- Kategori
- Aşk - Evlilik
Ask uzerine genel dusunceler

Ask yine de Ask
Aşk, tarifi en zor olan duyguların en karmaşik olanıdır. İnsan, ne zaman, nerede, kime aşik olacağını bilmeden kendini birden bu duygunun girdabında hisseder. İnsanın içinde, duygularını yönlendiren karşi konulmaz bir güç vardır. Bir an için, ilk kez aşik olduğunuz ortamı hatırlamaya çalisin. O sabah yataktan kalkarak güne ilk adımlarınızı attığınızda, o gün aşik olacağınız hiç aklınıza gelmiş miydi? Aşk, bir kalp krizi gibi sizi hiç beklemediğiniz anda gelir bulur. Kalp krizinde kalbiniz belki de bir daha hiç atmamacasına durabilir ama aşik olduğunuz anda sanki kalbinizin ilk atışlarını hisssedersiniz. Kalbinizin, beyninize kan ve oksijen pompalamanın dışında çok önemli bir duygusal işlevi yerine getirdiğini aşik olunca farkedersiniz.
Gün boyu karşinıza çikan yüzlerce insanın içinde, kalp atışlarınızın aniden hızlanmasına neden olan ve sadece o kişide var olan ama gördüğünüz diğer insanlarda olmayan özellik nedir? O kişiden daha güzel, ya da daha yakışıklı olan sayısız kişi arasında size, ‘prensimi, ya da prensesimi buldum’ dedirten o hissin tarifi var mıdır? İşte aşk böyle bir duygudur. Size, yolda giderken gördüğünüz bir papatyayı kopartarak, seviyor, sevmiyor diye devam eden ama sonunda hep seviyorla biten bir oyunun mantığına inandırır. Ne kadar yorgun olursanız olun, yatakta bir o tarafa bir bu tarafa döndürerek sizi uykuya hasret bırakır. Onu görebilmek için yolunuzu değiştirir, onu görme ihtimaliniz sıfıra yakın olsa da onun içinde bulunduğu binanın etrafında olabilmek sizi ferahlatır, mutlu eder. Ona yaklaştıkça kalbinize yaklaşirsınız. Onun size gülmüş olabilme ihtimalini, onun da sizi seviyor olmasına bağlayarak, o gülüşü tekrar tekrar geriye sararak, sayısız kere gözlerinizin önüne getirdiğinizde aşik olduğunuz apaçıktır. Gözleriniz onun dışındaki kişilere ambargo uygularken, birden onu kaybetme ihtimalinin hayatınızı ne kadar karartabileceğini hissetmeye başlarsınız. Aşk, sahip olmadığınız halde kaybedebileceğiniz tek şeydir. Birden, onun da size aşik olmasını nasıl sağlayacağınız konusunda planlar yaparsınız. Tek taraflı aşkların insandan alıp götürdüğü şeylerin yerine koyulabilecek şeyler çok azdır. Çevrenizde, bir kişiye aşik olup da karşilığını alamamış bir arkadaşinızın durumunu hatırlamaya çalisin. Bu siz de olabilirsiniz. Bu kişiler, sanki ikinci vitesi bozuk arabalar gibi, bir türlü bir sonraki aşamaya geçemez. Onların unutabilme gibi bir lüksleri yoktur. Bu öyle bir duygudur ki, insana, önemsiz olduğu hissini verir. Bence tek taraflı aşklar, karşilıklı sevip de ayrılmaktan binlerce kez daha yıkıcıdır. Ama sonunda ayrılık olan tüm aşklar insandan çok önemli şeyler götürür. Ama bir çok insan için, ilk aşktan sonra yaşanan her yeni aşk, o insan için ilk aşk etkisi yapar ama ilk aşkın kimse tarafından değiştirilemeyecek bir özelligi vardır. O hep ilktir. Bir sonraki aşklar genel olarak bir önceki aşkı unutabilme amaçlıdır. Bence işe yarar. İnsan birden, gizli ve sahte bir amaçla başladığı oyunda kendini tekrar aşik olmuş bulur. İnsan, bir önceki aşkta yaşadıkları ve hissettiklerini bu kez bu aşkta belki de çok daha şiddetli bir şekilde hisseder ve bir önceki aşkını bu kadar kolay unutabilmiş olması onu hem çok şaşirtır hem de memnun eder.
