- Kategori
- Siyaset
Askeri Vesayet'e, ''Bye bye'' demek, kolay mı?... / ''3000'e Doğru''

Bu sabah metrobüsde işe gelirken, yanımda oturan ''yepyeni kuşak'' tan, 24 yaşlarındaki yakışıklı ve şık bir delikanlı ''Selamünaleyküm'' diyerek arkadaşıyla başlattığı cep telefonu konuşmasını aynen, şöyle sonlandırdı: ''Haydi Allah'a emanet ol... Bye bye!...
Baskın Oran hoca , 31.ocak.2010 tarihli ''Radikal iki''de, gene anlamlı ve aşındırıcı bir şekilde, ''Bye, bye, askeri vesayet'' başlıklı bir yazı yazmış!... Ellerine sağlık tabii... (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=977732&Date=04.02.2010&CategoryID=42)
Ama, merak ederim; askeri bürokrasiye bu denli yüklenen hoca efendinin, 1890'daki II.Küreselleşme' de olduğu gibi, 1990'daki III.Küreselleşmede de; bu küreselleşme süreçlerinin aydınları, iktisadi ve siyasi mühendisleri ve bu kararları veren o yuvarlak masanın arkasında olan günümüzdeki, Soros Vakfı, Rockefeller Vakifları ve CFR' yle ilgili ve de onların Türkiyedeki Truva atlarıyla ilgili bir çalışması da, var mıdır?...
Bir de ''Kürt Milliyetçiliği'nin Diyalektiği'' ni yazmış olan kendisinin, bizlerin verdiği oylara rağmen, Yeni Xoybuncular' ın yan çizmesiyle kaybettiği seçimin, basiretli bir sorgulamasını yapabilme fırsatı ve şansı olmuş mudur?...
Ve bir de, haklı olarak, ''PKK, 12 Eylül faşizminin Diyarbakır Cezaevi mezalimi tarafından yaratıldı. 1984’ten önce PKK mı vardı?'' derken, gene sormak isterim; bu PKK süreci, 1984'den sonra da Sovyetler Birliği' de olmadığı için(!), Kafkasya, Türkistan, Hindistan ve Çin'e doğru uzun erimli bir seferin kilometre taşlarını dizmek amacıyla, Lozan'la ertelenmiş ''Amerikan Rüyası Puzzle'' na dair yeni bir teşebbüsün, Diyarbakır Cezaevin'den başlatılmış ilk parça yerleştirme ameliyesi miydi?
1984 yılı, insanlık tarihinin dönemeçlerinden sayılacak bir yıldı!...12 Eylül' le uyuşmuş, darmadağın edilmiş Türkiye aydınları, Sovyetlerin, ''Perestroyka-Yeniden Yapılanma'' ile başlayan yıkılış sürecini pek bir şey anlamadan, içerden ve de dışardan, şaşkınlıkla izlemeye çalışırken, ABD ve AB'deki meşhur ve meşum düşünce kuruluşları başta olmak üzere kurulan çalışma merkezleri ve enstitüler, bu coğrafyada ve Sovyetlerin etki alanına giren siyasi coğrafyada, 1990 yılında uygulamaya sokmaya başladıkları ''Yeni Dünya Düzeni'' için gerekli kadro yaratma, ekonomik, toplumsal ve siyasi plan ve statejiler üretmeye tüm güçleriyle başlamışlardı bile!...
Meraklısına örnek mi? İşte buyrun: Şu meşhur 1984 yıllarında, dostumuz ve müttefikimiz, Türkiye yarımadasını, İncirlik Üssü misali kullanan ABD, en beyin kadrolarından birine, '' İlerde Azerbaycan'a gideceksin, git Türkiye'de hazırlan'' komutunu veriyor!... Bu beyefendi de ODTÜ'de, Azerbaycan Dili ve Edebiyatı ve ayrıca Azerbaycan Ekonomisi üzerine masterler yapıyor!...Bu arada bu siyasi ve toplumsal coğrafyaya da hazırlanıyor... Ve tam yedi yıl sonra, Azerbaycan, Kafkaslar'daki devletçikler, Ermenistan ve Türki Cumhuriyetleri boy göstermeye başlarken, o bölgeyi denetleyecek olan Bakü' de açılan elçiliklerine, bu beyefendi yani, Robert P. Finn, ''Amerikan Büyükelçiliği Müsteşarı '' olarak atanıyor...
Bu beyefendi şimdi de bildiğim kadarıyla, ABD'nin Afganistandaki yanlışlarını düzeltme amacıyla ''Afganistan Büyükelçisi'' görev ve misyonun yüklenmiş, aynı zamanda bir ''Türkolog'' olan, bir beyefendi!... Hatta bu konuda hem de Türkçe yazdığı bir makale var!... Meraklısına; (http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=12609)
Yani, biz bakarken, dünyada siyaset akıyordu!...
Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimsel yapısını , milliyetçi ulus devlet hedefiyle, milliyet esasına göre parçalayıp, küçük uydu devletçikler haline getirmeyi planlayanların başında I .Büyük Savaş sonrası gücünü devam ettiren Pax Britannica vardı!... İtihak ve Terakki'yle başlattıkları oyunu, aşama aşama ilerlettiler ve bu gün bir görüşün öncülü olan, ''Hürriyet ve İtilafçılar''la da devam ettirdiler...
