- Kategori
- Gündelik Yaşam
Aydın ve İncir, incirdeki zehir "aflatoksin" - 5

İncirin Aristokratları ve Basın
Aflatoksinli pekmezler askeri kurumlara satıldı.
Ürperten iddia
ANKARA Milliyet Semas Gıda'nın sahibi Reşat Gürkan, (*) yüksek oranda aflatoksin bulunan ve ihracı reddedilen 5.000 ton incirden üretilen pekmez ve pekmez şurubunun askeri kurumlara satıldığını öne sürdü. Gürkan, "Gencecik insanlara kanserojen madde bulunan pekmez yedirildi. 40 yaşındaki insanlarda kanser çıkıyor" dedi.
Sanayiciler şikâyet etti
Ankara Sanayi Odası'nın düzenlediği sektör toplantısında gıda sanayicileri, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü' ye bozuk, hileli, insan sağlığına zararlı gıda üretimiyle ilgili ihbarlarda bulundu ve denetimsizlikten şikâyet etti.
Helva üreticisi Mustafa Akkuzu, kıymanın kilosu 14 milyon lirayken piyasada kilosu 3, 5 milyon liraya sucuk satıldığına işaret etti.
Durukan Şekerleme'nin sahibi Nedim Durukan "Beş yıldır Sincan'a hiç bakanlık elemanı gelmedi" derken, Bakan Sami Güçlü, “yüksek aflatoksin nedeniyle ihraç edilemeyen incirin pekmez yapımında kullanıldığıyla ilgili bilginin çok doğru olmadığını” savundu. 2003'te ihracı reddedilen bu miktarda incir olmadığını söyleyen Güçlü, TBMM'deki yasa değişikliğinin çıkması halinde, denetimle ilgili tüm yetkilerin bakanlığına geçeceğini hatırlattı. KAYNAK: ANKARA Milliyet 27.02.2004 Cuma
*****
(*) “İncirin Aristokratları ve Basın “ olarak adlandırılan bu bölümdeki aflatoksin ile ilgili anlatım tamamen basına yansıyan şekliyle basından alınan bilgilerden oluşmaktadır. Bu nedenledir ki, bu bölümde adı geçen kişilerin ve kurumların ve diğerlerinin adları, unvanları sansürlenmemiştir. Açıklamalar, görüşler tamamen basınımıza yansıyan şekliyle olduğu gibi aynen alınmıştır.
*****
Yukarıdaki “Ürperten İddianın” doğru olup olmadığını bir kere daha okuyucularımın engin vicdanlarına bırakıyorum. Ben burada bir konuya vurgu yapmak istiyorum. Aflatoksinli incirler hakkında basınımızda çıkan yazılarda açıkça adları, unvanları belirtilen kişileri - "Aydın ve incir, incirdeki zehir “aflatoksin” - başlıklı konumun içine almakla bu kişileri suçladığım anlamı çıkmasın. Ben bu tespit ve yazılarımla hiçbir insanımızı, hiçbir şirketimizi, hiçbir kurumumuzu suçlamıyorum. Benim isyanım unvanları; yönetici, bürokrat, subay, sanatçı, elit, tüccar, sanayici, işadamı, memur, işçi, halk her ne ise, her ne olursa olsun insanlarımızdaki şark zihniyetinedir. O kaderci anlayışadır. Oryantal düşünce tarzınadır. İncir baronu işadamlarımızın ufak tefek kazançlar, karlar uğruna ayıplı, zehirli mallar satarak başka insanlarımızın sağlığını hiçe sayan, zehirleyen, kendinden başka hiçbir kimseyi düşünmeyen kahrolası o basit şark çıkarcılığı ve kurnazlığınadır…
Burada şu noktaya gelmek istiyorum. Eğer ”Aflatoksinli pekmezler askeri kurumlara satıldı” iddiası doğru ise sizlere soruyorum vatan savunmasına katılan gencecik yiğitlerimizin günahı ne? Her biri bu ülkenin evlatlarıdır. Senin, benim hepimizin evlatlarıdır. Onlar, vatan savunması için kutsal asker ocağına gönderdiğimiz dal boylu gencecik fidanlarımızdır. Niçin gül yüzlü, dal boylu fidanlarımız, ülkemizin evlatları hem de asker ocağı gibi evlatlarımızı güvenle emanet ettiğimiz bir yerde zehirlensinler? Bu evlatlarımız, bilgi birikimi ve tecrübeleri ile bu ülkeye en faydalı olacağı bir yaşta; yani, 40 yaşında niçin amansız hastalığın peşine düşmüş olsunlar? Bu gencecik insanlarımız, yiğitlerimiz ne günah işledi ki yedikleri aflatoksinli pekmez yüzünden ailelerinin gözü önünde her gün eriyerek acılar, ızdıraplar içinde kıvranarak ecelin yolunu bekleye dursunlar.
