​ Aşk romanları yazarının gündemde kalma hainliği / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '08

 
Kategori
Güncel
 

Aşk romanları yazarının gündemde kalma hainliği

Aşk romanları yazarının gündemde kalma hainliği
 

Kaleminizi satmayın!


Adamın yazdığı romanların içeriği ve elde tuttuğu okurlarının yapısı, Barbara Cartland adlı roman yazarının düzeyinde. Yani, yazılması da, okunması da kolay olan bu romanlar bu nedenle çok okur buluyor. Okuyan birşey kazanmıyor, okumayan da hiç bir şey kaybetmiyor. Yalnız, boş zamanları hoyratca harcamak için, ya da yatağa yattığınızda "uykum gelsin" diye okunacak türden romanlar.

Roman çıkıyor. Yayıncı firma neredeyse gazete fiyatına yayınladığı kitaba dedikodu türünde bir reklam kampanyası başlatıyor. Yazar gündeme geliyor. Ancak, ortaya konan romanın edebi ve ebedi bir önemi olmadığından, saman alevi gibi yazarın adı da, romanı gibi bir anda anılıp, bir anda sönüveriyor.

Oysa, gündemde olmaya alışmış popüler sanatçılar, gündemden düşmeyi kendilerine yediremezler. Bu nedenle gündemden düşen sanatçılar eğer bayansa oralarını buralarını açarlar ve sonra da "Ay gazeteler frikikimi yakalamış" derler. Yok eğer gündemden düşen sanatçı bay ise o zaman da ünlülerle aşk öyküsü ortaya çıkar. Yani, gündemdeki bir bayan ünlüyle el ele kol kola fotoğraları yayınlanır. Maksat, gündemde olmak.

Barbara Cartland düzeyinde romantik aşklara biraz da dönemin olaylarını katarak yazan bizim yazar da gündemden düşmeye başlayınca içinde yaşadığı Cumhuriyet'ine aykırı düşmeye başladı. "Bu cumhuriyet eskidi biz ikinci cumhuriyeti kuralım" dedi. Şimdiler de ise çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin savunucusu bütün kurum, kuruluş ve kişileriyle kavga ediyor. Türk ordusunu sevmiyor. Çağdaş Cumhuriyet'in tek savunucusu kalmış olan yüksek yargıyla kavga ediyor.

Tüm bunları neden yapıyor?

Adamcağız kendince bir "demokrasi" kavramı geliştirmiş. Geliştirdiği bu demokrasi kavramına göre çağdışı kalmak özgürlüğü herkese tanınmalıymış. Ama, giderek, bir ülkeyi çağdışına sokacak siyasi partilere de bu amaçlarını gerçekleştirmek için izin verilmeliymiş. Bir de bu aşk romanlarının yazarının ülke ekonomisi falan umurunda değil. Onun tek isteği, ülkenin sosyal yapısının değişmesi ve ülke bütünlüğünün dağılması. Yani, bu yazara göre, tüm ülke halkı kara çarşafa büründürülse demokrasi gereği. Ya da ülkenin bölünmez bütünlüğü zarar görse demokrasi gereği. Ve tüm bunlara karşı ordu direniyorsa, bu ordu yazarın en büyük düşmanı oluyor. Yüksek yargı organları çağdaşlıktan ödün vermiyorsa, bu yargı sistemi yazarın en büyük düşmanı oluyor.

Ne için?

Gündemde kalabilmek için.

Bu yazar elbette kendisine "taraf"da buluyor. Peki kim bu "taraf"lar? Elbette çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne kin besleyen ve onu yıkmak için uğraşan kökü içerde de olan, dışarıda da olan Mustafa Kemal düşmanları. Yani, biz, Kemalistler...

Elbette bu düşmanların başında Türkiye'nın Misak-ı Milli yani ulusal sınırlarına her zaman gözünü dikmiş dış güçler var. Bugün bu düşmanların dikkati daha da artmıştır. Çünkü, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Kuzey Irak'da kurulmuş olan Kürt devletinin sınırları içinde Türkiye'nin Güneydoğusu'da var. İkincisi ise çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusalcılık kimliğinden soyundurulup, İslâmi kimliğinin giydirilmesi uğraşı ve amacı var. Yani, Türkiye Cumhuriyeti, dinsel ya da yarı dinsel bir sisteme geçmediği sürece, Güneydoğusu'nu asla ve asla Kuzey Irak'a bırakmayacaktır.

