- Kategori
- Güncel
Atatürkçü Türkiye!

Birileri diyecek ki, “Hoca dünyada öyle bir ülke kaldı mı, hayal mi görüyorsun; yoksa hala geçmişin nostaljisiyle mi yaşıyorsun!”
Bilmem. Ben bazı şeylerin hala değişmediğini. Hala bu ülkenin iyiliğini düşünen, bunun için akıllı insanlarla fikir alışverişinde (müşaveret) bulunan yöneticilerimizin yaşadığını sanıyorum.
Tam burada birisi önümü kesip; “Ne o hoca, sen hangi devirde yaşıyorsun; yoksa sen İnönü’cümüsün… Atatürkçülük , diye bir şey yok yahu… O çoktan öldü… Artık Mustafa Kemal’den konuşuyoruz…” dese de; ben hala : “Nerede..?” diye soruyorum.
Çünkü hiçbir yöneticinin ağzından, bu ülkenin yeniden kurucusu, gerçek kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adı sadır olmuyor. O adı bir türlü söyleyemiyorlar. Ya kendileri unutmuşlar; ya da unutturmak istiyorlar. Artık öyle bir şahıs yok. Atatürk yaşamadı; Mustafa Kemal de yaşamadı.
Zaten, Atatürk’ün heykelleri öteden beri kırılırdı… Bilirdik.
Sonra okullarda Atatürk Köşeleri kaldırıldı. Sonra da resimler, filan çöpe atıldı.
“Atatürkçülük bitti; artık Liberalizm günleri var…" feryatları arasında, işte şimdi bu günlere geldik.” Sonra ticaret günleri başladı; Afrika’ya eğitim satmalar; ABD’ne silah satmalar…
Sonra bir ara gazetelerin diline düşen hikayeyi biliyorsunuz.
Alman, geldiği yere Bayrağını dikmek istiyor. Mehmetçik “Dikemezsin!” diye direniyor. Çünkü biliyor ki, yabancı bayrağı bir yere dikilirse, oradan bir daha kolay kolay kalkmıyor. Türkiye’nin her yanında bunun örnekleri var. Kıbrıs’ta da İngilizler geçici bir süre için gelmişlerdi ve bayraklarını dikmişlerdi… ve sonra bir daha gitmediler. Onlara hangi Padişah izin vermişti?
Türkiye’ye güle oynaya geliyorlar. Sağolsunlar, “size fabrika yapacağız; otomobil üreteceğiz; deterjan üreteceğiz… üreteceğiz de üreteceğiz,” diye geliyorlar. Gerçekten üretiyorlar (aslında onlar değil, bizim topraklarımızda bizim gençlerimiz, işçilerimiz, mühendislerimiz üretiyorlar; ama kârın büyüğü onlara gidiyor…) Bilmiyor muyuz?
Tabii geliyorlar: arsa beleş; insan gücü beleş derekesinde; ham madde bol… Çevreyi istediğin kadar kirlet, kimse ağzını açıp “Yahu bunlar bizim akarsuyumuz; bunlar bizim toprağımız kirletemezsin …” diyemiyor. Geliyorlar ve havamızı, suyumuzu, toprağımızı istedikleri gibi kirletiyorlar; bu yüzden Ergene Nehri karalar bağlamış; o çevrede elde edilen güzelim pirinçi zavallı köylü artık Edirne Pazarı’nda bile bile yalan söyleyerek, “Bunlar Gönen pirinci…” diye satıyorlar…
Diyeceksiniz ki, ne yapalım, başka çaresi var mıydı?
Her şeyimizi kendimiz üretebilirdik toprağımızı, havamızı, suyumuzu kirletmeden..
Vardı . Kendi otomobillerimizi kendimiz üretebilirdik.
Kendi bilgisayarlarımızı kendimiz yapabilirdik?
Trenlerimizi, metrolorımızı kendimiz yapabilirdik.
Uçaklarımızı kendimiz imal edebilirdik.
Köprülerimizi kendimiz kurabilirdik
Tanklarımızı, toplarımızı kendimiz yapabilirdik. Bunları kendi yapamayan bir ülke hiç savaş yapabilir mi?
Sen istediğin kadar üç çocuk, beş çocuk doğurtmaya çalış. Cahil bir gençlikten ne çıkar.
Daha neler neler yapabilirdik. Tahmin edebilirsiniz. Bilim aldı başını gitti; teknoloji onun arkasından uçtu. Bazı ülkeler vaziyeti anladılar; Japonya; Kore; İtalya … endüstrileştiler; modernleştiler… zengin oldular. Kimin sayesinde?
Bilim sayesinde, teknoloji sayesinde…
Bizse bazı şeyleri tekrarlayıp durduk: “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur…” diye. Ezberlediğimiz şeyleri gerçek sanarak, onlarla avunarak uzun yıllar geçirdik.
Biz dalgamızı geçerken, dünyanın akıllı ulusları “atı alıp, Üsküdar’ı geçtiler.” Bir baktık ki, iğneden ipliğe kadar her şeyi onlardan alıyoruz.
Artık değiştik… “Artık her şeyi kendimiz yapıyoruz…” diyoruz. Acaba? Ve ne pahasına…
Eee… siz okullarınıza; bilim, teknoloji, fen dersleri; sanat , spor dersleri yerine bir sürü ezber dersleri koyarsanız; insanları olmayacak yollarda avutursanız… Yollarda nal toplarsınız.
Önce eğitiminize bakın. Ne demişti büyük önder “En hakiki mürşit ilimdir”,… Söylemekten bıkmayacağız.
Bir çok Milli Eğitim Bakanı değişti gitti. Galiba içlerinden en akıllısı bir bayandı : ağzından, “Bütün Liseleri mesleki liseler haline getirmeliyiz..” sözü çıktı. Çıkar çıkmaz kadını hop diye al aşağı ettiler; şimdi de birileri “Bütün liseleri Genel Liseler” haline getirmeye çalışıyor. Genel Liselerden mezun olanların, çoğu sokaklarda avara kasnak gezerek zaten vatana, millete çok hayırlı işlerde bulunuyorlar. Anaları babaları her gün bu hayatından bıkmış işsiz güçsüz, hiç marifetsiz gençlere para yetiştirmekten bıkmışlar… Şimdi bütün gençleri aynı hale getirelim, öyle mi? Maşallah ne akıllar.
Genel Lise kurmak, yönetmek kolay… Ne makine parkı var… ne bir şey… Öteki mesleki liseleri de kapatalım. Ne lüzumu var… Zaten bu şekilde sürüp giden Milli Eğitim’den ne çıkar ki.. Şimdi de “Tablet”lerle oynayıp duruyorlar. Siz istediğiniz kadar şifrelerini sıkı sıkı saklayın.
Siz neyi saklayabildiniz ki? Öcalan’la konuşmaları mı? Boşversene sen!
İşte memleket işleri böyle ala ala hey.. gidiyor. Belli ki, yavaş yavaş dünyanın en büyük, en güçlü, en zengin ülkesi olacağız. Ama milletin bundan haberi yok.
Neyse bir gün haberi olur. Ne diyelim!