Yetki makamında oturan kamunun sağlığı için konuyu daha da dikkatlice ve derinlemesine araştırması gereken bu Ülkenin bir Bakanı aflatoksinli pekmez hakkında :” yüksek aflatoksin nedeniyle ihraç edilemeyen incirin pekmez yapımında kullanıldığıyla ilgili bilginin çok doğru olmadığı” yönünde bir savunma yapıyorsa, o Bakanımızın savunmasına; senin, benim, bizlerin söyleyebileceğimiz hiçbir şeyimiz olamaz. Biliyorum bu bir kabullenmedir. Ancak böylesi bir mantığa, böylesi zihniyete ne söylenebilir ki?…
Kaldı ki, bu at gözlüklü şark zihniyetini de çok görmemek lazım. Bu ülkenin bir insanı olarak ben bu zihniyete hiç de yabancı değilim. Biliyorum sizlerde yabancı değilsinizdir… Uzun zaman geçmesine rağmen zihinlerimizde hala tazeliğini koruyan hatıralar vardır. Bunlardan biri de Dünya için en çok da Ülkemiz için felaket olan Çernobil faciasıdır. Yıl, 26 Nisan 1986… Ukrayna'nın Kiev ilinin Pripyat şehirinde bulunan Çernobil reaktörünün sadece 4 numaralı reaktörü patlamıştı. Bu Dünya için bir felaket, Ülkemiz için ise bir faciaydı. Çernobil patlamasından tam 4 gün sonra 30 Nisan 1986 tarihinde yüksek oranda radyoaktif madde taşıyan bulutlar, Edirne’ den ülkemize girdi. Yüksek olan Karadeniz Dağlarımızı yaladı, kıyı yakın dağlarımızın eteğinde bulunan fındık ve çay bahçelerimize yağmurlarını radyasyon olarak bıraktı. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) verilerine göre, Çernobil radyasyon bulutlarından kaynaklanan kazanın ilk etkileri, Türkiye'mizin Trakya Bölgesinde ve Karadeniz Bölgesinde kendini gösterdi. Bu bölgelerimizde normal, çevresel ve doğal olarak bulunan radyasyon düzeyi çok kısa bir sürede yüksek düzeylere çıktı. Anormal artışlar, yükselmeler baş gösterdi. Bölgenin normal şartlarda 8–10 mikro röntgen / saat olan doğal radyasyon düzeyi, 4–5 Mayıs günleri 30–50 mikro röntgen/saat düzeyine ulaştı. En yüksek radyasyon düzeyi de 150 mikro röntgen/saat olarak Batı Karadeniz kıyısındaki Karasu ve civarında ölçüldü…
O günlerde bu faciayı Ülkemizin en az zayiatla atlatabilmesi için halka alınması gereken önlemler hakkında açık, net bilgi verilmesi gerekirken yetkili makamlar, mevcut yönetim bunun tam tersini yaptı. Radyasyonun etkileriyle ilgili yayınlara yasak getirildi. Halkı “rahatlatma” adına kampanyalar başlatıldı. Bakanımız Aral Bey, TV'ye çıkarak canlı yayında çay içti. Bakanımızın akıllara kazınan bu görüntülerine "biraz radyasyon iyidir" sözleri eşlik etti. Bu Ülkenin Bakanı olan Aral Bey, gazetelere verdiği demeçlerde de halkın gözünün içine baka baka :”dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir.” dedi.
Facianın üstünde daha bir yıl henüz yeni geçmişti ki, 16 Aralık 1987 tarihinde Çaykur Genel Müdürlüğü, çay paketleme tesislerinde bulunan 1985 ve 1986 yıllarına ait stok çaylarda ölçümler yaptırdı. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu çayın 89.000 Bqkg’a kadar radyasyon içerdiğini en sonunda itiraf etmek zorunda kaldı. 58 bin ton radyoaktif (12.500–89.000 Bq/kg) çayın gömülerek imha edilmesine karar verildi. Bu karar, ancak 19 Ocak 1988 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.
Tekrar konumuz olan aflatoksinli incire dönersek; O günden, bu güne zihniyette bir deşiklik gördünüz mü? Hayır değişiklik olmadı. Ben görmedim. Sizlerde değişiklik olduğunu söyleyemezsiniz? Devlet yönetiminde o günlerde çaydaki zihniyet ne ise 2003 yılına kadar yaklaşık 20 geçmiş olmasına rağmen incirdeki zihniyet de aynı zihniyettir. Yıl 2009, bu günde aynı zihniyet vardır. Yöneticilerimizde baki kalan halkın sağlığını yine hiçe sayan o vurdumduymaz kahrolası şark zihniyetidir. İşte benim isyanım bu zihniyetedir…
Bu toplumun içinde yaşıyorum ve toplumumuzun etik değerlerini çok iyi biliyorum. Halkımızın o neme lazımcılık anlayışına, vurdumduymazlığına ait yani biz doğu insanlarına has olan öyle deyişler var ki hiç aklımdan çıkmazlar. Günü kurtarma, benden sonraki tufan, Allaha havale etme, suya sabuna dokunmadan işi götürme, Allah büyüktür, Allah bilir, Allah belasını verir, ite dalaşmaktansa çalıyı dolaşma, gelene ağam gidene paşam, bal tutan parmağını yalar… Bu deyişlerden duymakta hiç hoşlanmadığım daha kötü olanı da : “Devletin malı deniz, yemeyen…………..” Daha say sayabildiğin kadar… İşte iliklerimize kadar işlemiş bu şark düşünce tarzıdır ki yöneticilerimiz dahil sağlık gibi önemli bir konuda dahi yaşam hakkımıza sahip çıkamıyor, sessiz kalıyor, sineye çekiyor, Allaha havale ediyoruz. Bilmek istiyorum, okuyucularıma soruyorum halkımızda ve yöneticilerimizdeki bu zihin, bu zihniyet bulanıklığı ne zaman sona erecektir? Ne zaman kırmadan dökmeden sonuna kadar hakkını, hukukunu arayan fertlerin oluşturduğu toplum olacağız?
*****
Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sami Güçlü’ nün, “yüksek aflatoksin nedeniyle ihraç edilemeyen incirin pekmez yapımında kullanıldığıyla ilgili bilginin çok doğru olmadığını” savunan görüşünü üzüntü ile karşıladığımı ve hayretlerimi ifade etmek istiyorum. Bu konuyla bağlantılı olmak üzere; “Aydın ve incir, incirdeki zehir “aflatoksin” – 4” bölümünde aktardığım yazımın birkaç paragrafını sizlerden özür dileyerek tekrar buraya alıyor, okumanıza, bilgilerinize sunmak istiyorum. Takdir yine siz değerli okuyucularımın olacaktır…
Müdür Bey’ e dönerek: “Müdür Bey; haydi metal, plastik, cam hurdasını anladım. Onların geri dönüşümü oluyor. Bu aflatoksinli hurda incirler, kimin işine yarıyor? Alan kişiler bu inciri ne yapıyorlar? “ diye soru sordum.
Müdür Bey : “Sizin bana sorduğunuz soruyu bende, işletmemize hurda incir almaya gelen kişilere, müşterilerimize soruyorum; “Aldığınız hurda incirleri ne yapıyorsunuz ?” diye… Bana cevap olarak; onlardan bazıları hurda incirden “incir pekmezi” yaptıklarını, bazıları hurda inciri “ağda” yapımında kullandıklarını, bazıları da “inek yemi” olarak süt ineği hayvanlarına yedirdiklerini söylüyorlar.” dedi.
