- Kategori
- Psikoloji
Ateşten toprağa

Bu çok tuhaftı. Kadın bir tepenin üzerinde yüzüstü yatarken ellerinde gün ışığını hissetti birden. Hafifçe kıpırdadı elleri. "Yaşıyorum" diye bir çığlık koptu içinden. Kendi çığlığına şaşırdı. Bir savaşın içinden çıkmıştı ve ağır yaralanmış sanıyordu kendini. Oysa gün ışığında ağır ağır ısınırken vücudu farkediyordu ki hiç hasar kalmamıştı. Ne kadar zaman bu tepede böyle kendini ölü sanarak yatıp kaldığını bilmiyordu. Bildiği tek şey; gün ışığında yıkandığı ve o ışıklarının yaralarını iyileştirdiğiydi.
O yıkılmış hayatın ortasından çıkarken sanıyordu ki; içine içine yağıyor kan, ciğerinde iflah olmaz bir yara ile yürüyor. Ve yine sanıyordu ki; kalbi her nefes alışverişte biraz eksik kalıyor. Ve sanıyordu ki kadın o tepeye hiç varamayacak, içinden çıktığı ateş hep peşinden gelecek. Ardına dönüp hiç bakmadı bu yüzden. Ateş ve kül ardına bakmayanın peşine düşmez. Bunu bildi ve yürüdü dosdoğru.
Şimdi o tepenin üzerinde yorgun yatıyordu. Düşünemeyecek kadar yorgundu ama umutlanamayacak kadar değil. Kalkamayacak kadar yorgundu ama gülümseyemeyecek kadar değil. Ve korkmuyordu artık çünkü tüm korkuları tüketmişti. Kaybetme korkusunun içinden sağ çıkmıştı, yalandan sağır olma korkusunun içinden sağ çıkmıştı hatta ve hatta birinin onu sırtından bıçaklama korkusunun içinden bile sağ çıkmıştı. Ve öğrenmişti; kaybeden her zaman kaybedilmek istenen oluyor, kulaklar sağır olmuyor yalan duyunca sadece bir süreliğine duymaz oluyor ve birine güvenle arkanı döndüğünde onun bıçağı ne kadar keskin olursa olsun senin saflaşmış, şeffaflaşmış bedeninden geçmiyor. Bıçak ancak hain ele saplanıyor, gerisin geri dönüyor.
"Savaş çok şey öğretir insana" demişti biri. Yorgun gözkapaklarının ardında bu sözü söyleyenin yüzünü gördü. Ve ancak şimdi anladı onun bu sözü neden söylediğini. Ve ancak şimdi anladı o sözün ancak ağır yaraların sonucu olduğunu. Yeniden bir bitkinlik duydu kollarında bacaklarında. Gülümsedi kendi bitkinliğine. O bitkinliğin öğrendiklerinin ağırlığından kaynaklanışına gülümsedi.
Ve farketti ki, biraz dinlenip, biraz soluklanıp hazmettiğinde öğrendiklerini ve onları kabul etmeyi becerebildiğinde kalkıp bu tepeden inecek. Şu önünde uzanan geniş vadide yürüyüp hayata karışıp gidecek. İnsanlar görecek yollarda, sonra bir de ağaçlar, kuşlar, köpekler ve sokaklar. Bıraktığı gibi olacak herşey ama o asla gittiği gibi dönmemiş olacak.
Şimdi bu tepenin üzerinde uzanıyor kadın. O tepenin toprağını öpüyor ve ellerine yüzüne sürüyor onu. Ve biliyor kadın toprak onu güneşle birlikte iyileştirdi. Ve kulağını veriyor toprağa toprak ona fısıldıyor; "Henüz senin üzerini örtmeyeceğim. Sen ateşin içinden çıktın ve şimdi ateşi bilerek yaşayacaksın."
Fotoğraf: http://fred-photo.deviantart.com/art/the-fire-71095423