​ Aşk Evliliği Öldürüyor! / Blog yazarları tartışıyor! / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '10

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
 

Aşk Evliliği Öldürüyor!

Aşk Evliliği Öldürüyor!
 

Evlilik aşkı öldürüyor mu?” sorusuna cevap aradığımız bir önceki yazımızda bazı soru işaretleri bırakmıştık. Evliliğin aşkı öldürüp öldürmediği tartışıladursun nedense kimsenin aklına aşkın evliliği öldürüp öldürmediği sorusu gelmez ve bu hep görmezden gelinir. Bunu dışında o yazıda belirttiğim diğer sorularla birlikte hepsini sırasıyla ele alalım.

Uzunca yazdıktan sonra özetle not düşmüş ve ardından aşağıdaki soruları eklemiştim.

1. Bu analiz neticesinde gerçekte evliliğin aşkı öldürmediğini bile iddia edebiliriz.
2. Aşk sanrısı ile evlilik kararı alanlar yaşadıkları hüsran neticesinde kalan aşk kırıntılarını da kendileri öldürüyor.
3. Aşka bağımlılık geliştirenler evliliğin manasını kavrayamadıklarından kafalarındaki şablonlar bozuluyor ve bunu evliliğin sebep olduğu aşk cinayeti sanıyorlar.
4. Bunlardan öte esas tartışılması gereken bir diğer husus da aşkın evliliği öldürdüğü mevzuudur. En az evliliğin aşkı öldürmesi kadar vahimdir.

**1**

Gerçek aşkın tarifinde uzlaşı sağlayabilsek ve gerçek aşkın ardından yapılan evlilikleri inceleyebilsek; o evliliklerle ilgili istatistiksel verileri analiz etsek; aynı zamanda çiftlerin evlilik ile ilgili beklentilerinin karşılanıp karşılanmadığı konusunda detaylı bir psiko-biyolojik inceleme yapabilsek; psiko-sosyolojik ve sosyo-ekonomik verilerin bu evliliğe etkisini de göz ardı etmeden değerlendirebilsek belki de göreceğiz ki evlilik aşkı öldürmüyor.

Çünkü günümüzde evliliğe etki eden o kadar çok faktör var ki, aşkın hangi sebepten öldüğünü saptamak hem oldukça güç hem de aşkın ölümünün tarifini yapabilmek zor. Zira normal şartlarda aşkın ölmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Etkisini yitirebilir ama asla ölmez.

İşte evliliğe etki eden bu kadar faktör varken; bu faktörlerin dolaylı olarak aşkı etkilemeyeceğini söylemek abes kaçar. Zira bundan etkilenen bireyler ise ister istemez aşkları da etkilenecektir. Belki de aşkı öldüren katil “evlilik” değildir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ne yazık ki bir odağa saplanıp kalıyor ve onu düşünmekten diğer olası sebepleri es geçiyoruz.

İşte bu yan faktörleri tamamen eleminize edebilirsek gerçek aşk hisleri ile dolu bireylerin birbirlerine karşı fazlaca kusurları olmayacağından evlilik kurumunu da gayet güzel idare edebilirler. Bir yastıkta kocama devri geçmiş olsa bile onlar iki farklı yastıkta yatarak aynı yastığa baş koyduklarını bilirler. Onların kalplerinde kendilerinden önce gelen eşleridir.

**2**


Demiştik ki aşk dediğimiz belki de aşk değildi ve biz onu aşk sanarak evlendik, en nihayetinde aşk olmadığını öğrendiğimizde ise suçu evliliğe yıktık.

Günümüzde giderek artan oranlarda ne yazık ki bu türden aşkları görüyoruz. Esasında aşk bile denilemeyecek; basit bir hoşlanmadan ibaret olan ve yine ne yazık ki bazı ihtiyaçların giderilmesine yönelik ilişkilere aşk ismi takılarak kavram kargaşası yaratılmıştır.

Bu basit ve aşk dışı ilişkilerin yanı sıra bir de aşk sanrısı diye adlandırdığım; ani bir hoşlanma ile beliren; aşırı ve kontrolsüz hislerle kendini belli eden ve heyecanla motive olan; karşı cinse olan ihtiyaçtan da beslenen; aynı zamanda da günlük akış içerisinde ani dalgalanmalar gösteren duygulanım durumları var ki değinmeden geçemeyiz.

Bu iki numaralı problemimiz aşk ile benzeş reaksiyonlar barındırdığından her zaman aşk ile karıştırılmıştır. Durumu daha da vahimleştiren ise genç popülasyonda hala bunun baskın ve yaygın bir ilişki türü olmasıdır. Beraberinde yaşanan hayal kırıklıkları ile intihara varan derecede sonuçların görülmesinin temelinde de bu anlamsız ve karışık duygular önemli rol oynamaktadır.

