Az acılı hayat üstü aşk / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Kasım '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Az acılı hayat üstü aşk

Az acılı hayat üstü aşk
 

benden


Susmak Zamanı

“Yine bir gece ve yine iç içeyim kendimle, işte yine seni bulup kaybettiğim yerdeyim. Aslında susmalıyım; ancak konuşmak da sayılmaz kendime söylencelerim. Kendime de susamam ya!

İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor! Ya seni içime gömmeli, ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun dışarıya susmalıyım. Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm yollar hemen dönüp sana çıkıyor gene. (âşık, 'yoksa ben seni kendim yapmışım da haberim mi olmamış?' diye soruyor aslında)

Kapanmalı şimdi kalbim. Sonsuz bir boşlukta tek başıma yürümeyi öğrenmeliyim... Yürümeliyim geçmişi bağışlayarak; yürümeliyim katlayarak sevgileri ve yok ederek seni biriktiren zamanları. Zaman da çok acımasız; yok edildikçe çoğalıyor sanki…

Nasıl da yüceltmiştim seni gönlümde. Tutup kendi ellerimle koymuştum en zirveye; sonra keyifle gururlanmıştım yüceliğine hayran bakışlarımla. Ama yine ben sevgiyle tutup indirmeliyim seni kendin olabildiğin yere. Ya da seni ölene kadar yüceltmeliyim suskunluğum içinde. Sana gönlümde bir müze yapmalıyım sonsuzluktan.

Ne kadar zor bir karar… Bir yanım: “Bir daha hiç kimseyi onun kadar çok sevmeyeceğim”, derken, bir yanım sakin ve sessiz zamanın uzattığı ilacı içmekte...

Zaman geçiyor, acım hafifliyor. İyileşmese de kapanıyor yaralarım. Seni daha güzel hatırlamaya başladım; gene en güzeli sensin âlemin fakat bir tek sen değilsin artık benimle... Görüyorsun yine konuşuyorum, ama sessizce. Susmayı öğrendi yüreğim…

Artık kararımı verdim...

Seninle olduğum zamanların hayali bile bana mutlulukların en güzelini yaşatıyor… Seni sevmelerimi astım gönül odamın duvarlarına. Seni seviyorum ve ölene kadar seveceğim. Çünkü anladım ki seni sevmek bir daha aşk ile sevmeye engel değil. Seni sevmekten gurur duysam da bilmelisin ki sana âşık olamam bundan sonra; sen benim aşk yolum oldun bundan böyle…”
***

Gerçek âşıklar, yani egolarını okşatmak için aşka sürtünmeyenler, aşkın ne pişmanlık ne terk edilmişlik azabını çekerler; çünkü onlar sevgilerini aşka ödünç vermezler, hibe ederler.

İnsanlar akılsızlıkları yüzünden değil, akıllarını kullanmadıkları için kader vurgunlarından daha beter aşk acısı çekerler. İnsan akılsızsa zaten aşkın valık nedeni önemini kavratacak felsefe yoksunluğundan dolayı pek de acı çekmez; akılsızın çektiği ruhsal acı, dondurmasını düşürmüş çocuğun ağlamasından öte sürmez.

Bütün gönül acıların azalabilir, yeter ki emeğinin nimetini paylaşacak bir sevgin olsun.

Hafif acılar genelde gevezedir; ancak en derin acılar hep dilsizdir.

Nedense “büyük” insanların hayat acıları da kendileri kadar büyütülmeye çalışılır. Oysa aynı acıyı küçük insanlar da aynı büyüklükte duyarlar.

Kalbe düşmüş bir aşkı uzun zaman suskun bekletebilecek bir acı tanrısı yoktur.

Kalpten düşen bir aşkın acısı da cehennem korlarına düşen gözyaşıdır.

Aşk, acıyı bile güzel duyumsatabilen sanatsal bir tutkudur.

Aşk gönül soframıza oturmuşsa ve biz ona yalancı dolmayı zeytinyağlı dolma diye yutturmuşsak, aşkın acısını tatmak kaçınılmazdır.

Aşk acısı katmer, katmer… Şeytan diyor bu aşka bir son ver… Zaman diyor aşka bir ses ver… Seviyorsan eğer, aşka sonsuzluğu ver...

Muharrem Soyek
***

 
Toplam blog
: 363
: 1765
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..