- Kategori
- Mizah
Ayşegül de Souza

İki 000 (bin) li yılların ilk yarısı mıydı neydi?... Tertemiz bir tatil sabahında yine Genel Müdürlüğe ulvi görevimi icra etmeye gidiyordum. Çocukluktan kalma alışkanlıkla asvaltta duran kutulara, şişelere, kediye köpeğe Alex de Souza misali plaseler yapıyordum. Her ne kadar o yıllar da Alex sağ bacağını sadece yürümek için kullanmış olsa da zamanla kendini geliştirdi şimdi golleri bile var artık. Bir cola kutusunu çöp tenekesine barajsız atma becerisini geliştirmeye çalışsam da ,o sabah kaç şişeye vurduysam da başarılı olamadım. Ama o an yol üstünde öylece cansız duran cüzdan, dikkatime çelme attı, eğilip almak yerine bir Alex sağı çıkardım, cüzdan çok yükselmeden kendi eksenin de bir kez amuda kalktıktan sonra önüme vurulmuş bir beden gibi serildi kaldı. Para-kimlik gibi bir belge beklerken bir de baktım içinden araç ruhsatı çıktı. Zaman dardı benim de geniş haraket etme şansım imkansızdı, dedim ya Genel Müdürlükteki ulvi görevim beni beklemekteydi; Suyunu bekleyen bir bardak- çamaşırını bekleyen bir leğen- hatta yağmur bekleyen bir yamalı şemsiye misali büyük bir inatla beni bekliyordu ulvi denen görev. Ruhsatı aldım, akbilli kırmızı körüklü rovera doğru yola daldım.
Tatil sabahı olduğu için roverda yer bulmak hiç de zor olmadı, yoksa bizim bir yer işgal ederek sehayat ettiğimiz; emeklinin cebindeki efektif defteri gibi hayal mahsülüdür. Oturdum, James Bond'un kendini imha eden mesajı gibi gizlice okuyup cebime koydum ruhsatı, sanki alnımda o ruhsatın bana ait olmadığını içimdeki vicdan hopörleri belediyeden ölüm ilanı gibi haykırıyordu da, bir ben duyuyordum sanki kulaklarım da çınlayan sesi...
Şoför körüklüğü traktör gibi kıvıra kıvıra E 5 ormanında sürdü. Bi ara ruhsat bilgilerine baktım soyadını şimdi hatırlayamıyorum ama adı Ayşegül'dü galiba. Ayşegül ...Ser ' de de bekarlık var ya kırk tane plan yaptım ezberden, kendi akıl yörüngemde. Ne Marsa gitmişliğim kaldı ne de aya ilk ayak basan aylaklığım, adamlığım kaldı hemde hiç roketsiz. Rover'la uzaya ilk çıkan adam bendim, varsın onlar Nail Amstrong olduğunu bilsinler....
Akşam dönüş yolu hiç bitmedi, tüm gün ruhsattaki adrese gidip ,bakın ben sizin ruhsatınızı buldum, sorumlu bir vatandaş olarak insanlık görevimi yaptım diyeceğim Ayşegül'de sevinçten havalara zıplayacak ve düşmemek için bana tutunacak falan .....
Adres tesbitini manuel olarak yaptım, e o zamanlar da nerde mernis falan, herşey manuel, sevdalar bile. Şimdiki gibi internetten kaldıramadım samanı da Zühtü şarkısı da yok, binanın içine girdim. 3 katta 11 numara... Ben sanki bir siaey ajanı, bir mossad emeklisi, mit'ten konut kredisi almış da hiç gecikmem yokmuş gibi edalı dimdik... Çıktım merdivenleri zili çaldım, zilin sesini hatırlamıyoruın ama aaaaaiiiiii falan gibi bir şeydi .... Şimdi öyle hatırlıyorum
Kapı açıldı. Gözlerim faltaşı...
- Ayşegül hanımla görüşebilir miyim dedim. Karşımda 1000 yaşında sesi tedavülden kalkmış bir tonda, saçları pudra döküğü, muhallebi tenli bir bayan
- Ne yapacaksınız?
- Ben kedisiyle şey pardon kendisiyle görüşmem gerekiyor, çağırır mısınız lütfen (bak bak ne kibarım ama)
- Ayşegül benim dedi
benimm.... benimmm.... benimmmmmm
Sanki bayır aşağı freni patlamış damperli bir çöp kamyonu arkadan üzerine gelir de ahali bağırır -çekilllll- diye ama sen öyle dumura uyramış ürkek tavşan gibi bakarsın ya şaşkaloz şaşkaloz, ayne öyle ....
Hani, arkanı dönersinde kamyon şöförüyle göz göze gelirsin ;adam sana avazı çıktığı kadar bağırır ya, ağzından bağdemciği dişlerinde trampet çalar hani ayne öyle
- Siz misiniz?!!!
Ne o beğenemedin mi ?
- Şey ....
Ney?....
- Şey..........
Suskunluk o an cisime bürünür de yüzüne vurur, kulağın da vızıldayan sineğe tokat atarsın da sinek hani hep kaçar ve sen hep kendini tokatlarsın, aynen öyle.
İçimden, 10100 yaşındaki birinin adının Ayşegül olması ne komik, bu kadının adının aslında İfakat Hamdiye ya da Ruknettin falan olması gerekir diye geçiyordu
- Ben ruhsatı bulmuştum da ....
-Arabamın ruhsatı mı diye seviçle havaya fırlayan bir ihtiyar beden, yer çekimin aksine parmaklarının ucunda, kendisi için dev bir sıçrama ama kaplumbağalar için olağan bir haraketle halıya kondu: İçimdeki gökdelene de ansızın korsan bir gece kondu inşa edildi o an.... Ruhsatsız hem de...
Ben başladım hipopotam gibi gülmeye, grip sanki burnuma dadanmış
Gelirken ki hesaplarım Ayşegül'e uymamış, bize yine Murtaza durumları kalmıştı
Eli boş, ama yüreği dolu umut vaat eden bir genç olarak, karanlıkta yağan yağmura inat asvalt ortasından, kendi kıraç yanlızlığıma demir aldım usulca uzaklaşan gemiler gibi...
son söz
Yürekteki Ayşegül, bedendeki Ayşegül'den yeğdir.
Eren de Souza
-Ayşegül'le hiç bir akrabalığım yoktur-----
Bahse konu olan Ayşegül telif haklıdır. Olayların kurum ve kuruluşlarla hele ki Sultan Süleyman'la hiç bir bağı yoktur. Lütfen çıktı almadan önce bir ağaç dikin, ortalık kalastan geçilmiyor.