- Kategori
- Anılar
Atatürk

“Kasımın son mısralarındayız, günlerden ne bilmiyorum Ama ben bugün de seviyorum seni.” Cemal Süreya....
Soğuk bir 10 Kasım sabahıydı, bir gece önceden inceden yağan kar bu gün diz boyuydu ve bugün Ata'yı Anma töreni vardı. Günler öncesinden çalışmalar hazırlıklar yapıldı, orta okul birinci sınıf öğrencisi olan küçük kız kalabalık bir sınıf içerisinden seçilmişti o şiir için. Ayrıca okul korosunda da görev almıştı. Soğuk bir gündü ve okula epeyce uzak bir mesafede oturuyordu. Bulunduğu çevreden törende görev almış olan sadece iki kişiydiler, hafta sonu olduğu içinde okul servisi yoktu, yürüyerek gitmek durumundaydılar. En geç dokuza çeyrek kala orada olmak zorundaydılar. Olsundu ne önemi vardı ki karın soğuğun, bu gün Atası'na koşacaktı O' nu düşünecek O'nu anlayacak ve O'nu yad edecekti. Önce şiirini okuyacak sonra da Atası'nın en sevdiği şarkıları söyleyeceklerdi koroyla hep bir ağızdan. Beyaza bürünmüş kar örtüsünün üzerinde sadece kedi ve köpek patilerinin izleri vardı. Erken saatte yola düştükleri için bu beyaz örtü henüz kirlenmemiş ve bozulmamıştı, arada bir yerden eliyle kar alıyor yuvarlıyor geri bırakıyordu. Islanmamalı kirlenmemeliydi, bu gün tören için erkenden kalkmış, kızarmış ekmek ve açık çayla karnını doyurmuş, bir gün önce annesinin yıkayıp kuruttuğu okul formasını ütüleyip giyinmiş, saçlarını özenle tarayıp tokayla tutturmuş ve göğsünün üzerine tam da kalbinin üzerine Atatürk resmini iğnelemişti.
Kara dokundukça içi ürpermiş üşümüştü, nihayet bu beyaz örtüye bata çıka okul bahçesinde hazır oldular. Tören için hazırlanan spor salonuna geçildi soğuktu ve her hangi bir ısıtma yoktu salonda (o zamanki şartlarda biraz bakımsız bir binaydı) sadece insan nefesiyle ısınmaya başladı bir süre sonra. Ve işte saat "Dokuz'u Beş" geçiyor, sirenler çalıyor, ortalıkta bir sessizlik hakimdi. Küçük kız bir dakikalık saygı duruşu sırasında Çanakkale'yi düşündü, Sakarya'yı, Dumlupınar'ı, Devrimleri, İlkeleri ve Cumhuriyeti... Nerelerden nerelere geldiklerini ve 10 Kasım 1938 saat 9' u 5' geçeyi... Ürperdi hüzünlendi Ata Sevgisiyle dolup taşan yüreği sıkıştı ve İstiklal Marşı koroyla birlikte gür sesle hep bir ağızdan söylendi. Ardından rutin konuşmalar cansız ve cılız sesli çocukların şiirleri, soğuktan mıydı ne sesleri çıkmıyordu sanki, daha canlı olmalıydılar, oysa günlerdir şiirine çalışıyor ezber yapıyor, uykuya dalarken bile tekrar ediyordu, demek ki çalışmamışlardı.
Salonu dolduran kalabalığın nefesleriyle ısınmaya başlayan ortamda insanlar mayışmış hafiften bir uyku hali oluşmuşken, işte sıra ona gelmişti sırtındaki gocuğu çıkarmış şimdi daha da çok üşüyor ve titriyordu aslında birazda bu yeni okulundaki ilk görevi olması dolayısıyla daha çok heyecandandı titremesi. Sahnedeydi artık, ayakları yere basmıyor boşlukta yürüyormuş gibi hissediyordu, sanki bütün iç organları alınmışta bir tek kalbi kalmış gibi öyle de bir garipti işte, mikrofon düzeltildi ve kendinin bile düşünemeyeceği kadar gür bir sesle ATATÜRK diye başladı şiirinin başlığıyla "Sensin bu topraklarda geriliği yok eden, Ebediyet yolunda dev adımlarla giden... bir anda uyuklayan salon küçük kızın bu gür sesiyle uyanmış kendine gelmiş onu dinliyorlardı. Sonrasında kopan bir alkış tufanı.. Şiir boyunca ayaklarının nasıl titrediğini kimse görmemiştir umarım dedi kendi kendine gocuğunu tekrar giyinirken." Aferin Emine" dedi Türkçe öğretmeni Nurullah Berke, "çok güzel okudun". Hafiften yanakları pembeleşmiş biraz utanmış biraz da gururlanmıştı. Sonra Atası'nın en sevdiği şarkıları seslendirdi koroda.
Bir saat on dakika kadar süren tören bitti. Evlere dağılma vakti geldi dışarıda esmeye başlayan yumuşak rüzgarın etkisiyle karlar erimeye başlamış, gökyüzü aydınlanmış, güneş bütün ihtişamıyla kendini göstermişti evet bugünkü görevinden sonra Atası O'na gökyüzünden gülümsüyordu, memnun, geleceği emanet ettiği aydınlık ruhları görmüştü belki de gülümseyen güneş onun işaretiydi..
Tören sonrası eve dönüş daha kolaydı heyecanı geçmiş rahatlamış artık kalan karla oynayabilir üstünü kirletebilirdi .Bir düğün daveti için ailece gittikleri yerde, orta yaşın üzerinde bir kadın ona bakarak "Aaaa sen O'sun şu gür sesle şiir okuyan kız sensin değil mi?"diyerek yanındaki guruba döndü ve neredeyse uyumak üzereydim var ya bir okudu bütün salonu uyandırdı "Aferin kız sana, maşallah" dedi. Yine utandı küçük kız yüzü kızardı ama bu güzel birşeydi değil mi?
Eve döndüklerinde okul formasına iğnelediği Atatürk resmine bir daha baktı Ata ona gülümsüyordu öptü Türkçe kitabının arasına koydu..
"DOĞDUM SENİ TANIDIM. SENİN İLKELERİNLE BÜYÜDÜM. YENİ NESİLLERE SENİ ANLATTIM. SANA DÜŞMAN OLANLARA İNAT, HEP SENİN YOLUNDA GİTTİM. BİR GÜN BİLE TEREDDÜT ETMEDİM, HİÇ YOLUMU ŞAŞIRMADIM. YOLUM SENİN ÇİZDİĞİN AYDINLIK YOLUNDU. ÇÜNKÜ; SEN BENİM KÜÇÜK YÜREĞİMDE MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİN. UNUTMAYACAĞIZ;UNUTTURMAYACAĞIZ..."
*O gün okuduğu şiirin devamını hatırlayamayan küçük kız Google' ye sordu fakat Google de hatırlayamadı...