Müdür Bey’ e: “Müdür Bey hurda incir olduğu için; siz, bu incirleri, normalden daha ucuz fiyatla satıyorsunuzdur. Aflatoksinden dolayı hurdaya ayırdığınız bu incirler, çok iyi, sağlıklı görünen ve albenisi olan incirlerdir. Size incir pekmezi, ağda yapacaklarını ya da inek yemi olarak kullanacaklarını söyleyen bu insanlar, hurda olarak satın aldıkları aflatoksinli incirleri, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere götürüp semt pazarlarında satışa çıkarıp satarlarsa – öyle ki bu aflatoksinli incirler çok zararlı olmalı ki, eloğlu olan yabancılar bu incirleri gümrüklerinden geçirtmiyor, insanlarına yedirtmiyorlar.- Sizde ucuz fiyata aldıkları bu incirleri, incir hurdacıları birazda ucuza satarlarsa pazarlarda vatandaş tarafından kapış kapış alınır. Hatta bu alfatoksinli incirler, çok güzel, bütün ve sağlam göründükleri için paketlenip marketlerde dahi satılabilir. Bu durumu önleyici yani aflatoksinli incirlerin marketlerde ya da pazarlarda satılması halinde bu durumu önleyici, satılmaması için tedbir alıcı, karar verici bir otorite bir mekanizma var mı? Bu konuda bir bilginiz var mı?” diye soru sordum.
Müdür Bey: “Mehmet Bey ben hurda incirlerin şu önünde durduğumuz kapıdan çıktığını biliyorum. Ondan sonraki aşamasında hurda incirler nerelerde kullanılıyor, ne oluyor, ne yapılıyor, gerçekten bana söyledikleri gibi incir pekmezi, ağda mı yapılıyor, ineklere yem olarak mı veriyorlar, yoksa pazarlarda mı satıyorlar doğrusu bilmiyorum. “ dedi.
*****
Diğer bir basın haberi…
Aflatoksinli kuru incir sırra kadem bastı
Çeklerin aflatoksinli diye iade ettiği 19 ton kuru incirin akıbeti meçhul.
CHP'li Ersin'e göre iç piyasada satılmış olabilir.
İhracatçılar ise 'Elden geçirip ihraç ettik' diyor
RADİKAL - ANKARA - CHP, Çek Cumhuriyeti'ne ihraç edilen, ancak aşırı miktarda kanserojen ve zehirleyici bir madde olan aflatoksin içerdiği gerekçesiyle iade edilen kuru incirleri Meclis gündemine taşıdı.
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, incirlerin yurtiçinde satılmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu öne sürdü.
Ahmet Ersin, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, Çek Cumhuriyeti'ne 2006'da ihraç edilen kuru incirlerin, AB normlarının en üst sınırının sekiz katından fazla aflatoksin içerdiği gerekçesiyle Türkiye'ye iade edildiğini anımsatarak şöyle dedi:
"İade edilen kuru incirlerin akıbeti meçhuldür. Bu incirlerin 19.179 kilogramlık bölümü, İzmir Tarım İl Müdürlüğü'nün, (söz konusu kuru incirlerin içerdiği aflatoksinin, ülkemiz mevzuatına uygun olduğu değerlendirmesiyle) İzmir Gümrüğü'ne yazdığı yazı sonucu, 22 Aralık 2006'ta ülkemize sokulmuştur. Türkiye'ye iade edilen kuru incirlerin ülkemize girişinin yapıldığı anlaşılmaktaysa da akıbeti bilinmemektedir. İade edilen kuru incirlerin iç piyasaya sürüldüğü kuvvetle muhtemeldir."
İade edilen 'kuru incirlerin Türkiye'deki mevzuata nasıl uygun olduğunun' açıklanmasını isteyen Ersin, Tarım Bakanı Eker'e kuru incirlerin hangi tarihlerde ve hangi gümrüklerden yurda sokulduğunu sordu. Ersin edindiği bilgiye göre, Dış Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı kalite kontrolden sorumlu birimin, bu ihracat için 'Kontrolden muaftır' belgesi verdiğini de kaydetti.
'Neden iç piyasaya sürelim?'
Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Rafael Çikurel, her konteynırda yaklaşık 1 milyon kuru incir bulunduğunu, bunların arasında bir incirde dahi aflatoksin sınırının aşılmasının iadeyle sonuçlandığını belirterek "İhracat iadesi ürün elden geçirilerek yüzde 99, 9’u tekrar ihraç ediliyor. Bu ürünlerin iç piyasaya sürülmesi mümkün değil. Kaldı ki buna gerek yok. Çünkü alıcılarla yaptığımız kontratlar var. İç piyasada sadece yüzde 10'u tüketilen incirin dışarıda pazar sorunu yok. Neden iç piyasaya sürelim?"
Aflatoksin nasıl oluşuyor?
Aflatoksinin birtakım mikroorganizmaların ürettiği zehirleyici ve kanserojen madde. Bu organizmalar yüzde 85 bağıl nemde 1-5 günde aflatoksin üretebiliyor. Üretim ve depolama koşulları, nem, sıcaklık, fiziksel deformasyon gibi etkenler aflatoksin oluşumunu hızlandırıyor.
Nerede bulunuyor?
Belirlenmiş 13 tür aflatoksin var. Gıda ürünlerinde bu türlerden en fazla beşine rastlandı. Aflatoksin üreten mikroorganizmalar doğada her yerde bulunabiliyor. Topraktan tozuma yoluyla her yere dağılabiliyorlar, ancak uygun ortamda aflatoksin üretebiliyorlar.
En çok karaciğer kanserine neden olan aflatoksin uygun şartlarda hazırlanmamış gıdalarda bulunur. Özellikle, mısır, hububat, un, ekmek, incir, kötü kurutulmuş baharat, üzüm, kuruyemiş, pamuk, ay çekirdeği, et, süt, yumurta gibi ürünlerde bulunuyor. KAYNAK: 13.02.2007 RADİKAL – ANKARA
*****
Bu habere ne demeli…
RUSYA'YA İNCİR AYIBI!
KİMYASAL MADDE KULLANARAK BEYAZLAŞTIRIP İHRAÇ ETTİLER
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen' e yazı yazarak satışın durdurulmasını isteyen Tariş İncir Birliği, ihracatı yapan firmayı da mahkemeye vereceğini açıkladı.
