​ Atatürk’ü anlamak…… / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
 

Atatürk’ü anlamak……

Atatürk’ü anlamak……
 

Tarih bilincinden yoksun bırakılan Türk milletine yapılan en büyük kötülüklerden biri de Atatürk’ün kasıtlı olarak yanlış anlatılması, asıl bilinmesi ve örnek alınması gereken yönlerinin örtülmesi ve saklanmasıdır ki bunuda özellikle 1950 den sonra iktidara gelenler, işbirlikçiler çok iyi başarmıştır.
Atatürk’ü anlamak için dört bölümde inceleyebiliriz.

Asker Atatürk

Devrimci Atatürk

Devlet adamı Atatürk

İnsan Atatürk

Bu gün televizyon ekranlarına çıkanların, gazete köşelerini işgal edenlerin bir çoğu onun insani yönünü ele alacaklardır. Saatler boyu, karga kovalayan Mustafa’yı, eşiyle problemler yaşayan, çok sigara içen, içki içen Atatürk’ü anlatacaklardır. Her insanda olabilecek zaaflarını ön plana çıkaracaklardır. Ama karga kovalayan Mustafayı anlattıkları coşku ile çanakkaleden yedi düveli kovalayan Mustafayı anlatmayacaklardır. Tıpkı Osmanlı dendiğinde sadece Fatih’i Yavuz’u birazda Kanuni’yi anlattıkları gibi.

Biz biraz Atatürk’ün asker yönüne bakalım. Asker Atatürk’ü anlamak için 93 harbini iyi anlamak lazımdır. Bu gün sorduğunuz zaman Osmanlı devletinin yokoluş sürecinde çok önemli bir kırılma noktası olan 93 harbinden çoğu kimse haberdar bile değildir. Hatta 93 harbi dediğimiz Osmanlı – Rus savaşının 1877/1878 yıllarında olduğu bile bilinmez. Biraz bilenler ise o savaş dendimi, Osman paşanın Plevne savunmasını öne çıkarırlar. Plevne savunması tabii çok önemlidir. Dahada önemlisi yetenekli bir komutan olursa hiçbir yardım almamasına rağmen elindeki bir avuç askerin Rus ordusuna meydan okuyabileceğini anlatır.

O dönemdeki siyasi düşüncelere baktığımızda günümüz ile ne kadar paralellik taşıdığını görmek şaşırtıcıdır. Rus tehdidi karşısında Avrupaya sığınmanın yeterli olacağını düşünen iktidar ve kukla padişah, Avrupanın boğazlardaki emellerini bildikleri için, nasılsa bir Osmanlı – Rus savaşında Osmanlının yanında olacağını var saymışlar ve şimdiki açılımların o günlerdeki versiyonlarını devreye koymuşlardır.

Ruslarla yapılan 93 Harbi, Osmanlı Devletinin ağır mağlûbiyetiyle neticelendi. Rumeli Türklüğü, Rus birlikleri ve Bulgarların büyük katliamı sebebiyle büyük sarsıntıya uğradığından Türk nüfûsu azınlığa düştü. O asır Türk târihinin en büyük göç fâciâsı vukû buldu. Balkanlardan Anadolu’ya uzanan yollar göçmen kâfileleriyle doldu. Bunların büyük bir kısmı yine Ruslar ve Bulgarlar tarafından imhâ edildi. Son dönemde Bosnada yapılan iğfal ve katliamlar o günlerin sadece küçük bir kopyasıdır. Savaş sonunda imzalanan Edirne ve Ayastafanos (Yeşilköy) anlaşmaları batıya teslimiyetçi politikaların bir sonucu ve o politikaları güdenlerin alınlarına yapışan birer utanç belgesidir.

İşte o dönemde Rumelide yaşayan ailelerin çocuklarının büyük bir kısmının beyinlerinde ilk oluşan düşünceler yurdu kurtarma düşünceleri idi. Mustafa’nın daha çocukluk yıllarından itibaren kendini hazırlaması, var gücü ile çalışmasının arkasında imparatorluğa sürülmüş bu kara yatmaktadır.