Aşklar, duygusal ya da mantıksal eksende gelişir. Insanın sorumlulukları ya da gelecekle ilgili korkuları ne kadar azsa, duygusal aşklar o kadar yoğundur. Bunun tam tersi durumlarda, aşklar hep mantıksaldır. Lise yıllarındaki iki gencin aşkıyla, yaşları otuzun üzerinde olan iki kişinin aşkları arasında bazı farklar vardır. Başka bir deyişle, insan yaşlandıkça mantığını daha çok kullanır. Kapris, kıskançlık, gurur gibi insanı içerden zehirleyen duyguların, mantıklı düşünen ve hareket eden insanlardaki etkisi daha azdır. Genç aşikların tek lüksü hovardaca harcayabilecekleri zamanlarıdır. Ama orta yaştaki aşikların boşa geçirecekleri zaman yok gibidir. Armudun sapı, üzümün çöpü sözü genç aşiklar içindir. Fırtınalı bir havada ve azgın dalgalarda alabora olmamak için boğuşan bir geminin liman seçme lüksü yoktur. Işiklarını gördüğü ilk limana sığınması şarttır. Çevrenizde, ya da arkadaşlarınızın arasında, evlenmeden önce, uzun süre flört eden ve bu aşamada birbirleriyle son derece iyi anlaşan, birbirlerini ölesiye seven, çiftleri hatırlamaya çalisin. Bu kişilerin arasında evlenip de , evliliklerini hala sürdüren kaç çift vardır hiç düşündünüz mü? Benim çevremde hatırladıklarım arasında gözlemlediğim kadarıyla, evliliklerini hala sürdüren çift sayısı çok az. Çünkü flört aşamasında insan karşisındakini hep güzel elbiseleriyle, güzel kokularıyla, ayna karşisında en az yarım saat süslendikten ya da tarandıktan sonra görür. Bahsedilen konular arasında ekonomi ya hiç yoktur ya da pastanede masanıza tatlı ve kola getiren garsona verilen bahşiş sırasında çok kısa bir süreyle düşünülür. Flört sırasında pastanede yenilen tatlılar ve içilen kolalar eşliğinde havadan ve sudan konuşmalar sonucunda bu iki kişi birbirlerini yeteri kadar iyi tanıdıkları duygusuna kapılarak stratejilerini ‘bir an önce evlenelim’ üstüne hazırlarlar. Ama henüz, birbirlerinin cüzdanlarının içindeki para miktarını bile merak etmeyen bu kişiler sizce, evlendikten sonra en çok hangi konuda konuşur, tartışır ya da kavga ederler: Tabii ki, Para ya da paranın azlığı. Uzun ve sağlıklı evliliklerin temelinde sevgi, saygı ve maddi yeterlilik vardır. Aşk, eninde sonunda bitse de geriye kalan saygı ve maddi yeterlilik evliliği sürdürmeye yeter. Ama, bu iki unsurun olmadığı evlilikler eninde sonunda biter. İnsan flört aşamasında, sevdiği kişiyi başkasına kaptırmamak için insan üstü bir gayret gösterir. Ama evlendikten sonra durum değişir. Evlilikten sonra eşinizin doğum gününü, evlilik yıldönümünüzü unutma lüksünüz vardır. Ama çok geçmeden, banyoda yere atılan havlular, ters tarafından sıkılan diş macunu, höpürtetilerek içilen su eşlerin dikkatini çekmeye başlar. Flört aşamasında hiç dikkat edilmeyen hareket biçimleri evlilikten sonra göze çöp gibi batmaya başlar. İşte bu andan itibaren o çiftlerin ilişkilerinde aşktan sözetmek imkansızdır. Bu birlikteliğin ömrü, pamuk ipliğinin sağlamlığına bağlıdır. Ama ne olursa olsun aşk hep güzeldir. Ögrenmenin yaşi yoktur derler, Aşkın da.