İslâmlaşma ile Güneydoğuyu terk etme arasındaki bağ şudur: Orada sürekli bir huzurluk yaratılacaktır. Öte yandan Türkiye halkı büyük bir hızla siyasi İslâmlaştırılacaktır. Ulusal bir Türkiye ve ulusal bir Türk ordusu bir avuç vatan toprağını hiç kimseye vermeyecektir. Fakat, din devleti olan bir Türkiye'de, ulusalcılık kavramı olamayacağından "dinim mi gitsin toprağım mı?" ikileminde kaldığında "toprağım gitsin" seçeneği hiç kuşkusuz kabul görecektir. Gidiş bu yöndedir. Şimdilik bir köken kavgası gibi gösterilen Güneydoğu olayları, çok yakında din ve mezhep çatışması olarak gösterilmeye başlanacaktır. İşte bu aşamada "Sünni İslâm inancınıza saldırı var" denecek ve vatan topraklarından vaz geçilip, sünni İslâm inancı savunması başlayacak. Yani, "Dinim benim, toprağım senin olacak" denecektir.

Bu gidişatın siyasal yollarını açan ABD'dir. Dini yollarını açan ise, yine ABD güdümlüsü olmak kaydı şartıyla tarikatlardır, tarikat liderleridir ve bu tarikatlere gönül vermiş kişiler değil, bu tarikatlare siyasi ve ekonomik çıkarları için bağlanan siyasetçilerdir, yazarlardır, gazetecilerdir. İşte bu amaçla bir zamanların devlet kadrolu imamı Türkiye'ye büyük yatırımlar yapıyor. İktidarlara kendi kadrolarını taşıyor. Para verip gündemde kalmayı amaçlayan yazarları buluyor ve onlara gazete çıkarttırıyor. Sonra emirle yazılar yazdırıyor, hangi kurum, kuruluş ve kişilere saldrırıda bulunulacağını işaret ediyor.

Amaç ne?

Amaç, ABD'nin Ortadoğu'ya yerleşmesi ve İsrail devletinin huzur içinde Ortadoğu'da yayılmasını sağlamak. Buradaki henüz toprak üzerine çıkmamış enerji kaynaklarına el koymak. Bütün denizlere ve Asya'ya açılan yollarda egemenlik sağlamak.

ABD aptal değildi. Bugün yaşanan ekonomik krizlerin elbette habercisiydi. Ancak, aynı ABD bu krizlerden çökecek olan kapitalist sistemini, yeni sömürgelerle ayağa kaldırmayı hesaplamış olmalıdır. Bugün için bu hespların içinde Ortadoğu var. Ancak, yarın içinde Türkiye'nin de bulunduğu ülkeler var. Çünkü, Türkiye gibi ülkelere yıllardır madenlerinin çıkartılmasına ve işlenmesine asla izin verilmedi. Bunun nedeni elbette ABD'nin uzun vadeli kendi ekonomik çıkarlarıydı. İşte, ABD için gün o gündür. Şimdi Türkiye'nin ortaya çıkarılmasına izin verilmeyen petrolünü çıkarma izni var. Bizim siyasetçilerimiz petrol aratmaya başladık diye sevinedursunlar. Öbür tarafta bor madeni geleceğin enerjisi olarak düşünülüyor ki, bu madenin büyük kısmı Türkiye topraklarında ama Türkiye bunu da kullanamıyor. Yer altında oldukça zengin altın madeni olduğu biliniyor ancak bunu da Türkiye kendisi değil yabancılara arattıyor.

Şimdi bir daha düşünelim: Türkiye dinsel bir yönetime doğru sürükleniyor. Bunun bütün alt yapıları hazır. Türkiye bölünmeye doğru sürükleniyor ki bunun da alt yapısı hazır.

Ve bütün bunlara "Demokrasi gereği" diye çanak tutan siyasetçiler var gündemde kalmaya çalışan yazarlar var...

O halde üst yapısı da hazır.

Geriye ne kaldı?

Uygun bir zaman.

Bu uygun zaman geldiğinde o gündemdeki yazar da, bu ortamı hazırlayan siyasetçiler de "yeni düzenin" ilk kurbanları olacaktır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.

İşte o zaman anlayacaklar Kemalist Cumhuriyeti'n nimetlerini.

 
Toplam blog
: 278
: 3275
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..