​ Aşk ve yanılsama / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Aşk ve yanılsama

Aşk içsel olarak kaygı ve kuşkudan arınamayan yalnız bireyin yalnızlığını aşma çabasıdır. Aşk uyuşturucuya benzer, insanı bu dünyanın acılarından, sıkıntılarından kurtarır, kişi içinde barındırdığı kaygıdan bir sürede olsa uzaklaşır. Aşk ağrı ilacına benzer, kullanıldığında dinen ağrıdır, ancak hastalık varlığını belirtilerini göstermese de sürdürür. Aşk mülkiyet tutkusuna benzer, benliğe dışardan destek olur, bireye güç kazandırır; ancak sadece görünürde bir güçlülüktür, mülkiyet desteğinden mahrum kalan birey nasıl ki eski soyutlanmış, panik kişiliğine bürünürse aşkın bitimi de kişiyi bu hale sokar.

Yalnız insan, hayatta varlığını kuşkulu açıklamalarla soyutlanmışlıktan kurtulmak için anlamlandırmaya çalışır. Oysa tüm yaptıkları yalnızlığı gerçekten aşıp birey olmasını benliğini inşa etmesini sağlamaz. Yaptıkları günü kurtarmaktan ibarettir. Düzen adamı olarak giriştiği rekabet ortamından başarılı çıkmak isteyerek saygınlığını arttırmayı arzu eder, daha çok sermaye, mülk edinerek benliğini pohpohlamak ve böylece de içten dışa yayılan o acıyı unutmayı planlamaktadır. Ancak tüm bunlar geçicidir. İşte aşk ta bu geçici önlemlerden sadece biridir.

Vücut homeostasis dengesini, yaralı olan ruhu, acısını dindirmek, bir sürelikte olsa unutturmak için aşkı devreye sokar. Yani aşk hormonel-psikolojik, yalnızlığı belirginsizleştirme aracıdır.

Aşık birey nasıl ki mülkiyette sahiplenme varsa karşı tarafı sahiplenir. O benim her şeyim, canımın parçası der. Böylelikle benliğine dışardan ek destek yapma peşinde sürüklenir.

Aşktaki cinsellikte bu bir olma birleşme duygusundan kaynaklanır. Yalnız el ele tutuşmalar yetmez, bu durumda birey somut bir olma durumu olan cinselliğe yönelir. Aşk ta yaşanan cinsellik çiftleşme değil tekleşmedir. Partnerine tenini değdirir, cinsel uzuvlar birleşir kişi düşüncesinde ve arzularında da eşini içinde yüreğinde eritme aşkıyla yanar. Ancak hiçbir halde bu gerçekleşmediği gibi cinsel birleşmede aşıkları tatmin etmez. Unutulan bu durum bir süre sonra yine tekrarlanır. Bu fenomen aşkın son noktasına kadar tekerrür eder. Her ilişki öncesinde bireyler bir olma heyecanıyla yatağa girerler bu başlı başına bir ritüeldir. Ancak ritüel bir kandırmacadır. Başarılamayan bu durumlar, nasıl ki uyuşturucu etkisini bir süre sonra yitiriyorsa, aşkı bitiren önemli bir etken durumuna gelmeye başlar. Birey her şeyin aslında yalan olduğunu, içsel yalnızlığından gerçekte kurtulamadığını bilinçli olarak sezmese de, bilinçdışı olarak anlar. Aşk suyunu yavaş yavaş çeker. Ve aşk her şey gibi bir gün biter. Birey tekrar kendisiyle baş başa kalır. Desteği yoktur artık. Bu düzen kişiyi tek bırakmıştır zaten şimdi ne yapacaktır. Dünya ve her şey ona karşıdır, nasıl bu koca dünyaya tek başına direnecektir. Yeni yollar yeni aldatmacalar aramaya başlar. Kimisi bir aile kurup, karısı, çocukları üstünde otorite kurar. Kimisi otoriteye bağlanır, kul olur. Kimisi ulusuna yetkece bağlanır, onun dalkavuğu olur. Kimi yarattığı tanrının kölesi olur. Kimi bir siyasal düşünceye sırtını yaslar. Yani bir şeyler yapar birey. Soyutlanma acı verir, sonsuza kadar dayanamaz kişi buna. Muhakkak bu teklikten anlamdan yoksun yaşamdan kaçmalıdır. Bilinçsizce çabalar, sırtını bir yere yaslayıp benliğini okşar.

Ancak tüm bunların hepsi göz önünde olanın yok olmasını sağlar, esas insanı yaralayan gözle görülmeyen, acının, yalnızlığın kaynağı ruhbilimsel bilinç altı olaylardır. Bunlarda bilinçli bir sevgi, çalışma ve etkin insani dayanışmayla yok olurlar, insan ancak bu yollarla özgürlüğünü bulur. İnsan özgürlükten korkar kaçış mekanizmalarını da bu yüzden kullanır. Özgürlük birey olmayı emreder, birey olmaksa soyutlamışlığı getirir. Bu bir kısır döngüdür. Kişi ne kadar özgür olmayı dilese de bunun getirisine karşı yeterince ne bilinçlidir ne de cesaretlidir. Özgürlük korkutur bu yüzden.

Dediğim gibi yaşanan bu yalnız olma hali saydığım ilkelerle savuşturulabilir. Bunun aksi, acı çeken, yaralı, zayıf benlikli insanlar sürüsünü meydana getirir. Kişi birey olmalı, kendi benliğine sahip çıkmalı onun özgün şeklinin ayırdına varmalıdır; çünkü başkasını yaşayan kendi değildir.

 
Toplam blog
: 4
: 473
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

"Tüm sanatlar yaşama sanatına hizmet ederler" B.Brecht..