- Kategori
- Güncel
Aşk ölüm ve "Kanlı Pazar "

16 Şubat 1969 Kanlı Pazar
Yıllar yllar önce okuma yazma bilmeyen minik bir kuzucukken bizim eve Akbaba mecmuaları alınırdı. En büyük zevkim içindeki o karikatür denen adını söylemeye dilimin dönmediği resimlere bakıp kendi dar dünyama göre anlamlar yüklemekti.
İşte bu karikatürlerden birisine bakarken tanışmıştım ölüm kavramıyla. İki katlı bir evin alt katında saçları bigodili, gecelikli tombulca bir kadın, elinde merdaneli oklava, kapının giriş karanlığında bekliyordu ve dışarıda üst kat seviyesinden yukarı doğru kanat çırparak karalık gecenin göklerine doğru yükselmekte olan bir adam vardı. Sordum da mı öğrendim, yoksa babamın eve geç gelişlerinde annemin takındığı tavırlardan mı esinlendim bilmiyorum ama adamın elinde oklavayla bekleyen kadının eşi olduğunu ve artık evine o gece değil de hiç bir zaman giremeyeceğini, çünkü ölerek göğe yükselmekte olduğunu biliyordum. O konuda en büyük takıntım ah keşke kadın daha dikkatli baksaydı, keşke adamı görseydi, keşke eteğinden çekip yakalyabilseydi,keşke üst kat camında bekliyor olsaydı, ölüm denen o kötü şeyden eşini kurtarabileceğiydi.
Ölüm kaçınılınca, korununca, sevilince kişilerden uzak duran bir şeydir sanıyordum.Kadının kocasına olan sevgisinin adamı ölümden koruyacağını sanıyordum. Ölen insanın bir daha geri dönemeyeceğini kavramıştım o karikatürle, ama geride kalanların hep o oklavalı eş gibi kızgın olacaklarını filan düşünmüş olmalıyım. Ben de eşe kızıp duruyordum adamı eteğinden çekip kurtarmadı diye, bi de sevgisi bitti asık suratlı oldu diye...(Demek ki adamın üzerinde de uzun elbise vardı, evet evet) O figürler ve o kaygı belleğime bir şekilde hem de hüzünlü bir şekilde yer etmiş.
Bugün "kanlı pazar"ın 39 cu yılı. "Kanlı Pazar" ülkemizdeki bir kırımın, aydın kırımının, gerçek yurtsever kırımının, başlangıç halkalarını oluşturması bakımından çok önemlidir ve bilmeyenler tarafından mutlaka okunarak araştırılarak öğrenilmesi gerekir. Kanlı pazar aydın gençlerimizin, sapık yobazlar tarafından, bir kısım çıkarcı tayfa tarafından kışkırtılan ve cesaretlendirilen ve kollanan gericiler tarafından satırlarla, bıçaklarla katledilmesinin adıdır. Kanlı Pazar ile ilgili gerekli belgeleri toplayıp bir blog oluşturacakken birden karşı konulmaz bir dürtüyle bu yazıyı yazma isteğine kapıldım: Ölüm ve Aşk.
Nedenölüm ve aşk yani önce ölüm sonra aşk? Bunun nedenlerden biri de belki de bazı arkadaşların sevgililer günü bloğuma yazdıkları yorumlar ya da attıkları maillerin beni düşündürmesi. 5000 yıl öncesinden beri birbirine bakar durumda toprak altında yatan genç sevgililer. Arkeologlar adamın önce öldüğünü ve kadının da intihar ettiğini yazmışlardı bir yıl önce ilk bulunduklarında. Kimileri adam öldüğü için kadın da üzüntüsünden kendini öldürmüştür diye düşündü. Çok romantik biraz da çılgınca değil mi? Birden aklıma daha çılgın bir fikir düştü. Belki de kadın erkeği hıncından, kendisine çektirdiği azaplardan öldürdü yani aşkının tek yönlü aşkının acısından ve sonra da kendine kıydı. Çok mu dramatik buldunuz kalsın diyelim o zaman.
Kanlı pazarda ve o halkanın öncesinde ve sonrasında yitirdiğimiz gençlerimizin sevdikleri yok muydu? Ne oldu kimbilir onların yaşamlarına? Umutları gelecekleri nasıl telef oldu? Ne yazık ki o karikatürdeki ölüme karşı direnecek çocuk gözlü "keşkeler" yok bu dünyada. Bugün de yapılacak en doğru yaklaşım o yurtsever insanlarla birlikte meydanlarda yürümekten geçiyor. Keşke denilecek tek şey belki de o gün kırkbin kişi, kırk bin yurtsever gencimiz orada emperyalizmi ve altıncı filoyu protesto ederken olan bitenden habersiz olmak. Keşke denilebilecek tek şey o yobazların kalkışmasını önemsememek...Keşke denilecek tek şey bana dokunmayan yılan bin yaşasın rehavetine kapılmak... Umarım bugün için de yarınlarda söyleyeceğimiz "keşkeler" olmaz.
Daha mantıklı bir yaklaşım da olabilir o geç ölen çift için. Belki de birlikte yattılar ölüme. Karar verdiler ve ölüme yattılar. Neden olmasın? Madem duygular aynı, ruhlar değişmedi binlerce yıl insanda, o zaman belki de bu yüzyılın aydınları gibi düşündüler.Mutsuzdular ve ölüme yattılar birlikte. Ya olgun olan sevgililer? Yapamazlar demeyin hemen , Stefan Zweig ve ikinci eşinin bir karyolada yan yana yatarken ve vücutları ölüm katılığına henüz yenilmemişken çekilmiş fotoğraflarının imgesi belirdi belleğimde. İnsanın sevdiği ile birlikte dünyaya veda etmesi de öyle herkes tarafından kolay anlaşılacak bir duygu değil sanırım. Anlamak da, kabul etmek de derin bir muhakeme gücü gerektiriyor. Her devrin insanı olanlar, böylesine bir ölüme güler de geçer. Ama aynı emele inanıp, aynı inaçları paylaşıp, o uğurda birlikte aynı yastığa baş koyarak can vermek bir yüce gönüllüktür bence.
Aşk için çok çelişkili şeyler yazıyor olduk. Kimi zaman başkası nedeniyle, başkası üzerinden kendisine dolanan kement tanımı hoşumuza gider oldu, kimi zaman aşkın tek kişilik olduğu, kimi zaman da bir paylaşım. Ama sanırım paylaşım olan türünü yaşayabilenler, paylaşarak birlikte ölüme gidenler, dünyanın en mutlu aşıkları olmalı.
16 ŞUBAT 2008 SAAT 12.00 DE TAKSİM’ ANITI ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASI yapılacak. "Keşke" demek istemeyenlere duyrulur.
Foto: Gazeteci Ergin Konuksever’in üstteki fotoğrafı, aslında bir dönemin panaroması gibidir. Gericiler tarafından bıçaklanan, dövülen bir devrimci genç ve olayı izleyen toplum polisi...