Özellikle yaşimız otuza girdikten sonra zamanımızın elimizdeki en değerli hazine olduğunu anlarız. Zamanı yavaşlatmak ya da geri döndürmek henüz icat edilmediği için, bizler geri kalan zamanımızı nasıl daha verimli geçireceğimizi düşünür ya da planlarız. Gençliğimizde yapamamış ya da yaşamamış olduğumuz bazı şeyleri ilk kez ya da yeniden yaşayabilmenin hayalini kurarız. Bu tür özlemlerin en önemlisi aşktır. Bu yaşlardaki insanlar genelde ununu elemiş eleğini asmışlardır. Yani evlidirler. Ne yazık ki toplumumuz bu yaşlarda hala evli olmayan kişilere sakat muamelesi yapar. İşte bu yüzdendir ki, hemen hemen her bir Türk ferdi, doğar, büyür, evlenir, yaşlanır ve ölür. Bazıları evlendikten sonra büyür ya da yaşlandıktan sonra evlenir. Çok az da olsa, bu yaşlarda olup da evlenmemiş olan kişiler, her adımda toplum baskısını omuzlarında hissederler. Onları evlenmiş görmeyen ana ve babalarının gözleri hep açık gider öldüklerinde. Bu bir mürüvvettir ve görülmesi gerekli bir şeydir. Bu çok büyük bir baskıdır ve insanda uyku dünek bırakmaz. İşte insanın en dikkatli olması gereken anı da budur. Gençlik yıllarında ve güzellik ya da yakışıklılıklarının zirvesindeyken aynı masada bile görmeye tahammül edemediği türden insanların karşilarına bir kez daha çikmasi için dua bile ederler. İnsan, bütün bir ömrü boyunca aradığı aşkını hiç beklemediği bir anda bulur. Ama ne yazık ki, bulduğu bu aşkın yasak bir aşk olma ihtimali de vardır. Başka bir deyişle, evli bir kişiye aşik olmak ya da evliyken bekar bir kişiye aşik olmak gibi. Bu durumda iki taraf da çok büyük bir ikilem yaşar. Aşkların açıklanması durumunda insanın birbirini kaybetme ihtimali olduğundan kimse aşkını karşi tarafa açamaz. Bakışlar aşk bakışlarıdır, sarfedilen sözler gizli anlamlar yüklüdür ve hissedilen kesinlikle aşktır. Yıllardır beklenilen aşk bulunmuştur ama ne yazık ki aşiklar birbirlerine ulaşamayacak kadar zor durumdadırlar. Bu arada zaman geçmekte ve bekleme lüksü olmayan taraf için arayışlara devam etme zorunluluğu vardır. Bu arayışlar sırasında yeni dostluklar edinilir ve bu dostlukların bazıları sonu ciddi ilişkilerle sonuçlanabilecek yapıda olabilir. Ama bir tarafta gerçekten sonunda bulunulduğuna inanılan imkansız aşk diğer taraftan da içinde aşk olmayan bir ilişki. Bu bir ikilemdir ve insanı acımasız bir tercihe zorlar. Bu bir mantık tercihidir ve aşk hep kaybeder. İşte aşk böyledir. İnsanı hiç düşünemeyeceği kişilere aşik eder. Eş aldattırır, yuva yıktırır, katil eder, ölüme gönderir. Ona karşi koyabilmek imkansız olmasa da çok zordur. Hayat, geçmişlerinde bu tür aşkları yadırgayan ya da ayıplayan kişilerin aynı durumlara düştüklerine tanıktır. Aşkın heyecanını ve kalbe verdiği tatlı titreyişlerin büyüsünü başka birşeyle ikame etmek imkansızdır. İşte bunun içindir ki, yaşimız ilerleyince bulunan aşklar insanı daha derinden etkiler. İnsan, yaşlandıkça kendini aşik olunamayacak kadar içi geçmiş hisseder. İnsan, kendini böyle önemsiz hissettiği bir anda karşisına biri çikar ve ona daha ölmedigini hissettirir. Bu ilişkinin yasak ya da toplumda kabul görmeme özelligi olduğundan gizli gizli yürütülen bu ilişkide üzülecek kişilerin sayısı oldukça fazladır. Ama, freni patlamış bir araç gibi kimse bu aşkı durduramaz. Ben, herkesin aşk denilen fenomeni eninde sonunda tatmadan düşmanım da olsa bu dünyadan göçmesini istemem. İçinde aşk olan her ilişkiyi soğuk kanlılıkla, kimseyi suçlamadan ve ayıplamadan olduğu gibi değerlendirmeyi ve kabul etmeyi yıllar önce ögrendim hayat okulunda. Darısı bu yazımı okuyanlara...)