- Kategori
- Mizah
Aysun nereye koşuyor ?

Masum yüzlü, yere bakmayan, yürek yakmayan, kıvrık dudaklı, kendi halinde bir kızcağız Aysun Kayacı. NTV deki programında daha da belirgin hallere gelerek gündem de oluşturdu. Biz diyorduk zaten ‘’Aysun, iyi yerlere koşuyor.’ Diye. Şimdi ise, ne edepsizliği kaldı, ne de mahluk’luğu.Taraflar şimdi mahkemelik!
Herkesin içinden geçirip de ‘Pat ‘ diye söyleyemediklerini bir çırpıda ifade edivermesi, çoğunluğumuzca onandı. Dolaylı yoldan içler ferahlandı. Faturası da Aysun’cuğa kesilmek isteniyor şimdi.
Eleştirmek, sınırlar içinde bir vatandaşlık hakkı. Kutsal bir hak. Vergini de veriyorsan?! O halde? Köşe yazarı ve bazı yorumcuların ‘nosyon’ suz çıkışlarını görüyoruz bazen. ‘Aynur nasıl bir sınıflandırma yapar?’ diye. ’Nasıl hakaret eder ‘ diye Hukuku, guguk zannedenlerdir bunlar işte. Ukalalığın daniskasını yapanlardır bunlar. Dış kapının dış mandalıdırlar. Şeyh Saitlerin torunu müritleridir bunlar. Üçüncü sınıf politikacıların dümen suyundan gidenlerdir bunlar. Şaşırarak, kıçından dalan şaşkın ördeklerdir bunlar. Bu mudur mertlik? Bu mudur insanlık? ‘’Vurun kahpeye!’’ senaryosu değil midir bu?
Basında; TV’ lerde, köşeli, köşesiz yazar bozuntularının ve nosyonsuz yorumcuların hegemonyası ile, aydınlanamaz bu tablo. Kafalarındaki nosyonla onlar, bu sosyo ekonomik ve psiko-sosyal konumlara erişemezler. Kafaları basmaz! Kafalarında, sepetlerinde pamuk olmayan baldırı çıplaklarca çözülemez bunlar. Bir kere, o tiplerin ağızlarına yakışmaz zaten. Eğreti durur!
Nerde kalmıştık? Evet. Aysun, iyi yönetiliyor. Arkasındaki gizli el, onu daha yüksek zirveler için hazırlıyor. Evet. Aysun nereye koşuyor? Mirkelam da o yollardan geçti. Ne koşmaydı ama?! Otobüse yetişecek gibiydi mübarek!
Aysun’un her şeyi var: ‘’Erdemliği, güzelliği, masumcuk’luğu, kıvrık dudaklığı… Aysun, her eve nazarlık. Allah korusun. Bu uğurda nelere muhatap olmadı ki yavrucak. Az daha linç ediliyordu. O sözleri ekranlarda bıyıklı birisi söyleseydi, kapanır giderdi. Ama, bunu söyleyen bir manken. Sarışın üstelik. Güzel, sessiz, içten. Gülüşü gizemli. Işıltılı, ışık saçıyor adeta. Kuzuların o kuzu sessizliğinde. Hiç bir zaman, koyun gibi suskun olmadı. Demokratik tepki ve eleştirirsini yaptı. Bakalım NTV, arkasında duracak mı Aysun’un.
Aysun’a edepsiz civciv dedi bir vekilimiz. Bir tabir vardır. ‘Elin tavuğunu niye kışkışlıyorsun?’ ‘Haydi kümese, haydi kümese der gibi. Allah için, onun neresi civciv? Tazeliği, körpeliği, acemiliği, yavruluğunu ‘Civcivlik’ olarak görüyorsan, gör ama, edepsiz deme!. Öyle görme!’ Di mi?
