​ AŞK ÖYLE KOLAY DEĞİL / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ZEREN KEZİBAN KARAASLAN

http://blog.milliyet.com.tr/zerenkezi

27 Şubat '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

AŞK ÖYLE KOLAY DEĞİL

AŞK ÖYLE KOLAY DEĞİL
 

Kızıldenizden geliyorum lilith soyundan diye başladığım yazıyı yeğenimin telefonuyla değiştirdim çünkü aşık olup olmadığını bilmiyordu ve bana soruyordu...

Aşk,

bir annenin gözündeki bebek

bir bebeğin yüzündeki

annedir biraz...

Narsius un gölde gördüğü , gözlerindeki kendi değil miydi? Ve gördüğüyle bir olma bütün olma düşü belki de göle düşüren... Hani tanrı tüm insanları yaratıp önünde secde etmesini istemiş...İnsanın dışında tüm canlılar buna itaat etmiş...İnsanın bu davranışına kızan tanrı hem ceza hem de gücünü azaltmak için insanı ikiye bölmüş... O gün, bu gündür diğer yarımızı arar dururmuşuz... Derler ki aşk işte diğer yarımızı bulma tamlanma halidir... Öyleyse aşk o kadar kolay değil!... Yani aşk çok eski bir duygu , ilklerin öncesi...Beğendiğim bir öyküyle aşkın ne olup ne olmadığına bakalım isterseniz:

"Aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsun?
Arthur kafa sallayarak onayladı. Merlin 'in önsezisi ile soru sormaktan kurtulmuş olmaktan mutluydu. Yaşlı büyücü bir süre düşündü ve
- "Herşeyden önce unutma ki gerçekten önemli bir şey sordun. Aşk hakkında sözlerle anlatılamayacak bir şey vardır, ama önce benimle gel dedi.
Arthur 'u öğle güneşinin parladığı bir açıklığa götürdü. Merlin'in elinde güneşe doğru tuttuğu, yanan bir mum belirdi.
- Yanıp yanmadıgını görebiliyor musun ? diye sordu.
- Hayır dedi Arthur.
Güneş o kadar parlaktı ki mumun alevi görünmüyordu.
- Ama bak" dedi Merlin. Bir pamuk parçasını muma yaklaştırdı ve pamuk hemen yanıverdi. - Bunun aşkla ne ilgisi var? diye sordu Arthur, ama Merlin yanıtlamadı.
Sadece yılan otunun çiçeğini alıp suyundan iki damla Arthur 'un parmaklarına sıktı. -

-Tadına bak dedi.
Arthur yüzünü ekşitti.

-Çok acı
- Merlin çocuğu göle götürüp ellerini yıkamasını söyledi.
- Şimdi suyun tadına bak dedi.
- Acılık kaldı mi?
- Hayır" dedi Arthur.
- Ama bunun aşkla ne ilgisi var?
Merlin yine karşılık vermedi ve çocugu ormanın daha da derinlerine götürdü.
- Şimdi kıpırdamadan otur dedi sessizce.
Arthur söyleneni yaptı. Biraz ileriden bir fare açıklığa fırladı, ama daha hareket edemeden bir kartal fareyi kaptı ve avıyla birlikte yüksek sarp kayalıklardaki yuvasına uçtu.
Arthur şaşkınlıkla,
- Ama bana aşktan bahsedeceğini söylemiştin. Tüm bu gösterdiklerinin aşkla ne ilgisi var? dedi.