Bu Türk İncirine İhanettir
Beyazlatılmış incirin sağlıksız olduğunu vurgulayan Tariş İncir Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Günerçin Azbazdar, Türk incirine ihanet edenlerin yurtdışı piyasalarında fiyatı da düşürdüklerine dikkat çekti.
Dünyada Smyrna (İzmir) İnciri olarak tanınan ve Ege Bölgesi'nde yetişen incirler Rusya’ya kimyasal madde kullanılıp beyazlatılarak ihraç edilince Rus pazarı tehlikeye girdi.
Daha önce Dubai ve Fransa'da aflatoksinli incir ihracatını durduran Tariş İncir Birliği, Rusya'da yaptığı incelemelerde bazı marketlerde Türkiye'den getirilen beyazlatılmış incir satıldığını tespit etti.
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'e yazı yazarak beyazlatılmış incir ihracatının durdurulmasını talep eden Tariş İncir Birliği, ihracatı yapan firmayı da mahkemeye vereceğini açıkladı.
Hainlik Yapıyorlar
Firmanın ismini şu aşamada açıklamayacaklarını belirten Tariş İncir Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Günerçin Azbazdar, Rusya'ya boyalı incir gönderenlerin Türkiye'ye hainlik yaptıklarını söyledi. Rusya'nın potansiyeli büyük bir pazar olduğuna dikkat çeken Azbazdar, inciri beyazlatarak bu ülkeye göndermenin, milyonlarca dolar döviz kaybına neden olacağını kaydetti.
Peşini Bırakmayız
'Bu işin peşini bırakmayacağız' diyen Azbazdar, 'Bu yapılan bölgemiz adına büyük bir kayba neden olabilir. Ege incirine ihanet ediliyor. Daha önce Fransa ve Dubai'de de sağlıksız şekilde ihraç edilen incirlere rastlamıştık. Girişimlerimizle bu firmalar da bir daha ihracat yapamaz hale geldiler. Aynısını bu firma için de yapacağız' dedi.
Rusya ve Çin pazarının Türk incir ihracatı için yeni pazarlar olduğuna dikkat çeken Azbazdar, bu tür girişimlerle ihracatın önünün kesileceğini vurguladı.
Azbazdar, 'Rusya'ya beyaz incir ihracatı yapan firmanın, inciri yeni tanıyan Ruslara beyaz incirin daha sağlıklı olduğunu söylediklerini duyduk. Sağlıklı bir incirin rengi beyaz olmaz. İnciri beyazlatmak için peroksit ve kükürt gazı kullanıyorlar. Bunlar da insan sağlığına zararlı maddeler. Rusya'da ele geçirdiğimiz incirlerde hangi kimyasal maddeler kullanıldığını ar-ge servisimizde ortaya çıkartacağız.
Tariş olarak Türk incirine hainlik yapanları hiç affetmeyeceğiz.'
Fiyat Kırıyorlar
Geçen yıl Türkiye'den 47 bin ton incir ihracatı yapıldığını ve Türkiye'nin bu ihracattan 90 milyon dolar döviz kazandığını dile getiren Azbazdar, bu tür girişimlerle var olan ihracatın da gerileyeceğini söyledi.
Yurtdışı pazarlarda Türk incirinin belirli bir imajı olduğunu belirten Azbazdar, yapılan hatalar yüzünden uluslararası piyasalarda incirin fiyatının da düştüğünü kaydetti. Geçen sezon incirin tonunun 1.850 dolar seviyesinde işlem gördüğüne dikkat çeken Azbazdar, Rusya'ya yapılan ihracatın ise, ton başına sadece bin dolar seviyesinde olduğunu kaydetti. Kaynak: Yeni Asır Gazetesi, 08 Şubat 2005
*****
Yukarıdaki basın haberinde Tariş İncir Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Günerçin Azbazdar :” Beyazlatılmış incirin sağlıksız olduğunu” vurguluyor. Daha önce Dubai ve Fransa'da aflatoksinli incir ihracatını durduran Tariş İncir Birliği, Rusya'da yaptığı incelemelerde bazı marketlerde Türkiye'den getirilen beyazlatılmış incir satıldığını tespit etti. Azbazdar, 'Rusya'ya beyaz incir ihracatı yapan firmanın, inciri yeni tanıyan Ruslara beyaz incirin daha sağlıklı olduğunu söylediklerini duyduk. Sağlıklı bir incirin rengi beyaz olmaz. İnciri beyazlatmak için peroksit ve kükürt gazı kullanıyorlar. Bunlar da insan sağlığına zararlı maddeler. Rusya'da ele geçirdiğimiz incirlerde hangi kimyasal maddeler kullanıldığını ar-ge servisimizde ortaya çıkartacağız.”
Bu haber ne anlama geliyor? İncirler niçin beyazlatılıyor? Neden beyazıtılmaya gerek duyulmuştur? İncirler çok küflü oldukları için mi peroksit ve kükürt gazı ile beyazlatılıyor. Tariş İncir Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Günerçin Azbazdar:” Sağlıklı bir incirin rengi beyaz olmaz.” diyor. Sorumluluk mevkiinde olduğu için dilinin ucuna kadar geldiği halde söyleyemediği : “Bu incirlerde aflatoksin var da incir baronları peroksit ve kükürt gazı yöntemi küflü aflatoksin incirleri beyazlatarak ihraç ettiler ” mi demeye getiriyor. Bunu bilemeyiz (!) bizim ki sadece bir düşüncedir.
Ancak bildiğimiz tek şey var. Bu incirler yalnız Rusya’da satılmıyor. Türkiye’ de, İstanbul’ da satılıyor. Nerede biliyorsunuz? diye bilirsiniz. Anlatayım: Alanya’ da yapılan bir eğitimde çok kişilikli ve değerli, açık sözlü dost bir meslektaşımla tanıştım. Adı Ali DURMUŞLAR’ dır. Kendisi Aydın’ lıdır. İstanbul’ da yaşıyor.
