Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '12

 
Kategori
Tarih
 

Aslan öldü

Aslan öldü
 

“Aslan ölmüş, yerine Kuzu geçmişti.”

1522 senesi Eylül ayı...

Fairfax Downey’nin anlattığına göre:

“Yavuz Selim vefat edince Papa Leo, bütün Katolik kiliselerinde dualar edilmesini ve halkın kiliselere yalınayak gitmelerini emretmişti.”

*

Kanunî Sultân Süleyman devrine şarkıyâtçı Ortalon’un söylediği şu sözlerle başlamak istiyoruz:

“Sultân Süleyman’ın eserleri bir sıraya konulsa, en alt katta muhârebeleri, onun üstünde bıraktığı âbideler ve en üstte ise, kurmuş olduğu ilmî ve hukukî müesseseler gelir”.

 

Muhteşem Yüzyıl’ın frankmanlarını izleyince aklıma yine Kanuni Sultan Süleyman geldi. Gerçekten ne kadar büyük bir padişahmış.

Yavuz Sultan Selim, bütün Avrupa’yı korkudan titretiyormuş. Ölünce bayram ilan edilmiş. Aslan öldü diye bağırıp, içki içip, eğleniyorlarmış.

“Aslan ölmüş – yerine kuzu geçmiş”

Diyorlarmış. Yazık.

Zaman geçince kuzunun nasıl aslana dönüştüğünü görmüşler.

Düşünün kuzu dedikleri de Kanuni Sultan Süleyman!

 

Kanuni Sultan Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in vefatının ardından tahta çıktı.

Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı.

1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı.

Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Orta Doğu'nun büyük kısmını ele geçirdi.

Afrika'da imparatorluğun sınırları Cezayir'e kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hâkimiyet kurmuştu.

Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.(alıntı)

 

Sevinçleri kursaklarında kalmış. Yavuz Sultan Selim’i arar olmuşlardır…

 

Macarstan’dan İspanya’ya kadar bütün Avrupa çan sesleriyle inliyor.

Haçlı dünyasına görülmedik bir sevinç ve neşe hâkim.

Kakahalar sokakları sarmış, ara sıra “Aslan öldü! Aslan öldü!” sesleri yükseliyor...

Neydi Avrupa’yı çılgına çeviren bu sevincin sebebi?

Bu “Aslan”, nefes alıp verdiği müddetçe Haçlıları tepeden tırnağa titretmiş olan Yavuz Sultan Selim Han idi.

Tahta çıktığından itibaren dur durak bilmeden dinine hizmet için var gücüyle çalışmış, önce Şah İsmail’i yenerek doğu sınırlarını emniyet altına almıştı.

Sonra da Mercidabık ve Ridaniye savaşlarıyla Mısır ve bütün mukaddes toprakları Osmanlı idaresi altına almış, kendisi de Halife-i Müslimin ünvanını almıştı.

Şimdi sıra Avrupa’ya gelmişti. Osmanlı sancaklarının Mercidabık ve Ridaniye’de dalgalanmasının meydana getirdiği rüzgâr, Papa’yı titretecek kadar dehşetli esmişti.

 

Osmanlı zaferlerinin yankıları Macaristan, Lehistan, Avusturya, Almanya, Fransa ve İspanya’da yürekleri hoplatmıştı.

Hilalin yükselmesi, Haçlı dünyasında tam bir panik havası meydana getirmşti.

 

Fairfax Downey, bu hususta şunları yazıyor:

“Hâkimiyeti İspanya’dan Macaristan’a kadar uzanan Habsurg Hanedanı için, Roma hükümdarı Papa için, diğer bütün Avrupa kralları için Hilal’in bu parlaklığı uğursuz bir alâmetti  ve adeta hiç rahat ve huzur vermiyordu.”

 

Avrupalılar, Yavuz’dan ve onun temsil ettiği kuvvetten, yani Osmanlı devletinden son derece tedirgindiler.

 Fakat Eylül ayının sonlarında gelen haber, doğudaki bu tehlikenin son bulduğunu gösteriyordu.

Yavuz Sultan Selim Han vefat etmiş, yerine oğlu Süleyman tahta çıkmıştı.

Haçlıların tabiriyle “Aslan ölmüş, yerine Kuzu geçmişti.”

Fakat Hristiyan dünyası, aradan daha beş sene geçmeden, yeni padişah Kanuni Sultan Süleyman Han’ın hiç de tahmin ettikleri gibi kuzu olmadığını Viyana önlerine geldiği zaman göreceklerdi.

Kanuni zamanında, Alman İmparatorluğunun İstanbul’daki büyükelçiliği vazifesinde 1555 ile 1562 seneleri arasında bulunmuş olan Oger de Busbecq, Osmanlı toplumunu yakından inceleme imkânı bulmuş bir diplomattır.

 

Busbecq’in 1581 yılında Anvers’de basılan;

“Askeri işlerde Osmanlılara karşı alınacak tedbirler hakkında tavsiyeler”

Adlı eserin, Osmanlı ordusunun özel liklerini tanıtan ve Avrupalılaırn derin endişelerini dile getiren bölümünde şöyle deniliyor:

 

“Osmanlı sistemini kendi sistemimizle mukayese ettiğim zaman, gelecekte başımıza gelmesi muhtemel şeyleri düşünerek titriyorum.

Osmanlılarda, tarih boyunca tasavvur edilebilecek orduların en kuvvetlisi mevcud. İmparatorluğun bitmez tükenmez bütün kaynakları bu ordunun emrinde.

Zafere alışkanlık, devamlı seferin tecrübeleri, birlik, düzen, disiplin, kanaatkârlık, uyanıklık, bu büyük ordunun başlıca vasıflarını teşkil ediyor.

Bizim ordularımız ise fakir, müsrif, mağlubiyetlerden maneviyatını kaybetmiş, disiplinsiz, başıboş, sarhoş ve tamahkârdır.

Eğer doğudan İran sürekli olarak Osmanlıları tehdit etmese, Avrupa’nın işi çoktan bitmişti.

Osmanlılar, İran ile işlerini bitirdikten sonra bizim boğazımıza atılacaklardır.

Buna karşı ne derece hazırlıksız olduğumuzu düşünüp titriyorum.

İlk dikkat ettiğim özellik, çeşitli sınıflara mensup askerlerin  kendi karargâhlarından dışarı çıkmamalarıydı.

Bizim karargâhlarda olup bitenleri bilenler, buna inanmakta güçlük çekerler. Onbinlerce askerin bulunduğu karargâhlarda mutlak bir sessizlik hüküm sürüyordu. Kavgadan, tartışmadan, şiddetten, zorlamadan eser yoktu.

Yüksek sesle konuşana bile rastlamadım.

Her taraf tertemizdi.

En küçük bir süprüntü bile yoktu.

Bu gibi şeyleri hemen yakıyorlar veya uzak bir köşeye götürüp gömüyorlardı.

Bizim ordugâhlarımızda ise içki içilmeyen, kumar oymayan, kavga çıkmayan çadır yoktur.

Osmanlı cemiyetinin mazarası da aynı ordugâhlardaki gibidir.

Aynı sessizlik, servet içinde sadelik, kudretine güvenenlere mahsus tevazu, halk tabakalarına kadar yayılmıştı.

Osmanlılardan alacağımız çok dersler vardır.”(alıntı)

 

 

Nazan Şara Şatana

http:// http://www.facebook.com/nazansara.satana.5

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....