- Dinle"dedi ustası.
- Güneşe tutulduğunda, görünmeyen mum gibi egon da aşkın dayanılmaz gücünde eriyecek. Gölün suyuyla yıkandığında kaybolan acılık gibi, hayatının acılığı da aşkla karıştığında en berrak sular kadar tatlı olacak. Ve kartalın avını yakalaması gibi kendine verdiğin önem de, seni içine alan aşkın gözünde bir pırıltıdan ibaret kalacak.
Sevginin gücü, saflığın gücüdür. Sevgi kelimesi bir çok şekillerde kullanılır ama o, büyücü için kutsal bir kelimedir, çünkü onun için sevgi,
- Tüm kötülükleri yok ederek sadece asil ve gerçek olanı bırakan demektir.
- Korktuğun sürece gerçekten sevemezsin diye uyardı Merlin.
- Öfkelendiğin sürece gerçekten sevemezsin. Bencil egon var oldugu sürece gerçekten sevemezsin.
- Peki o zaman nasıl sevebilirim ki? dedi Arthur, korku öfke ve bencilliğin sıkça deneyimlediği şeyler olduğunu bilerek.
- İşte işin gizemli kısmı burası diye yanıtladı Merlin
- Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak. Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep iş başındadır. Sevgisiz insan diye bir şey yoktur; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlar vardır.
Görünmeyen ve ebedi olan sevgi, duygu ve heyecandan öte bir şeydir; o, hazdan ve hatta bir vecd halinden de ötedir. Büyücünün gözünde o, soluduğumuz hava, her hücredeki devinimdir. Sevgi evrensel kaynağından herşeye nüfuz eder. O, mutlak güçtür. Çünkü zor kullanmadan herşeyi kendine çeker. Sevgi, acı çekilirken bile, zihin ve ego'dan uzaklarda görevini yapar. Sevgi ile kıyaslandığında diğer tüm güç çeşitleri zayıftır.
- Sen bir kral kadar güçlü müsün? diye Merlin'e sordu Arthur.
- Bir kralın güçlü oldugunu nerden çıkarıyorsun? diye karşılı verdi Merlin.

-Krala gücü, her zaman ayaklanıp bu gücü geri alabilecek halkı tarafından verilir. Bu yüzden tüm krallar korku içinde yaşar bilirler ki sahip oldukları hersey ödünç alınmıştır. Ülkenin en fakir kişisi bile kraldan daha zengindir; ta ki kral, gücünü bırakıp sevgiye teslim olana kadar.
- Hayattaki gerçek güç içten gelir. Dünyayı sadece içten gelen sevginin ışığında görmek, zedelenmez bir huzurda korkusuz yaşamaktır.
- Sevgi ile ilgili, insanların dikkatinden kaçan birçok sır vardır.
Sevilmek için önce sevmeniz gerekir. Birisinin sizi koşulsuz olarak sevdiğinden emin olmak istiyorsaniz, onu koşulsuz sevmeniz gerekir. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendinizi sevmeniz gerekir.
- Bunların çoğu açık gibi görünüyor. Peki o zaman niye böyle yapmıyoruz? Büyücünün cevabı şudur:
- Sevgi ortaya çıkarılmalıdır; onu reçine gibi gizleyen öfke, korku ve bencillik katmanlari soyulmalıdır. Tamamıyla sevgi dolu bir hayat için şu anda sahip olduğunuz hayatı saflaştırın. Sevgiye yaklaşmanın doğru ve yanlış bir yolu yoktur. Ümitsizce sevgiyi arayan bir insan dedi Merlin, ümitsizce suyu arayan balığı hatırlatır.Yaşam çok sevgisiz görünebilir ama insanı sevgiden yoksun bırakan dışarıdaki dünya değil, onu algılayanın gözleridir..

sevgiyi hayatınızın değişmez tam bir parçası haline getirmek istiyorsanız, önce şu an sevgi dediğiniz şeyi yeniden tanımlamanız gerekir.
Çoğumuz sevgiyi birine duyulan çekim, önemsendiğimizi hissettiren bir beslenme kaynağı, haz ve keyif, güçlü bir his veya heyecan olarak düsünürüz.Her ne kadar bunlar sevginin birer yönüyse de, büyücü bunların en iyi ihtimalle tam olmadığını söyleyecektir.
- Ölümlülerin tarif ettiği sevgi, zayıflayıp yok olmaya mahkumdur dedi Merlin. -

-Sizin sevgi dediğiniz şey gelir ve gider. Bir arzu objesinden diğerine atlar. Arzularınız reddedildiğinde çabucak nefrete döner. Gerçek sevgi değişmez. Onun bir objeyle ilgisi yoktur ve başka bir duyguya dönüşmez, çünkü en başta o, bir duygu değildir. Tüm sahte sevgileri terkettiğinizde geriye ne kalır? Yanıtı, kendini kabullenmeyle ortaya çıkmaya başlar. Içsel bir güç olan sevgi önce içinizde, yine kendinize yöneltilmiş olarak belirir.