Vatanını insanını bu kadar çok sevmesinin, kurtuluş için donanımlı olmaya insan üstü bir gayretle çalışmasının sebebi de budur. Bu gayretinin ilk başarısını da ikinci balkan savaşında göstermiştir.

Tabii Atatürkün insani zaaflarını ön plana çıkararak onun başarılarını örtmeye çalışanlar, balkan savaşlarını da anlatmazlar. Çünkü o savaşlar da Osmanlı yönetiminin bir utanç belgeseli gibidir. Daha düne kadar birer Osmanlı tebası olan yunan palikaryaları ile bulgar çapulcuları ordumuzu mağlup edip istanbula kadar dayanmışlardır.

Birinci Balkan Savaşı'nda istediği toprakları alamadığına inanan Bulgaristan, 29 Haziran 1913'te Yunanistan ve Sırbistan'a saldırdı. Böylece II. Balkan Savaşı başladı. Bulgar kuvvetleri Yunanistan, Romanya ve Sırbistan askerleri karşısında yenildi. Osmanlı Devleti de bu fırsatı değerlendirdi. Mustafa Kemal'in kurmay başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan'a taarruz ederek 15 Temmuz 1913'te Keşan'ı, 17 Temmuz'da Enez ve İpsala'yı, 18 Temmuz'da Uzunköprü'yü, 21 Temmuz günü de, Karaağaç ve Dimetoka'yı alarak Edirne'ye girdi. Bulgaristan barış istedi. 29 Eylül 1913'te İstanbul Antlaşması imzalandı. Edirne Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Dimetoka Osmanlılarda kalmak üzere Meriç nehri Türk-Bulgar sınırı oldu.

Mustafa Kemalin önderliği, komutanlığı, bu savaş ile parlamaya başladı. Oysa bir önceki savaşta ve 93 harbinde yenilen aynı askerdi.

Çanakkale savaşlarında ise Mustafa Kemal bir güneş gibi parlamaya başladı. Yobazların, Atatürk düşmanlarının halkımıza anlattığı ilahi güç hikayelerine, Türkün ezeli düşmanı olan Avrupa bile gülmektedir. Gerçek ise “ölmek var geri çekilmek yok” fikrini askerin kafasına sokan Mustafa Kemal’in bir çok şehit verme bahasına o dönemin yenilmez armadası İngiliz ordusunu kovalamasıydı.

Bu mükemmel komutan istiklal savaşımızın finali olan Başkomutanlık meydan muharebesinde (ki birkaç gün evvelsi Yunan birliklerini denetleyen ingiliz savaş uzmannın istikhamları görünce Türk ordusu bu çizgiyi altı ayda aşamaz demişti) Bir gece içinde ordunun konumunu düşmana hissttirmeden değiştirerek dört günde Türk tarihine belkide en parlak sayfalardan birini yazdırmıştı. Bu öyle bir zaferdi ki, dost düşman bütün dünya onu yüzyılın en büyük askeri dehası ilan etti.

Tabii Atatürkün nasıl içki içtiğini saatlerce anlatanlar bu yönünü anlatmaz.

Yaptığı bütün devrimleri önce meclise getirip tartışan ortak kararla açıklayan büyük önderden bu günkülerin alacakları büyük dersler vardır. Ancak günümüzde izlenen politikalara bakıldığında kimleri örnek aldıkları daha iyi görünüyor.

Birileri istediği kadar karalamaya, örtmeye çalışsın, 1923 – 1938 arasınada, çiftçilikten başka bir becerisi olmayan, iş gücünün büyük bir bölümünü savaşlarda kaybetmiş, yoksul bir devletten, Güvenilir, saygın, güçlü, kendine güveni tam, ileriye ümitle bakan, en azından çok uzun yıllardan sonra yüzü gülen insanların oluşturduğu bir cumhuriyeti oluşturması, onu devlet adamlığı konusunda da taraflı tarafsız bütün dünyanın gözünde en muteber seviyeye çıkartmıştır. Bu da şunu gösterir ki, iyi yönetildiğinde Türk’ün yapamıyacağı iş yoktur.

Birilerinin israrla Mustafa’ya karga kovalatmasına inat…

10/Kasım/2009

 
Toplam blog
: 1508
: 1688
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..