​ Ayrılık ve Ölüm Göz Göze / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Ayrılık ve Ölüm Göz Göze

Herkes kendi sonbaharını gizliden gizliye seyreder de dile getirmeye şairler kadar hiç kimse yakın durmaz. Şair, sevgiyi, özlemi, dostluğu yazar, ama yalnızlığın da arkadaşıdır. Kalp atışlarına dünya sığsa da yalnız ve kuru bir yaprağın toprağa düşüşünden etkilenir. Duygusallaşır. Çağrışımları dizeler çoğaltır, bakışlarını hüzne dayar ve yalnızlığın çığlığını kalemi ile dokumaya başlar. Yalnızlığı dinler, sessiz tınılara anlam yükler (1). Yalnızlık, bütün ölü dallarımızı kıran sessiz bir fırtınadır; ama yaşayan köklerini yaşayan toprağın yüreğine gönderir. <ı>“Ağaçlarda soyunan bir eylül var / kapısı aralık kasım yolda/ yalnızlığına sığınmışken rüzgâr, kırık /bir pencere olduğumu anladım’’ Bu dizeler Mehmet Sadık Kırımlı’nın son şiir kitabından... Toplam 37 şiirin yer aldığı seksen sayfalık kitaba ismini veren şiir <ı>“Ağacına Küsen Yaprak” (2), yalnızlığı, hüznü, zorunlu ayrılıkları şiir diliyle okuyucuyla buluşturuyor. Aslında herkes kendi sonbaharını gizliden gizliye seyreder de dile getirmeye şairler kadar hiç kimse yakın durmaz: <ı>“Çıplak ayakla basıp geçtim içinizden beni görmediniz” Şair, biraz kızgın, biraz kırgın, yalnızlığını kalabalıklara yüklüyor. Kalabalık yalnızlıkların artık sıradan sayıldığı günümüzde, kalbi sevgiyle çoğalan Mehmet Sadık Kırımlı, sesine ses veren olmadığını, sevginin ise gittikçe ıssızlığımıza gizlendiğini dillendiriyor (3).

Şair, şiirsel eylemini ve işlevini bir sanatçı olarak, daha çok imgeyle vücut bulan şiirle sürdürür. İnsanın kendini dünya karşısında tamamlamasının en eski biçimi olan şiir, şairin imge haznesini oluşturan dünya görüşünün ipuçlarını içerir. Mehmet Sadık Kırımlı da şiir sanatının tüm olanaklarından yararlanarak yazıyor şiirlerini. <ı>“İhanet kadar kötü kokan bir yalnızlıktım” <ı>“eğilip bakıyoruz ki, gecenin yüzünde hâlâ/ düş tenhalığı var” <ı>“Biri bana yalnızlığın dilini anlatsın diye/ bağırmak istiyorum ama duyan yok! sesim ıslak/... bir kağıt gibi yapışıyor duvara çıkartamıyorum” Yalnızlığın dilinin en yakınında olanlar şairler olduğu halde Mehmet Sadık Kırımlı bu dizelerinde ıssızlığın dilini kendisine anlatacak birisini arıyor. Aslında o birisi yalnızlığı noktalayacak kişidir. İnsana ait özelliği yalnızlığa yükleyen şair <ı>“Yalnızlığın dili” diyerek daha güçlü bir yalnızlıkla sesleniyor okuyucuya. <ı>“Elindeki tüfek bir gün/ vurunca kendini kesilir parmağı ölümün/ sızım sızım sızlar acının baş harfi/ sesi kısılan yalanın büyüttüğü hüzündür bu/ yalnızlığa dönüşür sevinci kuşların. bazen/ kentin koynunda ağlayan sokak gibiyim” Ölmek, insanoğlu için ne kadar gerçekse, yaşamak isteği de o kadar gerçektir. Şairin dizelerinde ölüme karşı gizli bir isyandan da söz edebiliriz. Ölüm ayrılıktır. Ayrılıksa, yalnızlık. Kentin bazı sokaklarının kendi haline terkedilişini de kendi yalnızlığına benzetiyor. Issızlığı, kentin ışıklı sokaklarına benzemiyor. Mehmet Sadık Kırımlı, değişmeceler ve mecazlardan yararlanıyor. Samimi, içten söylemi okuyucuyunun bir an durup, kendisi ile yüzleşmesini de sağlıyor. Bu yüzleşme, çoğalan yalnızlıkları imliyor okuyucuya. Alışılagelmiş, bize hiç de yabancı olmayan yaşamın kötü kokan yalnızlığını, romantik, duygusal, etkileyici dizeleriyle okuyucusuna aktarıyor. Özenle seçilen sözcükler şiirin ritmini sağlıyor. Yalnızlık, insanın içini acıtır. Şair bu acıyı, anlam ve söz sanatlarından da yararlanarak kendi şiir dilini kurarak dizelerine aktarır. Şiirlerde imlenen yalnızlık, elbette şairin kendi yalnızlığı değildir. Çünkü şair yaşadığı toplumun acısını, yalnızlığını, yanlışını, doğrularını içinde hisseder ve yoğunlaşır.

Toplumun özünü hatta doğadan da aldıklarını şiirleriyle okuyucusuna imlerken, estetik bir dil kullanmaya da özen gösterir. Bireye yönelik bir şiir gibi gözükse de aslında toplumsal olanı yazan bir şairdir Mehmet Sadık Kırımlı. Ölümün parmağını kesse de şair, yalan, gün gelir kendini kanatır. Kent ki oldukça kalabalık, yan yana duran insanlar ise yapayalnızdır. Sokaklar dolup taşarken, sokak da kendi yalnızlığına hüzünlenmekte… Çünkü koşarak gelip giden bu insanlar, sokaktaki ayak izlerinin bile farkında değiller. Şairin, sesini duvarlardan ötelere aktarabilmesi ise olanaksız gibi. Çünkü insanlar günümüzde oldukça duyarsız ve kendine dönük yaşamaktadırlar. Başkalarının yoksulluğu, yalnızlığı ile ilgilenecek zamanları hep ertelemektedirler. Mehmet Sadık Kırımlı’nın <ı>“Ağacına Küsen Yaprak” isimli kitabını okudukça fark edeceksiniz ki; aslında sonbahar hep içimizde. Kavgalar, hüzünler, yalnızlıklar, ölümler biziz. Yalnızlık, insanın ta kendisi. 2006’da İstanbul için yazdığım bir şiirimde vurguladığım gibi biz kalabalık bir yalnızlığız. <ı>“Ağacına Küsen Yaprak”, Nisan 2007’de İlya Yayınları’ndan çıktı. Beyaz zemin üzerine kuru, yalnız bir sonbahar yaprağı süslüyor kitabın kapağını. Ayrılık ve ölüm göz göze...

Mine Ömer
Şehir dergisi
 
Toplam blog
: 56
: 504
Kayıt tarihi
: 05.10.09
 
 

Mine Ömer; Larnaka, Kıbrıs doğumludur. Kıbrıs Bayrak Radyosu'nda memur olarak çalıştı. Haber ..