- Ölümlüler sevgi için huzursuz ve endişeli bir şekilde telaşlanıp dururlar dedi Merlin.
- Sevdiklerine sahip olamazlarsa öleceklerini zannederler. Ama gerçek sevgi sizi huzursuz etmez, çünkü onun ifade edilmeye ihtiyacı yoktur. En sevilen kişi bile sizin bir parçanızdır. Başkasından alacağınızı zannettiğiniz sevgi, farkındalığınızdaki bir sınırlılığın belirtisidir. Büyücü için tüm sevgiler benlikten gelir.
- Bu, kulağa çok bencilce geliyor diye itiraz etti Arthur.
- Benliği ego ile karıştırıyorsun, ama gerçekte benlik ruhtur diye yanıtladı Merlin. Bencillik ise sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen ego 'dan kaynaklanır. Ego, "Seni seviyorum, çünkü sen benimsin" dediğinde sevgiden degil, üstünlük kurma ve sahiplenmekten bahseder. Gerçekten sevmeyi öğrenenler ilk önce bencilliği bırakmışlardır. İşte bundan sonra çok değişik bir deneyim başlar.
- Peki bu nasıl bir şeydir? diye sordu Arthur.
- Bunu hiç bilebilecek miyim?
- Bir gün bu huzursuzca telaşın bittiginde, ufak bir ışık göreceksin kalbinde. İlk önce bir kıvılcım büyüklüğünde olacak, sonra bir mum alevi ve nihayet cayır cayir yanan bir ates. Sonra uyanacaksin ve bu ates günesi, ayi ve yildizlari kaplayacak. Iste o anda evrende sevgiden baska bir sey kalmayacak, ama yine de bunlarin hepsi kalbinde olacak.
Yukarda ; gerçek mi efsane mi olduğu hala tartışılan Britanya Kralı Arthur ile ona yardım ve danışmanlık eden bilge büyücü Merlin in aşk hakkındaki diyaloğu nu okuduk... Hayli düşündürücü ve öğretici olan bu konuşmanın bize aktardıklarıyla aşk sandığımız ya da aşk sanılıp bize anlatılanlara bir bakabilsek, neler buluruz, hangi yüzümüzle karşılaşırız kimbilir...

Rene Berger, “Acının da, korkununda her biçimi yakaladığı vücudun şeklini bozar” der..

Demek ki, bozulmamış olması gerekiyor vücudumuzun ve Merlin in anlatmak istediği gibi olumsuz güdülerden arınmış olmak aşka ulaşmamızı sağlayacak... O zaman kendi yarımızın tam ve sağlıklı olmasına çalışalım ki diğer yarımızı bulabilme şansımız fazlalaşsın...Tanıyabilmemiz için de gerekli ... Kimbilir...Kimbilebilir ki bunu...

Aşk bir bilgelik halidir...Anlatılamayan ama yaşanan bir masumiyetlik yani... Yüzümüzde uyanan çocukluğumuzun liri...Renklerini bilmediğimiz günlerin çevirisini yapan lirik ezgi...

Aşık olduğunu iddia eden tiplere dikkat ettiniz mi hiç...Gururla onurla taşınması gereken bu duygu nasıl anlatılır bazen... Üzülerek bakakalırız... Hani Gertrud adlı eserde Herman Hesse’nin dediği gibi:” Mahzun mahzun arkasından baktım, gördüğüm manzara uzun süre aklımdan çıkmadı. Gerçekten bambaşka biri miydim bütün bu insanlardan; Marion’dan Lotte’den, Mounth’tan? Gerçek sevgi denen şey bu muydu? Hepsini görüyor, bütün bu ateşli insanları görüyordum; sanki bir fırtınanın önüne katılmış yalpalayıp duruyor, bir belirsizlikten içeri savruluyorlardı.

