- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aşkın halleri

Kaynağını bilmiyorum.
Ortalık toz duman, değerler birbirine karışmış, belirsizliklerin yarattığı gerilim ve korku ortamında baktım ki elimizde üzerinde konuşulacak yalnızca aşk kalmış; tehlikesiz, masum, insani…
Gezdim, dolaştım yine aşkçı dükkânına döndüm anlayacağınız. Neden dönmeyeyim ki? Hayatın içerisindekileri bir kazana koysan, kısık ateşte karıştırarak pişirsen, yaşam denilen bu pişkin aşure, içeriğinde aşk olmayınca insanın ağzında buruk bir tattan başka bir şey bırakmıyor. İşte bu yüzden aşkı düşünmeye mecburuz!
Ağzımızın tadı bozulmasın diye, hayat terkibinin içerisine mutlaka katmalıyız aşkı. Ben öyle yapmaya çalışıyorum. Fakat onu düşünmek o kadar kolay da değil. O kadar farklı boyutu var ki aşkın, ömrün boyunca düşünsen yazsan, gideceğin bir arpa boyu yol olur anca. Bilmem arpanın neresindeyim ama çokta usta olduğum söylenemez. Ama toy da değilim, bazı fikirlerim var aşk mevzuunda. Mesela; bu aralar aşkın halleri üzerine düşünüyorum. Maddi bir şey olmamakla birlikte, madde ile aynı hallere sahiptir diyorum aşk için. Madde gibi katı, sıvı, gaz halleri var aşkın. Başka bir açılımla, verdiğiniz emeğin derecesine göre katı, sıvı, gaz halini alabiliyor aşk.
Hani maddi bir şey değildir demiştim ya aşk için, aslında gereken çaba gösterilirse, katı halini alabiliyor; somutlaşıyor; elle tutulup, gözle görülebiliyor aşk.
Boş verilir, kendi haline bırakılırsa sıvı halini alıp, sulanıyor. Sıvı halinde yine görülebiliyor ama eskisine nazaran daha gevşeyip, nitelik yitiriyor aşk.
Gaz hali için ise aşkın saldım çayıra evresi oluyor. Bu evresinde unutulmuş, eski tadı kalmamış, sıradanlaşmış oluyor aşk. İşte o zaman aşkı, her gazda olduğu gibi elinizde tutamıyorsunuz, uçup gidiyor. Uçup gidince yok mu oluyor? Hayır, olmuyor bence; yükseliyor atmosferde yerini alıyor ve beklemeye başlıyor. Ne zaman ki emek vermeye hazır birilerini görse yağmur olup, iyice ıslatana kadar üzerlerine yağmaya başlıyor. Siz o zaman onlara sırılsıklam aşık olmuş, diyorsunuz.
Konuyu biraz daha ileriye götürüp, aşka dair önemli bir tespitimi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben, ciddi, ciddi aşkın, varlığın asıl sebebi olduğunu düşünüyorum. Hani derler ya, güneş sistemimiz oluşmadan önce gaz bulutu halindeydi diye. İşte, ben o gaz bulutunun aşkın ta kendisi olduğuna inanıyorum. Yani, her şeyin aşkın en yalın halinden meydana geldiğini, yaratıldığını zannediyorum. Bu noktada şöyle bir saptama yapsam yanlış olmaz herhalde: Aşk, varlığın kendisi, varoluşun en temel yasasıdır. İster mikroskopla bakın ister teleskopla, kâinatta her şeyin aşk ile birbirine bağlı ve bir birinin etrafında pervane gibi dönmekte olduğunu görüyorsunuz. Böylece aşkı, hem bilimsel, hem de dinsel temele oturtmuş oluyoruz, ne dersiniz?
Bu günlük bu kadar yeter ama daha da düşünmek lazım aşkın üzerine, emek vermek lazım; elde etmek lazım aşkı, sulandırmadan, elden uçurmadan en katı haliyle deney imlemek lazım! Varoluşun en temel yasasına uygun yaşamak lazım! Çalışsa mutlaka âşık olabileceği bir şey bulabiliyor insan. Ne bileyim; Leyla’ya aşk, doğaya aşk, işine aşk, Allah’a aşk… Ama mutlaka aşk, onsuz olmuyor!
Yoksa bana katılmıyor musunuz? Size aşk olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum!
Sevgiyle kalın.