- Kategori
- Futbol
Ateş yeniden yandı
Pazartesi akşamı TT Arena'da olanlar, izleyenleri uyutmada bire bir olan ligimize bile hareket getirebilir. Aksiyon filmlerini aratmayacak işler, duygusal gel-gitler ve tam anlamıyla bir sinir harbi oldu Seyrantepe'de.
Fatih Terim, çıkardığı 11'le bu maçı kazanmakla yetinmeyip farklı bir skor istediğini ilan eder gibiydi. Sneijder,Burak,Drogba ve Amrabat'ın aynı anda oynaması, hocanın takım üstündeki baskıyı silecek net bir skor arayışından kaynaklanıyordu. Takımın defansif yükünü çekecek iki oyuncunun Hamit ve Selçuk olması da oluşan tabloyu özetliyordu. Galatasaray, baskı anlamında maçı istediği kıvama getirirken, trajikomik goller listesine ilk 5'ten girebilecek bir gol yedi. Öyle ki; tribünler bile bir tepki veremedi o an. Muslera'nın degajı Selçuk'un bacağına çarparak ağlara gitti. Bu gol, akıllara 2006'da Saracoğlu'ndaki derbide, Kezman'ın çektiği şutta topun Ergün'ün kalçasından falso alıp uzak köşeye gitmesini getirdi tabi. Ama bu kesinlikle daha komikti. Galatasaraylı oyuncular golden sonra sahada dublörlerini bıraktı desek yeridir.Sıfır organizasyonla geçen ilk yarının sonunda Hakan Balta'nın 2010 yazındaki haline geri dönmesiyle oluşan penaltıyla (Karpaty Lviv maçları), soyunma odasına 0-2'yle gitti sarı-kırmızılı ekip. Üstelik, hakem Serkan Çınar'ın ilk yarı boyunca gösterdiği olağanüstü kötü yönetim, tribünlerin maçla olan bağını koparabilirdi.
Tüm bu olumsuzluklara bir de Terim'in tribüne çıkması eklenince, Galatasaray için işler daha zor bir hal aldı. 0-2 geride olmak, sahada bir rezaleti sahneleyen hakemle uğraşmak, zemin faciası ve golün gecikmesi; takımı sahada bir anda paramparça edebilirdi. İkinci yarı başlarken oyuncu değişikliği yapılmaması ilginç bir hamle gibi görünse de, düdük çaldığında bütün takım değişmiş gibiydi. Israrla gittiler Orduspor kalesine. Sonunda da Sneijder'in enfes golüyle krizden çıktılar. Golde ofsayt şüphesi vardı lakin LİG TV'nin "Del Piero" kamerası, golün nizami olduğuna kanaat getirdi. Maç içinde kamera açıları bu tip ince sorunlar yaratabiliyor. Maça dönersek, Galatasaray her geçen dakika daha da artan bir baskıyla ve istekle yüklendi rakip kaleye. Ağır sahada pas yapmanın güç olduğu anlaşılınca, 'Drogba'ya uzun top' formülü devreye sokuldu. Hamit-Umut değişikliğinin hemen akabinde gelen beraberlik golü ve 2 dakika sonrasındaki galibiyet sayısı, Arena'yı bambaşka bir boyuta götürdü. Çünkü TT Arena ahalisi,buna benzer bir maçı,2011 kışına girerken Gaziantepspor önünde yaşamıştı. Orada da çaylak bir hakem (Abdullah Yılmaz), saçma kararları ve yenilen olağandışı goller vardı Bu akşamki skorun, o maçın tam tersi olması da ilginç bir tesadüf.
Selçuk'un kapanışı yapan harika golünden sonra kalan süre formaliteye döndü. Orduspor, peş peşe gelen gollerin şokunu atlattı mı onu bile anlayamadık çünkü gollere sevinmek dışında fazla çıkmamışlardı yarı sahalarından. Son dakikalarda Barral'ın ambulansla hastaneye kaldırılması onları maçtan bağımsız olarak epey kötü etkiledi. İspanyol oyuncuya da buradan geçmiş olsun diyelim.
Galatasaray, bu galibiyetle sadece 3 puan değil; belki de bütün bir sezonu hatta Schalke maçını kazandı. Oyuncular, geçen yıl şampiyon olurken takındıkları "başarı için her şeyini ortaya koyan hırslı ve kavgacı adam" görüntüsünü bu yıl hiç verememişlerdi. Orduspor maçının ikinci yarısındaki mücadele, o görüntüyü yeniden getirdi sarı-kırmızılılara. Açığa çıkan enerji, odaklanma ve kararlılık; rakipleriyle arasındaki kalite uçurumunu daha da derinleştirebilir.
Serkan Çınar'a da biraz değinmeden olmaz. Kendini ispat etmek için Galatasaray'ı hedef seçmiş bir görüntüsü vardı. Abdullah Yılmaz'la yakın bir dostlukları var sanırım. Özellikle Galatasaray gerideyken verdiği kararlar, yenilir yutulur cinsten değil."Skoru etki eden hata" zırvasından kafamızı kaldırırsak, maçın hakem tarafından nasıl katledildiğini görebiliriz. Verilmeyen penaltı,faullü gol falan bunlar tartışılır ama hakemin sahadaki duruşu ve amacı sorunun esas kaynağıydı.
Biz milletçe komplo teorilerine pek meraklıyızdır ve bilinir ki; aşırı tesadüf kasta girer. Bu federasyon ve MHK eşeğin aklına karpuz kabuğu kaçırıyor desek yanılmayız. 3 gün peş peşe izlediğimiz hakem yönetimleri, Beşiktaş ve Fenerbahçe lehine ya da aleyhine verilen-verilmeyen penaltılar ve son olarak bu akşam Serkan Çınar'ın sahadaki görüntüsü biraz manidardı. "Hadi canım sen de, amma büyüttün, bu kafayla senden yazar falan olmaz." dediğinizi duyar gibiyim. Bunları söylememin nedeni, Galatasaray lehine yapılan en ufak bir hakem hatasının dallanıp budaklandırılarak anlatılmasıdır. Beşiktaş'ın rakipleri haklı-haksız her maç kırmızı kart görürken, Webo; aynısını Burak yapsa yer-gök inletilecek şekilde kendini yere bırakırken, Emre ve Volkan her maç rakiplerini tahrik edip üzerlerine yürürken sesini çıkarmayan bir dolu adama karşı, elbet bir yerde konuşuyor insan.