- Kategori
- Gündelik Yaşam
Atatürk'ü kutsamak!!!
Biri geçen ben Atatürk’ü sevmek zorunda değilim demiş. Kısacası onu kutsamak zorunda olmadığını söylemiş. Doğru demiş öyle bir zorunluluğu yok zaten.
Çünkü;
Sabah namazına gelinine dırdırlana dırdırlana ağır ağır gidenin, akşamdan kocası ile kavga edip sabah çocuğunu söylene söylene okula götürenin, işe yetişmek için önündekini iterek otobüse binenin, yol vermiyor diye kornasına asılan ve yanından geçerken el kol işareti yapanın, iki kıza aynı güne randevu verip akşam ne halt edeceğini kara kara düşünenin, son otobüsü son birayı da içmek için kaçırıp taksi şoförü ile pazarlık yapanın, gecenin üçüne kadar hasta var mı, bebek var mı, yarın işe gidecek olan var mı, sınavı olan var mı diye düşünmeyip bangır bangır müziklerle kornalarla konvoylarla en büyük askeri kışlasına uğurlayanların, işçi emeklisi babasının fotoğrafına bakıp yarınki seçim sonucunu heyecanla bekleyen ve acaba bakanlık da olur mu diye hayal kuranın, yazın narenciye bahçesinde çalışıp güze Erasmus’la Viyana’ya güzel kızları hayal ederek gidecek olanın, gün komşularının hastalıklarından bıkan ve artık doktor kızının telefonunun arızalandığını söyleyenin, e-okulda yazılı semt okulunu beğenmeyen ve nasıl ederiz de etütlü yemekli iyi bir okula göndeririz diye kafa yoranın, hakimlik sınavının sözlüsünde elenip torpili olmadığına üzüle üzüle büro arayanın, bu yıl olmadı ama seneye kesin yirmi puan artırırım diye ahkam kesip sonra fubol managerin başına oturanın, borçlusuna mesajında hakaret ettiği için şikayet edilip polise ifade verenin, takma adı Betül’ün evden atılmasına tepki koymak için akşamki yürüyüşe süslenenin, soğukta kahvehanenin önünde titreyerek sigarasını tüttüren çift okey hayali kuranın, karısını arkasına alıp bir arabanın ipini karşı çifte kaptırmamak için çıplak ayaklarını yere zamklayanın, Bosna’da kurdukları fabrikanın mutluluğu ile Kazakistan’a bilet ayırttıranın, ustasının seneye oruç tutmaması için dua edip etrafa dağılan takımları toplayanın, kızını istemeye gelen Ermeni damadın sünnetli olup olmadığını düşünenin, bu kurbanda satılamadığı için hıncını tokuşan danalardan alanın, yeni kanalı için İspanya’da koşuşan boğaların kıçından bildirenin, açılan doğumhane kapısında adını Özgür koyacakları bebeklerini hemşirenin kucağında gören babanın, dedenin, babaannenin, anneanenin, teyzenin, amcanın, dayının kısaca daha nice iyi ya da kötü olaylarda yaşayanların, aldığı her özgür nefes yaradanın izniyle zaten Mustafa Kemal’i kutsamakta, onun için bir filmde de üstadın dediği gibi Allah’ın verdiği değerli nefsimizi boşa harcamayalım. Sağlıcakla.