Samimi ve açık sözlü bir yiğit olan Ali DURMUŞLAR bana bir e- mail gönderdi. Daha sonra bu e- maili yorum olarak -Aydın ve incir, incirdeki zehir “Aflatoksin” – 4 başlıklı yazıma gönderdi. Ali Bey gönderdiği yazı ve e- mailinde diyor ki : “ Değerli Üstadım Mehmet Bey, Yazılarını büyük bir keyifle okuyorum. Hatta önce ortadan başlamışım. İlk bölümünü bulup okudum. Sonra bütünlüğü sağladım. O incir tesislerini sanki sizinle beraber gezdim. Gittiğiniz yerlerde sanki yanınızdaydım. Gözlem yeteneğinize hayranım. O kadar ince detayları kaçırmadan nasıl aklınızda tutabildiniz. Anlatım ve aktarış tarzınız da mükemmel. ……….” dedikten sonra devamla “ ……. Ben Aydın'lı olarak meğer incirin ancak yemesini biliyormuşum. Bir de dalındaki nazenin süzülüşünü. Burada semt pazarlarında bazen görüyorum. Seyyar pazarcılar (çek çek - el arabasında) incir satıyorlar. Bayağı uygun bir fiyata. Dikkatimi çeken, bu incirler Nisan Mayıs aylarında boy gösteriyorlar. Görünümleri de biraz anormal. Benim gözümle anormal. Biraz fazla parlak. Sanki yıkanmış parlatılmış gibi. Bilmeyen birisini cezbedebilecek durumda. Tertemiz, beyazımsı bir sarılık. Fakat bildiğimiz incirin doğal görüntüsü yok. Bu aylara kadar bizim memleketten getirdiğimiz incir stokları tükenmiş oluyor. Her defasında pazarda bu incirleri görünce hamle yapıyorum. Şunlardan bir kaç paket alayım diye. Sonra duraklıyorum. Bu incir sezon başında bundan daha pahalıydı. Şimdi iyice azaldı daha pahalı olması lazım. Bunda bir b..kluk var. Geri durayım. Zaten görüntüsü de pek normal değil, deyip vazgeçiyorum.” diyor.
Öyle ki, incirler Ali DURMUŞLAR’ ın açıkladığı İstanbul’da seyyar pazarcıların (çek çek - el arabasında) sattığı incirler, Tariş İncir Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Günerçin Azbazdar’ ın :” Sağlıksız bir incirin rengi beyaz olmaz. İnciri beyazlatmak için peroksit ve kükürt gazı kullanıyorlar. Bunlar insan sağlığına zararlı maddelerdir." dediği incirlerle ne çok örtüşüyor…
Ankara’ da peroksit ve kükürt gazı ile beyazlatılmış ağlıksız (aflatoksinli) incirler satılıyor mu? Bilmiyorum. Seyyar pazarcılar (çek çek - el arabasında) incir satılan yerlere gidip bakmak gerekir.
*****
Yine öylesi haberlerden bir daha…
Nazilli'de 2, 5 ton incir imha edildi.
Aydın'ın Nazilli ilçesinde il ve ilçe tarım müdürlükleri ekiplerince yapılan kontroller sonucunda, ''aflotoksin'' maddesi rastlanan 2, 5 ton kuru incir ve incir lokumu imha edildi.
Aydın İl Tarım Müdürlüğü görevlilerinden Ferhat Aydoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aydın ve Nazilli tarım müdürlüklerince yapılan rutin gıda ve kontrol denetimlerinde, bölgelerde bulunan incir işletmelerinden çeşitli numuneler alındığını belirtti.
Numunelerde yapılan analizlerde, toplam 2, 5 ton kuru incir ve incir lokumunda ''aflotoksin'' maddesine rastlanarak, Türk Gıda Kodeksine uygun olmadığının tespit edildiğini kaydeden Aydoğdu, sağlıksız ürünlerin toplanarak imha edildiğini bildirdi. Kaynak: Sabah, 18 Kasım 2008 Salı
*****
Kanserojen madde karaciğerde birikiyor
Açık havada, güneşte kurutulan tüm tarım ürünlerinde sağlığımızı tehdit eden sinsi bir tehlike var. Aflatoksin denen bu sinsi düşmanla uzun yıllar önce Almanya'ya ihraç ettiğimiz kuru incirler geri gönderilince tanıştık. Almanya, Ege incirimizde aflatoksin bulduğu için geri göndermiş, biz de bu vesileyle bu zehirli maddenin varlığını öğrenmiştik.
Fındık, fıstık, kayısı, incir, üzüm, acı ve kırmızın biber, susam yetiştiren üreticilerimiz, harmandan sonra bunları yol boylarına, toprak damlara sererek kurutur.
Sıcak yaz aylarında yol boylarına serilen tarım ürünleri, yoldan geçen taşıtların tozu, toprağı, egzoz dumanları altında kururken, güneşin etkisi ile kızışarak nemlenirler. Isı ve nemin etkisiyle kuruyan tarım ürünlerinde bir küf oluşur. Aflatoksin, işte bu küflerin salgıladığı zehirli bir maddedir.
Kimseye ceza yok!
Aflatoksin, insan karaciğerinde birikerek kanserojen etki yapar.
AB ülkelerinde, aflatoksinle kirlenmiş gıda maddeleri yasaktır. Aflatoksin konusunda çok sıkı standartlar ve ağır para cezaları uygulayan AB ülkeleri, gümrüklerdeki denetimler sonucunda yakaladıkları aflatoksinli gıdaları iade ederler.
Aflatoksinle kirlenmiş tarım ve gıda ürünü Türkiye'de de yasaktır. Ama ben bu yasağın uygulanarak bugüne kadar kimsenin cezalandırıldığını görmedim.
Aflatoksin belasından kurtulmak için yapılacak iş basit. Tarım ürünlerinin toprağa temas etmeden kurutulması, sorunu çözer. Tembelliği bırakıp, biraz masraf yaparak tahta kerevetler üzerinde, günde iki kez karıştırılarak kurutulan tarım ürünlerinde aflatoksin oluşmaz. En iyisi, tarım ürünlerinin fenni fırınlarda kurutulmasıdır.
Maalesef devletimiz, çiftçilerimiz ve Ziraat odalarımız aflatoksin konusunda duyarsızdır.
