Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '10

 
Kategori
Sinema
 

Av Mevsimi; sinemamızın yüz akı

Av Mevsimi; sinemamızın yüz akı
 

Hem Polisiye Hem Toplumsal Film


Meslek gurubunun hep antipatik yönlerine tanık olduğumdan polisiye filmleri pek sevmem, Av Mevsimi’ne biraz da alternatifsizlikten gittiğimi söyleyebilirim. İyi ki öyle olmuş, böylesine güzel bir filmi izlememek gerçekten kayıp, biraz da ayıp olacaktı…

Afişlere bakan ya da fragmanı izleyen, gerilim dolu bir polisiye seyredeceğini sanır. Hiç de öyle değil, son derece eğlenceli bir film. İnandırıcı ve gerçek bir hikâye, ustalıkla yazılmış bir senaryo, harika bir kurgu, iç içe geçmiş eğlendirici öyküler, zekâ dolu espriler…

Polisiye değil de, bir seyahat belgeseli olsaydı insanın huzur bulacağı bir mekânda -kocaman ağaçların boy verdiği, suların şırıl şırıl aktığı bir yerde- kesik bir kol bulunur. Hikâye bu kolun kime ait olduğu üzerinedir. Elbette sahibi orada unutmadığına ya da kaybetmediğine veya fazla geldiğinden kesip atmadığına ve teorik olarak bu kola ait bir de cansız beden olması gerektiğine göre, bu cinayetin neden işlendiğini ortaya çıkarmak gerekmektedir.

Bu sorumluluğu komiser Ferman’ın (Şener Şen) ekibi üstlenir. Ekibin diğer elemanları deli dolu Karadenizli polis İdris (Cem Yılmaz) ve çömez polis Hasan’dır (Okan Yalabık).

Esasen izleyici, cinayetin failini tahmin etmektedir. Zaten gizem burada değil. Benim zekâ düzeyimdekiler için tahmin edilemeyen ve merak uyandıran konu, cinayetin sebebidir. Benden daha akıllı olanlardan sebebi doğru tahmin edenler olduğunu söylemeliyim.

İşte izleyiciyi, neti iki buçuk, brütü sinemadan sinemaya değişen, ama üç saatten aşağı sürmeyen bu filme bağlayan, heyecan ve merak uyandıran bu cinayetin işlenme sebebidir. Ayrıca, filmde birbirinden ilginç ikincil hikâyeler, Cem Yılmaz’ın bildik çehresi dışında ustalıkla hakkını verdiği rolü, Şener Şen’in bir polisten beklenmeyecek ölçüdeki sevecenliği en az ana tema kadar keyif veriyor.

Film polisiye olsa da toplumsal olaylara karşı da duyarsız değil. Fakirlikten dolayı reşit olmayan evladını yaşlı zenginle evlendirmek zorunda kalan aile; töre cinayetleri; zenginlerin politikacılar ve devlet üzerindeki ağırlıkları hiç sırıtmadan işlenmiş.

Cem Yılmaz’ın canlandırdığı İdris, gaddar ve birkaç tahtası eksik bir polistir. Gerçi o hâliyle bile 12 Eylül dönemi siyasi şube polislerinin yanında zemzem suyuyla yıkanmış kadar masum ve insancıldır. İşte o psikopat polis bile insana zaman zaman sempatik gelmektedir. Çocuklarına düşkündür, sıklıkla Lazca muhabbet ettikleri annesine karşı sevgi doludur, saygılıdır… En büyük kusuru boşandığı karısına asılanlara dünyayı mor göstermesidir. Trabzonsporludur… Bir arkadaşlarının emeklilik yemeğinde Kazım Koyuncu’nun Hayde türküsünü bir oyun havası temposunda söyleyerek filmin en güzel bölümlerinden birini yaratmıştır…

Şener Şen ve Çetin Tekindor için “döktürememiş” diyenler oldu. Doğru. Ama bu onların kusuru değil, canlandırdıkları karakterler düz birileri, öyle büyük ustalık gerektirmez, bana teklif etselerdi ben bile oynardım, film daha ucuza gelirdi…

Hikâye son derece gerçekçi. Geçen yıl benzer temalı bir Türk filmi daha izlemiştim, ama konu bu derece ustalıkla işlenmemişti. Velhasıl, film hâlâ vizyondayken izleyin derim. Yok, bu aralar ekonomik durum berbat, sinemaya verecek param yok diyorsanız geçin televizyon karşısına “Yemekteyiz” ya da “Evlilik” programlarından birini seyredin…

 
Toplam blog
: 172
: 2181
Kayıt tarihi
: 03.10.07
 
 

1958 Trabzon doğumlu. Darüşşafaka Lisesi ve M.Ü. Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu. Yazdığı kitapla..