Zira aşkın tadına varan ve gerçek aşkın saraylarında demlenebilenler asla ve kat’a kendi canlarına kıyamazlar. Bırakın kendi canlarını her hangi bir canlının canına kıyamazlar. Zira bu ulvi duygunun beslendiği kaynaktan aka gelen nurani ırmaklar kişinin bedenini ve kalbini arındırır ve onu dünyaya bağımlı kılar.

Bu bağımlılık öyledir ki aşk acısı çekse dahi bu acılardan kurtulmayı istemez. Yaşadığı ızdıraptan dahi memnundur. İşte bu zaviyeden baktığınızda aşk sanrısının abukluğunu ve absürtlüğünü daha iyi analiz edebilir, aşkın gerçek sırrı ile birlikte evlilik sırrına da vakıf olabilirsiniz.

İşte aşk sanrısına düçar olan bedenlerin kafalarında taşıdıkları akılları öyle bir noktada kilitlenir ki evlendiği zaman içine düştüğü bu anlamsız girdaptan kurtulacağını sanır. Çünkü onun evlenme amacı içindeki huzursuzluğu gidermek; sevdiği insanla daha rahat ve sınırsız birlikte olabilmek; paylaşabileceği her şeyi de paylaşabilmektir.

Oysaki sınırsız ve süresiz bir beraberlikte paylaşabileceği derecede birikimi olmadığı gibi kendisinin aşk sandığı duygu yığını da saman alevinden farksızdır. Çünkü onlar zihnin paradokslarından beslenen karanlık dünya hisleridir. Kibritin ucu gibi bir anlık parlamayla yanar. Kişi sanır ki o parlamalar hep devam edecek. Lakin kibrit yanıp bittiğinde elde kül olmuş bir çöpten ötesi kalmamıştır.

**3**


Aşka bağımlılık geliştirenler evliliğin manasını kavrayamadıklarından kafalarındaki şablonlar bozuluyor ve bunu evliliğin sebep olduğu aşk cinayeti sanıyorlar…

Aşka bağımlılık dediğimizde birkaç husus öne çıkıyor. Birincisi gerçek anlamda kişinin aşka olan ihtiyacından kaynaklanan ve çeşitli vesilelerle doyurulması gereken açlığıdır ki normal şartlar altında nirengi noktamızdır.

Bir de fason aşk ihtiyacı vardır. Bu aşka geliştirilmiş bağımlılık vardır. Psikolojik analiz temelinde kişinin sevme ve sevilme ihtiyacının patolojik boyutlarda dışa vurumundan öte bir şey değildir.

Özellikle teknolojinin tavan yaptığı günümüzde beliren; aynı zamanda geçmişte de sorumsuz ailelerin yaptığı hata ile peyda olan “sevgi açlığı” kavramı var ki, bu anlattığımız patolojik durumun köklerini oluşturan en önemli unsurdur.

Makineleşen ve otomatikleşen insanoğlu, insana has olduğunu bildiğimiz “haz alma” zevkinden giderek mahrumlaşmakta ve bunun açığını da başka şeylerle örtmeye çalışmaktadır. Lakin donun yırtığı getirilen yamadan büyük olduğu için insanlık devamlı kıç tarafından soğuk hava alarak üşütmekte, dermansız derde düştüm zannıyla arabesk kavramlara iltimas etmektedir.

Temel ve ulvi haz alma durağında inemeyen “insanlık otobüsü” yolcuları pencereleri ve kapıları yumruklamaktan zevk aldığını düşünmekte ve bindikleri otobüse verdikleri zarardan habersiz “üç kuruşa beş köfte” hayatına meyletmektedir.

Bu anlamda aşka bağımlılık geliştirilmesinin ilacı evlilik olmadığı için yanlış teşhis ve tedaviden hastalar genellikle kaybedilmektedir. Ancak suçlanan yine evlilik olacaktır.

**4**

Bunlardan öte esas tartışılması gereken bir diğer husus da aşkın evliliği öldürdüğü mevzuudur demiştik. Burada evli bir işadamının sekreteriyle aşk yaşamasının evliliğine kötü yansımalarını kastediyor değiliz tabi :)

Bahsedegeldiğimiz konu ile bütüncül olarak yine aşk düzleminde ve yine evlilik temelinde yer alan ancak genellikle görmezden gelinen önemli bir köşe taşını yerinden oynatarak fark edilmesini sağlayacağız belki de.

Sevgi, hürmet ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

www.murathacioglu.com

 
Toplam blog
: 656
: 1708
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..