Ülkemizde aflatoksin kontrolü, sadece yurtdışına ihraç edilecek tarım ürünleri ve gıdalarda yapılıyor. Aflatoksinli olduğu için iade edilen ihraç malları ise yurtiçinde serbestçe satılarak tüketiliyor.
*****
KURU İNCİR ÜRETİMİNDE YAŞANAN SORUNLAR
NAZİLLİ TİCARET BORSASI BAŞKANI AKSÜT: ''BUGÜN GÜMRÜKLERİMİZDEN İHRAÇ ETTİĞİMİZ İNCİRLERİMİZİN YARISI AFLATOKSİN NEDENİYLE GERİ DÖNÜYOR. İNCİRİMİZİN İTİBARINI EL BİRLİĞİYLE GERİ KAZANDIRMAK ZORUNDAYIZ''
Nazilli Ticaret Borsası Başkanı Ziya Aksüt ihraç edilen incirin yarısının aflatoksin nedeniyle geri döndüğünü belirterek, ''İncirimizin itibarını el birliğiyle geri kazandırmak zorundayız'' dedi.
Nazilli’ de düzenlenen ''Kuru İncirin Sorunları ve Çözüm Yolları'' konulu panelde konuşan Aksüt, incir işleyen işletmelerin yeterince denetlenmediğinden yakınarak, ''Buralara ruhsat verilirken, uluslararası ölçü kriterleri bulunmuyor. İç piyasa denetimi hızla artırılmalıdır'' dedi.
İncirin itibarını el birliği kazandırmak zorunda olduklarını vurgulayan Aksüt, ''Bugün gümrüklerimizden ihraç ettiğimiz incirlerimizin yarısı aflatoksin nedeniyle geri dönüyor. Burada ihracatçılarımızın değil hepimizin hatası vardır'' diye konuştu.
Aksüt, hükümetin desteklemediği tek ürünün incir olduğunu dile getirerek, ''İncir ihracatımızın yüzde 50'sini Nazilli üretmektedir. Bu yüzden artık inciri AB normlarına göre işlememiz gerekmektedir'' ifadelerini kullandı.
Nazilli Ticaret Odası Başkanı Gültekin Kılınç da inciri yetiştirirken, kuruturken, işlerken ve ihraç ederken sıkıntı yaşandığını belirterek, ''Üretimden sevkiyata kadar önümüze konulan standartlara uyum sağlayamadığımız, birlik ve beraberlik içinde olmadığımız için kaybeden ve ödün veren taraf hep biz oluyoruz'' dedi.
Standartlara uygun ürünler yetiştirmesinin önemine işaret eden Kılınç, şöyle devam etti: ''Sadece yurt dışı istediği için değil kendimiz, çocuklarımız ve bu topraklarda yaşayacak gelecek neslimiz için bunu yapmak zorundayız. Organik tarım ifadesi sanki Avrupalıların bize öğrettiği bir şey gibi geliyor. Çok değil 20–30 yıl öncesine kadar ürünlerimizin önemli bir kısmı bugün organik denen özellikteydi. Ne olduysa verim artırıcı ilaç ve kimyevi gübrelerden sonra oldu. Yabancılar için zararlı olan şey elbette bize de zararlı. İyi bir şey yapacaksak önce kendi insanımız için yapmalıyız.''
Kılınç, kaliteli incirin üretiminin teşvik edilmesi ve desteklenmesi ve bu amaçla bütün tarafları içine alacak bir Ulusal İncir Konseyi'nin bir an önce kurulması gerektiğini vurgulayarak, ''Bütün kutsal kitaplarda övülen incirin hak ettiği yere gelmesi için gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir'' dedi.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uygun Aksoy da incirin ihracatta aflatoksin sorunuyla karşılaşan ürünlerin başında geldiğini söyledi.
Aksoy, ''İncir daldan düştüğü zaman yüzde 30 ile 50 arasında su miktarına sahiptir. İncirin dalda asılı olduğu dönem aflatoksin oluşumunda en riskli dönemdir. Bu dönemde incir ihtiyaç duyduğu suyu alamazsa ve havadaki nem yüksek değerlerde olursa yaşanan kuraklık incirde aflatoksin sorununa neden olur'' şeklinde konuştu
*****
İncirin sorunları konseyle çözülecek
Nazilli Ticaret Odası, Nazilli Ticaret Borsası ve Ege İhracatçılar Birliği (EİB)'nin ortaklaşa düzenlediği panelde, üreticiler ve pazarlamacılar incir üretiminde gelecek dönem için öngördükleri problemleri masaya yatırdı.
Aydın'ın Nazilli ilçesindeki panelin amacı, inciri yurt içi ve dışında çok daha iyi noktalara getirmek, yerel seviyede de refah artışını sağlamak olarak açıklandı. Panelde ayrıca problemlerin tespit ve çözümü için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı seviyesinde bir incir konseyine ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Konseyin bir an önce kurularak incir pazarının genişlemesi, destekleyici kuruluşlarla işbirliği yapılması, üretimin desteklenmesi, kötü incirin piyasadan çekilmesi ve tarım danışmanlarının etkisinin arttırılması tavsiye edildi.
İncir konusunun tartışılmasından memnun olduklarını ifade eden Nazilli Ticaret Odası Başkanı Ali Gültekin Kılınç, "Kaliteli incir üretiminin teşvik edilmesi ve desteklenmesi, bu amaçla bütün tarafları içine alacak millî bir incir konseyinin kurulması, incirin hakkettiği yere gelmesi için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatindeyim. İncir, uluslararası ticarette söz sahibi olabileceğimiz ender ürünlerdendir." dedi.
İncir üretiminde bilinçsiz ilaç kullanımının ön plana çıktığını ifade eden Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Uygun Aksoy ise, "Geçen yıl kurak bir dönem geçirdik. Üreticilerin ve pazarlamacıların sıkıntılarını tartışmaya açmak istiyoruz. Üretim zincirinin bütün ayaklarının burada olması, çözüm için iyi bir fırsattır." şeklinde konuştu.
İhraç edilen kuru incirlerden bir kısmının, aflatoksin ve sağlık şartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle geri döndüğünü vurgulayan Nazilli Ticaret Borsası Başkanı Ziya Aksüt de, "İhraç ürünlerinin geri gelmemesi için üretimin her kademesindeki kişilerin bilinçli ve duyarlı çalışması lazım. Üreticilerin hatalarından dolayı incir rekoltesinde değişiklikler oluyor. Tüccarların da incirleri karıştırmadan, standart çerçevesinde ihracatçı firmalara vermesini bekliyoruz." dedi.
