- Kategori
- Sosyoloji
Avrupa'da nüfus felaketi; ülkemiz için çıkarılacak dersler

Önceki bölümlerde Batı düşünce dünyasının ürettiği catışmacı feminizmin batı toplumuna ödettiği ağır bedellerinin farkında olmamla beraber bu bizim ülkemizde kadınlarımız icin sorun yok anlamına gelmiyor. Savunduğum tez ülkemizde kadınlarımızın hak ettiği yerlere gelmesini, eğitimde ve iş hayatında eşit ve cağdaş şartlara ulaşmasını ve toplumun bir yarısını temsil eden kadınlarımızı da sosyal hayata katarak uluslararası rekabette iyi yerlere gelmek ve ülkenin geleceğini ve gelişmesini beraber sağlamaktan yana. Herşeyden önce gelişme olanaklarına sahip olmalarını modern toplumun bir temel ihtiyaçı olarak görüyorum. Dünyada bilinen bir gercek olarak bir ülkenin gelişmişliği toplumda mevcut cinsiyet eşitliği, kadınların politik ve ekonomik yaşama katılımları, sağlık ve eğitim durumlarınla direk bağlantılı olmasıdır. Bilindiği gibi kadınlarımızın ülkemizdeki konumu hic ic acıcı değil. Türkiye Dünya Ekonomik Forumu'nun raporuna göre, kadınların toplum içindeki statüsüyle 136 ülke içinde 120. sırada yer alıyor. Bana kalırsa bu utanç tablosu karşısında daha cok yol katetmemiz gerekiyor.Iddialı 2023 hedeflerine doğru dünyada söz sahibi bir ülke olmak istiyorsak mutlaka sınırlı insan kaynaklarımızı daha verimli kullanıp kadınlarımızın cok değerli yeteneklerini daha fazla faydalanmadan başka care görmüyorum.
Fakat bunları yaparken kültür ve geleneksel bağlarımızın kökü toplumumuzun harcı sağlam Türk ailesini parcalamadan bize özgü şekilde başarmamız gerek. Toplumca şehirleşme, sekülerleşme ve zenginleşme gibi büyük bir geçiş dönemi yaşıyor olmamızne eskisi gibi nede yeniye uyum sağlayamamız ülkemizdede geleneksel aile kavramını etkiliyor.
Bu anlamda batı dünyasında totaliter feminizmin yol actığı ailenin çöküşünü doğru okumak gerekiyor. Batıdaki genel tabloda aşırı özgürlükçü, materyalist ve egoist (bireysel odaklı), hic bir fedakarlık yapmaktan sorumsuzca uzaklaşan bireyler bir araya gelemiyor gelseler de bir arada kalmaya devam edemiyor. Görünen o ki, bu hastalıklı anlayışının etkisinde kalarak kadın-erkek ilişkilerini bir haklar savaşı arenasına cevirirerek çalışan kadın fetişizmiyle, özgürleşme mücadelesi bahanesiyle bitmez tükenmez erkeklen hakimiyet kavgası, ekonomik güc kazanma ihtirası ve sonu gelmeyen maddi ve her türlü doyumsuzluk sağlayan projeler kadının mutluluğuna hizmet etmediği gibi aileyi de kurban ediyor. Aynı zamanda evliliğin kadının özgürlüğüne engel gösterek insanları evlilikten uzaklaşıp ve batı tarzı çarpık ve sonunda daima mutsuz eden (35 yıldır Avrupada izlenimlerime dayanıyor) gecici ilişkilere yönlenmelerini ve tamamen bireyselleşmiş sevgisiz, soğuk ve parcalanmış bir toplum oluşmasını sağlıyor.
Sadece 70’li yıllardan sonra Batı dünyasında mutlak hakimiyet kuran feminist zihniyetin tetiklediği her yıl yükselerek 50%’lere ulaşan boşanma rakamların yol actığı ekonomik kayıp göz önüne alındığında topluma maliyeti görmek yeter. Örnek olarak boşanma sonucu oluşan kronik hastalıklarda, cok yaygın olan erkeklerde alkol bağımlılığı ve intihar vakalarında, cocuklarda görünen ruhsal hastalıklar ve devlet sosyal sistemine muhtaclığın artışları. Buna devamlı azalarak yaşlanan nüfusun getirdiği ek masrafları ve devletin emeklilik ve sosyal sistemlerin bu yapıyı taşıyamamasını eklersek Avrupa bugün nasıl birçıkmazın girdabında boğuşduğu ortaya cıkıyor.
8 yıldır ikamet ettiğim ve iclerinde mali durumu olarak en zenginleri Isvicrede bile nufüs yapısını sabit tutmak icin devamlı daha fazla dıştan göce muhtac olmalarına ve emeklilik sisteminin ve calışanların birikimlerinin geleceğinin her gün endişe icinde tartışıldığına şahit oluyoruz.
Bu tablodan cıkaracağımız ders bizi biz yapan sayısız saldırılara rağmen hala ayakta kalabilen aile değerlerimizi muhafaza ederek, aile kurumunun çökmesini engelleyerek batı toplumlarının girdiği cıkmaza girmeden mücadelemizi vermeliyiz. Kadının özgürleşme dayatmacılığı modern olmanın temeli olarak göstererek ve modern olmanın mutlaka batılılaşma gibi sunulması ülkemizde aydınların tanzimat dönemden kalma cıkmaz yoludur. Halbusiki cözüm olarak manevi-kültürel köklerimize dayanan farklı erkek, kadın ve aile formatı oluşturmamız gerek.
Kadın erkek ilişkisini cinsiyet savaşlarına çeviren batı tipi toplumları örnek almak zorunda değiliz. Bunun yerine kadın erkek ilişkisini kadın ve erkeğin birbirini tamamladığı, eşitler ilişkisinin olduğu, psikolojik sığınak değeri olan güven verici dayanışma ve sevginin merkezi kadim aile kültürümüzü kaybetmemeliyiz.