Erkekleri görüyordum; bugün arzuyla, yarın bıkkınlıkla kahroluyor, yana yakıla seviyor, sevgilere hoyratça son veriyor, hiçbir sevgiye güven beslemiyor, hiçbir sevgide mutlu olamıyordu.
Kadınları görüyordum sevgiden yanıp tutuşan; aşağılanmaları ve dayakları sineye çekiyor, sonunda kapı dışarı ediliyor, ama bağlandıkları erkekten yine de kopamıyor, kıskanç ve horlanmış sevgiyle onurları çiğnenmiş, köpeksi bir sadakat sergiliyorlardı.

O gün uzun süredir ilk kez oturup ağladım. İçerleyerek, kızarak gözyaşları akıttım bu insanlar için; dostum Mouth için, yaşam ve sevgi için gözyaşları. Ayrıca kendim için de daha bir sessiz, daha bir el altından gözyaşları akıttım, bir başka gezegende yaşar gibi bütün bu insanların arasında yaşayan, hayat denen şeye akıl erdiremeyen, sevgiye susamışlıktan ölen, ama sevgiden de korkmadan duramayan benim kendim için.”

Diğer yarımızın peşinde olmanın zorunluğu ve zorluğuyla da kendimizi kolay aldatabilir, başka duygularla karıştırabiliriz.. Tanımı ne olursa olsun aşkın, hayata dair yorumun tam ortasından aktarılır... Kişiyi ele verir yani...

Yine Kral Arthur’dan bir hikaye:

Kral Arthur eşinden yani Kraliçeden odadan ayrılmasını ve gece yarısına kadar gelmeyeceğine söz vermesini rica etti. Guinevere söyleneni yaptı. Döndüğünde tüm mumlar sönmüş, kadife perdeler çekilmiş, odayı zifiri karanlık kaplamıştı.

-Korkma, ben buradayım."

-Lordum, ne yapmamı istiyorsunuz? diye sordu Guinevere.

-Bu odayı ne kadar iyi bildiğini anlamak istiyorum dedi Arthur. Bana doğru yürü ve etrafında nelerin olduğunu söyle, ama hiçbirşeye dokunma.

Karısı bunun çok garip bir sınav olduğunu düşündü ama söyleneni yaptı.

-Şu yatağımız ve şuradaki de karşı kıyıdan getirdiğim meşe çeyiz sandığı. Köşede uzun, işlemeli İspanyol demirinden yapılmış mumluk duruyor ve duvarlarda da karşılıklı olarak iki goblen.

-Tarif ettiklerin olanlar değil, olmasını umduklarındı. Ancak, beklentiler kuvvetlidir. Işık olmadan bile umduğunu görüp ona göre tepki verdin. Odayı aynı hissetmedin mi? Etrafa çarpabileceğin yerlerde temkinli yürümedin mi?

Guinevere başını sallayarak onayladı.

-Şimdi bak dedi Arthur. Bir iki ve sonra üç tane mum yaktı.

Guinevere etrafına bakınırken odanın bomboş olduğunu görünce şaşırmıştı.

-Anlayamıyorum diye mırıldandı..

-Gün ışığında bile dedi Arthur, görmeyi, duymayı ve dokunmayı beklediğimiz şeylere göre yürüyoruz. Her deneyim, bir gün, bir saat veya bir saniye önceki anılarımızla beslediğimiz bir sürekliliğin üzerine kuruludur. Eğer tamamıyla beklentisiz görebilirsem, önemsediğim şeylerin gerçekliğini yitireceğini söyledi Merlin. Büyücünün, ışık geldikten sonra gördüğü dünya gerçek dünyadır. Bizimki ise karanlıkta el yordamıyla bulduğmuz gölge bir dünya...


‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ denen Maslow un kuramını hepimiz biliriz... Beş basamaktan oluşan bu kuramı hatırlayalım... İlk basamak Fizyolojik kökenli ihtiyaçlar; açlık-susuzluk-uyku-nefes alma-cinsellik vs.. İkinci basamak; güvenlik ihtiyacı, üçüncü basamak aidiyet ve sevgi ihtiyacı, dördüncü basamak; saygı ihtiyacı (Bu iki şekilde tarif edilir öz saygı yani kişinin kendi kendisine olan saygı ihtiyacı ve diğerlerinden beklediği saygı) ve beşinci ihtiyaç da kendini gerçekleştirmesi...Bu ihtiyaçlar güdüyle tarif edilir... Fizyolojik, Psikolojik, Sosyal güdüler... Fizyolojik kökenli güdüler doğuştan kazanılmış, psikolojik kökenli güdüler hem doğuştan hem sonradan kazanılmış, sosyal içerikli güdüler sonradan öğrenilmiş güdü oldukları söylenir... Sosyal içerikli güdüler; beğenilmek, kabul görmek, onaylanmak, sayılmak sevilmek, dostlujlar kurmak, yardım etmek gibi duygulardır kişiyi harekete geçiren bu güdüler kişilik ve davranış modellerini oluştururlar... Çatışmaları yaratan da insanların zihinsel ve ruhsal ihtiyaçlarından kaynaklı olan bu güdülerdir...

Maslow ihtiyaçların insan davranışlarına yön verdiğini savunur ve ihtiyaçlar tatmin edilinceye kadar farkında bile olmadan her türlü harekete sevk eder bu güdüler der..

İşte bu ihtiyaçlar doğrultusunda bir sığınak yaratırız büyüleyici bir şey olan aşk tanımını yaparak... Bir kere aşk karşılıksız doğmaz....Yani diğer yarımızda bizi tanıyacaktır... Aşk paradigmamızı da tanımlar yaşantımızın... Aşk yaşamı yorumlama şeklini de barındırır çoğu...

Aşk hem kült hem mürşittir ...Sessiz bir ahde vefadır aynı zamanda...

Aşk; duyduların birbirine akıp bileşke oluşturmasıdır... Çoğalmak büyümek, yaratmaktır aynı zamanda büyük keşiftir... Yoksa “aşk varlığımızın doğum sancısı” der miydi Abelard... Aşkın –aşkı yaşayanların psikodinamiğini incelemeyi uzmanlara bırakıp

Helois in Abelard a yazdığı mektupta aşkın tarifsiz tarifine bakalım... Ve lütfen bu büyülü ve esrarengiz kelimeyi gerekli ve tam yerinde kullanalım...

“Gerçek bu: sen olmayanher şey , için ölüyüm ben

(...)

gecenin doruklarında dört nala koşuşturmuştuk

bedenlerimiizi

daha da doruklara çıkmıştık doğan güneşlerle

(...)

Ben böyle seviyorum işte;

Zerafetini gaddarlığını, inceliğini, kabalığını

Olduğun şairi, olmadığın erkeği seviyorum

Bir zamanlar çocuk olduğun

Ve bir gün ceset olacağın için seni seviyorum

Hem gövdeni hem aklını seviyorum

Yalnızca boynunun düzgün çizgilerini değil

Koltuk altının terini de seviyorum

Kanımı tutuşturan gücünü de

Çocuk gibi elinden tutma hissi uyandıran

Güçsüzlüğünü de seviyorum...

Tanrı böyle sevemiyorsa, ben de sevgimi tanrı yaparım!”


Keziban Karaaslan

 
Toplam blog
: 35
: 573
Kayıt tarihi
: 18.02.09
 
 

Bağımsız bir yaşam sanatsız düşünülemez! diyen bir kaç yıldır Gaziantep' te yaşayan, kamuda çalışan ..