- Kategori
- Futbol
Şampiyonun intiharı
Galatasaray, Kadıköy'deki 14 yıllık galibiyet özleminin gölgesinde çıktığı maçta, Fenerbahçe'ye yine mağlup oldu. Bu doğal karşılanabilir, çünkü halihazırda 14 yıldır yenemiyor. Ancak dün akşam sahadaki korkunç futbol, sarı - kırmızı renklere gönül veren milyonları uzun süreli galibiyet hasretinden kat be kat fazla üzdü.
Terim yönetiminde son 2 sezonu şampiyon kapatan, Süper Kupa'ları toplayan, ligin en iyi futbolunu oynayan ve taraftarını doğal olarak en mutlu eden takımın yerinde şu an yeller esiyor. Bütün o başarıların temelindeki baskılı futbol anlayışı, heyecanlı ofans girişimleri ve kulübeden gelebilecek her türlü taktiksel değişiklikler, çok eskide kalmış gibi duruyor. Mancini'yle defansif anlamda daha güvenli bir takıma dönüşeyim derken bütün özgüvenini kaybetti Galatasaray. Bütün bir maçı pozisyonsuz bitirmenin ve sahada gezinmenin başka bir açıklaması olamaz.
Mustafa Denizli'nin çok sevdiğim bir sözü vardır. "Antrenör, tahtaya kadroyu yazdığı zaman, oyuncu hocanın ne düşündüğünü hisseder." Galatasaraylı oyuncular da Mancini'nin Fenerbahçe'den resmen korktuğunun farkındaydı. Şampiyonluktaki en büyük rakibinizle deplasmanda oynarken elbette ona saygı duyacaksınız ama rakibe aşırı saygı duymak korkaklıkla eşdeğerdir. Melo ve Selçuk'un yanına Ceyhun'u iliştirmek, Dany'den sol bek yaratmak, Burak'ı sol çizgide top kayıplarıyla baş başa bırakmak nasıl bir taktik dehalıktı, açıkçası ben anlamadım. Eray hariç 10 oyuncu da el freni çekmiş gibiydi ve Drogba'nın serbest vuruşları dışında şut çekemeden bitirdiler maçı. Sahada hiçbir şeye reaksiyon veremeyen oyunculara, kenarda hiçbir şeyin farkında olmayan Mancini eklenince, futbolsuz akşamda kaybeden yine Galatasaray oldu. Halbuki rakip Fenerbahçe, beklenenin aksine yüksek tempo yapamamış ve pozisyon bile bulamamıştı. Kadıköy'de biraz eli ayağı düzgün oyun bile 14 yıllık hasreti bitirebilirdi ama parçalıların buna dahi hali yoktu. Taraftarlar ne kadar dövünse azdır.
Bu sonuç, ligin 11. haftasındaki sıradan bir maç ve Kadıköy'de alınan rutin bir mağlubiyet olarak görülemez. Değil kaybedilen maç, kaçan her bir golden sonra bile Fatih Terim'i anan taraftarları Ünal Aysal yönetimi daha ne kadar idare edebilir bilinmez. Böylesi ruhsuz ve amaçsız bir maçtan sonra Terim sesleri şüphesiz daha gür çıkacaktır. Giderek yaşlanan ve heyecanını kaybeden oyuncu grubuyla da bu döngünün içinden çıkmak zor görünüyor.
Mancini'nin takımı tanıma turları da zaman almaya devam edecek gibi görünüyor. Oyun kurmada ciddi sıkıntısı olan defansın bu konudaki tek ilacı Riera'yı kadroya bile almaması ve Selçuk'u 10 numarada, Burak'ı sol çizgide oynatması, takımı hala tanıyamadığını gösteriyor. Devre arasında nasıl takviyeler yapılabilir bilmiyorum ama büyük ihtimalle Galatasaray o zamana kadar lige havluyu atar. Sonra da konuşulan tek şey, 2014 Haziran'ındaki seçimli Olağanüstü Genel Kurul olur.