Fiyat düşünün engellenmesi gerektiğini söyleyen Aksüt, iç piyasaya incir pazarlayan firmaların yeterli derecede denetlenmediğini kaydetti. Üretim izni verilirken standartların gözetilmesi gerektiğini vurgulayan Aksüt, "İç piyasaya çalışan firmalara standart getirilmeli. Firmalar, işletim şemalarına göre değerlendirilmeli. İç piyasada standart, aflatoksin ve bitki koruma kontrolü yapılmıyor. Bunlar kanunla mecburi hale getirilmeli." diye konuştu. Gerekli kriterler sağlanmadan işletme ruhsatı verilmemesini de öneren Aksüt, iç piyasaya incir satışının artması halinde, ihracata gönderilen ürünün fiyatına olumlu katkı sağlayacağına dikkat çekti. KAYNAK: ZAMAN MOBİL 29 Mayıs 2009, Cuma
*****
İncirde aflatoksin sorunu çözülemiyor.
28 Nisan 2009 Salı- Haber Merkezi
AB'ye ihracatta sıkıntı yaşayan incir ihracatçısı aflatoksin oranının 4 ppb'den 10 ppb'ye çıkarılmasını istiyor.
Avrupa Birliği'ne ihracatta sıkıntı yaşayan kuru meyve ihracatçıları, incirde aflatoksin oranının 4 ppb'den 10 ppb'ye çıkarılmasını istiyor.
İhracatçılar, bu sezon aflatoksin nedeniyle 400 tona yakın kuru incirin Avrupa'dan geri döndüğünü belirterek, ileride daha büyük sorunlar yaşanmaması için limitin yükseltilmesini bekliyor.
19 YILLIK SORUN
Ege İhracatçı Birlikleri'nde yapılan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin olağan genel kurulunda konuşan Şentaş İhracat'ın ortağı Turan Şen, aflatoksin oranında limitin yükseltilmemesi halinde incir ihracatının sıkıntıya gireceğini ifade etti.
Şen, "1988'de Yunan lobisi Türk incirlerinde aflatoksin olduğu söylentisini çıkardı. O tarihten bu yana 19 yıldır bu sorunla uğraşıyoruz. İhracatçı arkadaşların yarısından çoğunun ürünü geri dönüyor. Bu konuda hükümet acil önlem almalı" diye konuştu.
Pilot bahçeler kurulacak Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Menaşe Gabay ise, AB'nin kuru meyvelerde aflatoksin limitini artırmak için yeni bir düzenleme yapacağını söyledi.
Kuru incirde limitin 10 ppb'ye yükseltilmesi için çalıştıklarını dile getiren Gabay, "İnşallah önümüzdeki sezon bu müjdeli haberi alırız. Bu konuda AB ile görüşmeler devam ediyor.
Bunun yanında kaliteyi de yükseltmemiz gerekiyor. Ege Üniversitesi ile bazı bölgelerde pilot bahçeler oluşturacağız. Bahçe sayısı 3 ya da 4 olacak. Kalite yükselttikçe, bu tür sorunlar yaşamaktan kurtuluruz. Bu yıl hava yağışlı olduğu için, kuraklıktan kaynaklanan aflatoksin düzeyinin daha düşük olacağını düşünüyoruz" dedi.
Türk Hava Yolları'na bağlı Anadolu Jet'in yolcularına sunmak ve tanıtım yapmak için kendilerinden kuru incir, kuru kayısı ve kuru üzüm istediğini ifade eden Gabay, "Eğer böyle bir tanıtımı başlatırsak diğer havayollarına da yaygınlaştırabiliriz" diye konuştu
*****
Kuruyemiş ihracatında aflatoksin sorununu aştık
Tüm Kuruyemiş Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜKSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Hüseyin Karapınar, Avrupa ülkelerine ihracatta ürünlerdeki toplam aflatoksin miktarı standardının 4 ppb'den 10 ppb'ye çıkartılmasını sağladıklarını belirterek, "Bu Türk ihracatçısı için büyük bir başarı" dedi.
Merkezi Ankara'da olan TÜKSİAD'ın Yönetim Kurulu Toplantısı, Dernek Başkanı Karapınar ve Başkan Yardımcısı Abdülkadir Özkara ile üyelerin katılımıyla Gaziantep'te yapıldı. Toplantıda, sektörün gelişimi ve özellikle ihraç ürünlerinde aflatoksin sorunu görüşüldü.
Karapınar, yaptığı açıklamada bir yıl önce kurulan derneklerinin büyük imalatçı, ihracatçı-ithalatçı firmaları bünyesinde topladığını, Türkiye'nin her tarafından şu anda 111 üyeleri bulunduğunu belirtti.
Derneğin, hem iç piyasada kuruyemiş tüketimini artırmak hem de dünyaya daha iyi tanıtım yapabilmek amacıyla çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Karapınar, "kuruyemiş üretim cenneti" olan Türkiye'deki ürünleri dış pazarlarda daha iyi satabilmeyi, pazarlayabilmeyi amaçladıklarını söyledi
Tedarikçi firmalarla da yoğun diyalog içinde olduklarını, Gaziantep'te 2 gündür süren toplantılarda tedarikçi firmalarla görüştüklerini ve ana gündemlerini Antep fıstığı oluşturduğunu anlatan Karapınar, Antep fıstığında özellikle dış piyasada aflatoksin problemi yaşandığına işaret etti.
Dünya Gıda Örgütünün ürünlerdeki toplam aflatoksin miktarının 20 ppb'den fazlasının insan sağlığı için risk teşkil edebileceğini ilan ettiğini, ABD'nin de bu kriterleri baz alarak ülkesine bu miktarda ürünleri kabul ettiğini hatırlatan Karapınar, Avrupa'da ise bu oranın toplam aflatoksin için 4 ppb'ye kadar düştüğünü anımsattı.