Ders alınmadığı için kendini bir kez daha tekerrür ediyormuş gibi gösteren tarih, nasıl ki Osmanlı'nın son yıkım günlerinde, İstanbul'da ki Britanya'nın büyükelçisi gülümserken, hükümet olan Hürriyet ve itilafçılar'ın, kendi gölgelerinde İttihatçı avı sürdürmeye çalıştığını yazıyorsa, bu gün de, o gülümsemenin güncellere düşen izdüşümünün gölgesinde, sanki benzer bir şeyler biraz daha farklı ve tehlikeli bir biçimde ve hem de; demokrasi, vesayetten kurtulma, adalet ve sözümona açılım adına yazılmaya çalışılıyor!... O gün küçük ulus devletleri kurduranlar, bu gün, çıkarları için, merkezdeki ulus devleti federasyona dönüştürmeye çalışıyorlar...
Küreselleşmenin şimdiki şartlarından biri olan, ulus devletin yıkılması için el birliğiyle bir şeyler kotarılmaya çalışılırken, küreselleşmeyle uyumlu, ''yeni ve özgün'', ''Abdestli Devlet Korporatizmi'' de, en son hakları bir anlamda gasp edilen mazlum Tekel işçileri örneğinde olduğu gibi, ülke özelinde, pervasızca uygulanmaya çalışılıyor...
Ve bu günlerde, bir başka vesayetten kurtulma açısından(!), çok uzaklardan Kemal Burkay' ın da nihayetinde PKK 'ya ilişkin yaptığı açıklama bile, bu kez bizleri derin ve acılı bir şekilde gülümsetiyor!... (http://www.hinishaber.net/2009/kemal_burkaydan_pkk_aciklamasi.aspx)
Ortalığın gene toz duman olduğu, asker-sivil bürokrasinin günümüze gelen, İttihak ve Terakki'nin başlattığı bir gelenekle, insanı utandıracak bir şekilde her zaman birbirlerini paraladığı, o dağları karlı Erzincan'ın küçük bir ilçesinde bile bir çaycının albay rütbesiyle, ''Ergenekon'' örgütüne dahil edilmeye çalışıldığı, utanacak durumların yaşandığı acımasız, izansız süreçlerde bu ülke!...
Biz zorla cambaza baktırılmaya çalışılırken, ekonomi de farklı bir yerlere bakıyor!...
Sevgideğer Yaman Törüner'in iki gündür Milliyet'de' yayınlanan 'Borçlar İyi yönetiliyor mu?...'' başlığıyla irdeleyip yorumladığı, bu öğretici ve eğitici yazıyı okuyunca, (http://m.milliyet.com.tr/ArticleDetail.aspx?ArticleID=1196045 ) (http://m.milliyet.com.tr/ArticleDetail.aspx?ArticleID=1196578 ) yeniden eski YDH lideri Cem Boyner'in o hareketli yıllarda ağzından düşürmediği o cümleyi bir kez daha anımsıyorum!...
''Sistemden beslenenler, sistemi değiştirmezler!...'' kendilerine uyumlu hale belki getirebilirler!... Ve ülkenin en yaşamsal sorununun nasıl göz ardı edilmeye çalışıldığını, esefle bir kez daha inceleyip, gözlemlemiş oluyorum!...
Ve o yüzden bu ülkeyi yasalarla, ''koruma ve kollama'' misyonu olan bir orduya, öyle '' bye, bye'' demek kolay değil!... Bunun ulusça, demokratikleşerek, şeffaflaşarak, devlet arpalıklarını da yok edip, devleti tümüyle halkın egemenliğine yönlendirerek, yeni bir ileri anayasa, adil vergi sistemi, girişimciye dünya standartlarında bir teşvik sistemi kurarak ve dürüst seçim sistemi, iyi bir adalet mekanizması inşa edip, toplumu her alanda eğitip sivilleştirecek atılımları yaparak, halkımız diline ve kültürel değerlerine içtenlikle sahip çıkarak ve ekonomimizi dışa bağımlılıktan da bu arada fırsat verirlerse kurtarmaya çalışarak, belki yapmaya çalışabiliriz!...
Ve şüphesiz ki, cumhuriyetin ötesinde bir imparatorluğun da mirasını yüklenmiş, kendini reformize eden, gelenekten gelen hata ve yanlışlardan kendini arındırıp, hem yeniden yapılandırıp hem de modernize eden, harcamalarıyla şeffaf yüzünü ileriye döndüren, Atatürk'ün ordusuna, bu stratejik coğrafyada her zamandan daha fazla ihtiyaç var!...
Bilmem hatırlar mısınız; UNESCO Atatürk'ün 100. doğum gününü tüm dünya ülkelerinde kutlama kararını şu gerekçeyle almıştı:
"Atatürk, gelecek kuşaklara örnek olacak biçimde uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş, eğitim, bilim ve kültür alanında olağanüstü bir devrimcidir."
14.şubat.2010 / Tarabya,