Bir kurşun asker yaratmak sevdalılığı mıdır bu? Kadının adı olmayacak. Dört duvar arasında kalacak. Bol bol çocuk yap diye kafasına kakılacak. Cenazelerde tabuta el sürdürülmeyecek. Ağlanıp yırtınmayıp, resimlerin çerçeveleri tersine çevrilecek. Kısacası kadının adı olmayacak. Niye? Çünkü o: ’Bir eksik etek!’ Araplar zamanında evleri cariyeler süpürürdü. Şimdi ise kadınlar, saçını süpürge edecek. Yok ya! Yok öyle dava!
Civcivin edepsizi mi olurmuş? Kelimenin yanına ‘Edepsiz’ sıfatı hiç yakışmıyor. Aysun, mahkemede demeli: ‘’Sayın Hakim Bey. Nerem civciv? Bunu zarafet ve tazelik konusunda söylüyorsa kabul. İltifat sayarım. E, peki edepsizliğimi nerede görmüş? Civcivler edepsizse, marketlerde, evlerin mutfaklarında ne işi var. Bu gibi insanlar, piliç nesline ve sanayisine de kötülük yapıyorlar sözleri ile. Benim üzerimden bunu yapıyorlar. Ne hakları var?’’
Aysun, devamla da şunları söylemesi lazım: ‘Civcivlerin de tavukların da hakları var. Haklarını korumak lazım. Madem civcivim, onlar adına konuşuyorum ‘’Karşınızda gördüğünüz bu civciv, istikbali açık, hayat dolu, piliçliğe daha adımımı atmadan lekelenmek isteniyor. Reva mı? Daha önümdeki doyumsuz piliçliğimi yaşayamadan beni sendrom’lara sokuyorlar hakim bey. Bunlardan davacıyım.
Biz civcivsek, onlara ne civcivliğimizden?! Biz onların bildiği civcivlerden değiliz. Kimyamı bozan o siyasiden davacıyım Hakim Bey. Biz bu saatten sonra evde kaldık sayılır efendim. Adımı lekelediler. Biz iki ayaklılara yakıştırmalar yapıyor muyuz. ‘Kart horoz, kart et tavuğu diye?’’ Hı?! Onlara ne benim civcivliğimden!
Ayrıca bir İzmirli Vekil de bana ‘’Mahluk’ demiş. Hem nerem mahluk? Ben, yumurta babamla, beni ısıtan, yüreğinin sıcaklığını veren tavuk anamın muhabbetiyle büyüdüm. Daha piliç olamadan beni mahluk olmakla karalıyorlar efendim. Ben, güzel geleceğimi düşleyerek beklerken, daha piliç olma doyumuna ulaşamadan besili tavuk, et tavuğu yumurta tavuğu safhalarını geçirmeden yapılan bu infaz, hayal kırıcıdır hakim bey. Bizim de iki ayağımız var amma, iki ayaklı insanlara biz ‘Mahluk’ diyor muyuz? Demiyoruz. Onlar da bize demesinler!.
Ben bir markayım Hakim Bey. Benim mahlukluğum, aile içindeki bir markadan kaynaklanmaktadır. Kimse kimsenin hususiyetine giremez hakim bey. Çiçeği burnunda civcivlere, köy yumurtalarına, köy tavuğuna kimse mahluk diyemez. Şehir sansarlarından korunmak için, onlar adına da davacıyım hakim bey. Biz o gibilere uyup da, onların demeleriyle ‘Edepsiz ve mahluklar’ olamayız efendim. Maruzatımız bundan ibarettir. Sanıkların tecziyelerini istiyorum Hakim bey!
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dosya münderecatındaki, davacı beyanından, gerek yazılı basın kupürleri, gerek TV yayın bandından yapılan tetkiklerde, isnat edilen edepsiz civciv ve ‘Mahluk’ suçlamasının duruşmasında, edepsizlikten önce civcivin adli tıb’ba gönderilerek kemik yaşının tespitine, dava giderlerinin müddeialeyh’ ten alınmasına sanıkların vekil olması hasebiyle davanın dönem sonuna bırakılmak üzere, dosyanın rafa kaldırılmasına, sanıkların gıyabında, oy birliği ile karar verildi.’’
Ört ki, ölem !