- Kategori
- Futbol
Saçmalıklar serisi

Olmayan bir futbolla, ve alışılagelmiş bir sonuçla bitince; "ana konu"dan ve "başrol oyuncularından" çok; "sansasyona açık" konular ve yan roller konuşulmaya başlandı.
Doğrusu bunu anlamıyorum. Uzun yıllar sonra, Kadıköy'de ilk defa gerilimsiz, stressiz, kavgasız gürültüsüz bir maç oynanmış. Ettiği küfürler dışında Fenerbahçe taraftarı "Fatih Terim" tezahüratlarıyla; bir anlamda "kareografilere" esprili bir yanıt vermiş. Yöneticiler yanyana, küfürleşmeden maçı izlemiş, birbirlerini tebrik-teselli etmiş!
Futbolcular hakeza; maç içindeki ufak bir-iki gerilimin dışında, Saraçoğlu Stadının alışık olmadığı şekilde sakin bir maç çıkarmış.
Bütün bunlara bakınca; üstünde durulması gereken tek olumsuzluk; Fenerbahçeli futbolcuların; taraftarın küfürlü tezahüratına eşlik etmesi olarak görünüyor. Hadi sıcağı sıcağına olur böyle şeyler denilebilir..
Asıl "maytap" maçtan sonra patlıyor. Bomba falan değil; resmen bildiğiniz "maytap"!
Sevgili basın sözcümüz Şükrü Ergün; bir TV kanalında pişirilen yemeği kendi eseriymişcesine soframıza koyuyor. Efendim neymiş; "Baroni formasını şortuna sokmuş".
Galatasaray Basın sözcüsü böyle ucuz komploların, gündem değiştirmelerin peşinde koşmamalı. Senin yalvar yakar transfer ettiğin futbolcunun da geçen yıllarda neler yaptığını biliyoruz. Al birini, vur ötekine. Federasyon ceza vermeliymiş de bilmem neymiş. Siz önce her maçta bizleri utandıran Eboue'nin kendini yere atmalarına bir çare bulun Şükrü Bey. Ben bir Galatasaraylı olarak bu durumu hazmedemiyorum. Tıpkı Tugay Hoca gibi!
Bakıyorum; kesin yeni gelen Bruma falan vermiştir diyorum formasını.. Ne de olsa tanımıyor Baroni'yi.. O da ne? Formasını veren Felipe Melo. Tencere-kapak ikilemesi bir derbide en güzel bu şekilde tarifini bulurdu herhalde! Ona formasını veren senin futbolcun da ondan aşağı kalır değil sonuçta. Hangisine yanayım ben? O asil sarı-kırmızı parçalının Melo'nun, Ebouenin sırtında durduğuna mı; yoksa Baroni'nin, Emrenin şortunda durduğuna mı?
Sayın Şükrü Ergün; biz iyi gününde de, kötü gününde de Galatasaraylı olmaktan, Galatasaraylılığımızı sergilemekten çekinmedik, gocunmadık. Yenilgiye kılıf aramadık. Geçmiş yıllarda çok daha kötü olaylar oldu. Bu kadar gündem edilmedi. Edilmemeli de!!!
*** MANCINI SUÇLU DEĞİL
Roberto Mancini, belki de bu kadar erken gelmemeliydi. Bence, aradaki kişisel hesapları bir yana bıraktığımızda, Fatih Terim'in ayrılması doğru bir karardı. Çünkü takım zaten bugünlere geliyordu. Takımı bugüne getiren Mancini değil! Fatih Terim de değil! Tamamıyla futbolcular. İstanbul'daki Kopenhag maçında gördük ki; isterlerse oynayabiliyorlar. Bir isteksizlik, bir boşvermişlik hakim. Selçuk tek başına yetmiyor. Yetmeyince iyi oynaması beklenen Semih hata yapıyor. Melo zaten Selçuk'a hiç yardımcı olmadığı gibi; ne zaman nerde patlayacağı da belli olmayan bir kitle imha silahı. Fenerbahçe maçında penaltı kaçırdı diye söylemiyorum ben bunları. Takımdaki ikinci senesinin başlangıcından beri söylüyorum. Bütün takım kötü olunca; Mancini de tek forvet oynamak isteyince Burak-Drogba-Umut kargaşası oluşuyor..
Benim tahminim; devre arasında da cuk diye oturacak transferler yapılamayacağı yönünde.. Ki devre arasında böyle bir transfer yapmak her zaman çok zordur. Mancini bu seneyi düşe-kalka geçirecek besbelli. Yönetim de her şeye razı bir görüntü çiziyor. Ancak; Mancini'nin bu senesi yok sayılmalı. Bir daha ki seneye, kendi kuracağı takımla neler yapacağını görmek için sabır gösterilmeli. Sonuçta Mancini'nin dediği gibi.. Bu ülkede de İtalyadaki gibi hepimiz herşeyi çok iyi biliyoruz. Ama dünyanın en iyi teknik direktörlerinden biri geldiyse sabretmek zorundayız sevgili Galatasaraylılar. Unutmayın ki; Aysallar, Terimler, Manciniler gider; Galatasaray kalır. Aslolan budur.