden pornonun bir endüstriye dönüşmesine kadar varolan bir yelpazeyle kuşatılmıştır... Bu da insanın içindeki her tür karmaşanın, seksin içinde de yer almasıyla ilgilidir.

Mitolojilerden kabilelerin büyülerine kadar bakılırsa, aşk bir çıkış kapısı aramaktadır. Morin’e göre aşk, “bireyin özerkleştiği ve serpilip geliştiği bir uygarlıkta ortaya çıkacak ve bizatihi aşk olarak muamele görecektir. Kutsaldan, tapınmadan, hayranlıktan gelen her şey, aşk tutkusunun nesnesi olacak somut bir birey üzerine o zaman yansıyacaktır. Aşk, kutsallıkla dünyevînin, mitolojikle cinselin karşılaşmasında bulur çehresini.”

Belki de bu nedenle aşkın sürekli bir akış içinde olduğu, birbirimizin hiçbir şeyi olmaktan, “her şeyi olmaya” doğru ilerlediği ve bu noktadan sonra tekrar hiçbir şeyi olmaya doğru aktığını söyleyebilirim!...

Öteki ve aidiyet, aşkı açıklar. Şöyle ki; insan cinsel arzularıyla tanıştığı an, çifte bir aidiyetle de tanışır. Morin şöyle diyor:

“Cinsellik yoluyla içimizi istila eden genetik üreme döngüsü, hem âniden bizi ele geçiren, hem de bizim elimizde olan bir şeydir: Arzudur. İlk aidiyet budur.

Öteki aidiyet, kutsaldan, tanrısaldan, dinselden doğan aidiyettir. Cinsel yaşamdan gelen fiziksel aidiyet, mitolojik yaşamdan gelen ruhsal aidiyetle karşılaşır. Aşkın meselesi de budur işte. Çifte bir aidiyet içinde oluruz ve kendimizi de bize ait olana aitizdir; onu fiziksel ve mitsel olarak kendi mülkümüz gibi görürüz.”

Bu aidiyet, tarih boyunca sınıf ve klanlara takılmış, binlerce savaşa neden olmuş, sanayi devrimiyle Jack London’ın Martin Eden’inin durumuna düşmüş olsa dahi...

Bugün aşk, aşk olmayan her şeyle tanımlanmaktadır. Erkeği - kadını kullanma kılavuzu kitapları, cinsellik ve güzel görünme dergileri, modanın keyfi aldatıcılığı, televizyonun gözetleme, evlendirme, magazin programları, yanlış haberlerle insanları yönlendirmesi ve sinemanın Marilyn Monroe, Rita Haywort, Marlon Brando, Ruck Hudson gibi seks sembollerinden sonra yeni sembolleri ortaya atması, insanla birlikte aşkı da dönüştürerek yok etmektedir.

Görselliğin tartışmasız en önemli yeri kapladığı günümüzde şarkılar da klipsiz olmuyor. Bu şarkılardaki acınası söz çöplükleri ise artık aşkın ne denli yozlaştırıldığını, kliplerdeki cinselliğin erotizmi ne kadar ucuzlaştırdığını gösteriyor. Belki de bunlara tepki olarak, Alice Cooper adlı rock şarkıcısı “Aşk bir zamanlar dolu bir silahtı” derken, onun izinden yürüyen marjinal rock şarkıcısı Marilyn Monson “Lekeli Aşk” adında bir şarkı yapıp, klipinde gerçeküstü öğeler kullanabiliyor.

Aşktaki bu arzu ve büyülenmenin tarihi, şiirin biricik varlık nedenini oluşturuyor bence. Aşk toplumsal düzene aykırı gelmesi, bohem bir yaramaz çocuk olması nedeniyle, dilde yeni bir anlama kavuşuyor: Şiir!...

 
Toplam blog
: 353
: 3712
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..