Hasan Hüseyin Karapınar, şunları kaydetti:
"Başta Antep fıstığı, fındık, incir, üzüm gibi milli ürünlerimizin AB üyesi ülkelere girmesinde ciddi zorluklar yaşıyorduk. Dernek olarak kurulduğumuz günden itibaren bu sorunun aşılması için yoğun çaba harcadık. Derneğimiz çabaları sonucunda Haziran 2008'de, Dünya Gıda Örgütü'nün alt kuruluşu Kodeks Alimentarius Komisyonu'nda AB üyesi ülkeler ile Türkiye'nin katıldığı toplantıda, AB üyesi ülkelerin 4 ppb olarak kabul ettiği miktarın 10 ppb'ye çıkartılmasını sağladık. Ancak bu kararı kabul etmelerine rağmen AB üyesi ülkeler, kendi ülkelerinde bu kararı uygulamamakta direniyorlar. Türkiye'deki muhatabımız olan kurumlarla görüşerek, bir an önce bunun uygulanmaya başlaması gayreti içindeyiz."
Avrupa ülkelerine ihracatta ürünlerdeki toplam aflatoksin miktarının 10 ppb'ye çıkmasının, Türk ihracatçısı için büyük başarı olduğunu vurgulayan Karapınar, "Aflatoksinden kaynaklanan ihracat problemlerini de aşmış oluyoruz" diye konuştu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının sektöre yönelik çıkardığı tebliğlerde uygulama safhasında bazı aksaklıklar da olduğunu belirten Karapınar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün sektörü ilgilendiren tüm meselelerde kuruyemiş tebliğini TÜKSİAD' ın hazırlamasına yönelik tekliflerini kabul ettiğini ve şu anda altyapı çalışmalarını sürdürdüklerini sözlerine ekledi. Haber: - Anadolu Ajansı 05.04.2009 |
*****
Bu aflatoksin belası yalnız ülkemizde mi var? Diğer ülkelerde, Dünya’ da durum nasıl?
Bu konuyu Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Bayram Bey’ in basına yansıyan konuşmasından aktaralım. Mustafa Bayram Bey: “Aflatoksinin insanlara, tüketilen gıda maddeleri aracılığıyla bulaştığını” belirtilmiş ve :”Gıda yoluyla insanlara geçen aflatoksinin en çok karaciğer kanserine neden olduğunu” vurgulamıştır. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Bayram’ ın basında yer alan anlatımını olduğu şekliyle aynen aktarıyorum: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Bayram, aflatoksinin karaciğer kanserine neden olma yanında hepatit (B) ve (C) virüslerinin vücuttaki etkisini artırdığına, bağışıklık sistemini bozduğuna dikkati çekti. Bayram, çocukların sağlıklı gelişimini engelleyen aflatoksinin vücutta ödeme, akut kangrene ve diğer bazı sağlık sorunlarına yol açtığını ifade ederek, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Halkımızın ihraç edilen bazı tarımsal ürünlerin alıcı ülkeler tarafından reddedilmesine ilişkin haberler sayesinde adını duyduğu aflatoksin, insan vücudunda belirli bir seviyenin üzerine ulaştığında ölüme yol açmaktadır. Vücuda alınan aflatoksin süt, idrar ve karaciğere geçerken, DNA’yı mutasyona uğratarak kanser yapmaktadır. Aflatoksin, gıdaların tüketimi yanında buğday, yem, un gibi ürünlerin tozuyla da insanlara bulaşabilmektedir. Danimarka ve Georgiagibi yerlerde bu yolla bulaşmış aflatoksinin neden olduğu kanser vakalarına rastlanmıştır. Ayrıca, yüksek yoğunlaşmalarda (konsantrasyonlarda) göz ve deri yoluyla da aflatoksin insanlara bulaşabilmektedir.”
45 YILDIR BİLİNİYOR
Bayram, aflatoksinin ilk kez 1960 yılında tanımlandığını bildirdi. 1960 yılında İngiltere’ye hayvan yemi olarak ithal edilen Brezilya yerfıstığının 100 bin hindi ve 20 bin keklik, sülün ve ördeğin ölümüne neden olduğuna dikkati çeken Bayram, dünyada ilk defa meydana gelen bu olaya (Hindi-X) adı verildiğini ve sonrasında aflatoksinin ilk defa tanımlandığını belirtti.
Bayram, 1974 yılında Hindistan’da hasat zamanına yakın yağan yağmur sonrasında mısırların küflendiğini, küflü mısırlardan yiyen 108 insan ve 400 köpeğin öldüğünü bildirdi.
Dünyada aflatoksin nedeniyle ikinci ölümlü vakanın 1982 yılında Kenya’da yaşandığını ifade eden Bayram, şunları kaydetti: “20 ayrı hastanede yatan hastaların yüzde 60’ı öldü. 1977–1980 yılları arasında Güneydoğu Amerika’da yetişen mısırın yüzde 60’ında limitlerin üzerinde aflatoksin belirlendi.
Verilere göre Çin’in Guangxi bölgesinde her yıl 250 bin kişi aflatoksine bağlı kansere yakalanmakta. Filipinler, Endonezya ve Vietnam’da ise yılda 20 bin kişinin aflatoksine bağlı kanserden öldüğü bildiriliyor. Bilinen bu vakalar, aflatoksin konusunda duyarlı olunması gerektiğini gösteriyor.
Karaciğer kanseri başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olan aflatoksin konusunda üreticiler ve tüketicilerin bilgilendirilmesi yaşamsal önem taşıyor.” demektedir.
*****
Değerli okuyucularım sizlerin durumunu bilemem. Ancak ben, bunca sağlıksız yiyecek ve içecek terörü içinde sağlıklı yaşadığım her bir gün için Yaratanı şükranla anıyor, minnettarlığımı bildiriyorum.
*****
Mehmet TURAN
Ankara, 19 Haziran 2009
Devam edecek…
*****
Aşağıda gerçekten çok harika bir ders veren, aynı zamanda son dersini veren bir insanı izleyeceksiniz. Bu güzel insan, acaba yediği “Aflatoksinli” bir yiyecekten dolayı mı genç yaşta kanser olmuştur? Kim bilir? Belki de…
Bu videoyu mutlaka izlemenizi, hatta her sıkıldığınızda tekrar tekrar izlemenizi tavsiye ederim.
*****