Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Az daha bir yıl olacakmış!...

Elime kalem almayalı pardon parmaklarım klavyeye konuşlanıp belli bir ritimle kendine özgü bir beste (ki melodileri tıkırtılar) yapmayalı neredeyse bir yıl olacakmış ki bu bugün Melda arkadaşın mesajı üzerine baktığımda gördüm nerdeyse bir yıl olacağını. Hemen açtım yeni blog girişini aklımda bir konu olmadan ne yazacağımı bilmeden yazmaya başladım.

Meldaya cevabımda söylediğim gibi aslında yaşamamaktan değil yazmamazlığım kendimi takip etmekten yorulduğum bir dönemdeyim öyle hızlı değişimler var ki daha biri bitmeden diğeri başlıyor ve hazmedip kelimelendiremeden çoktan başka mecralara başka konulara ve başka duygu durumlarına savrulmuş buluveriyorum kendimi. Aman da ne kadar bencilsin. Bu dünyada senden başka konu yok mu yazılacak diyenlere duyurulur. Benden önemli bişey yok, bende o kadar önemsenecek birşey değilim.:))

Yıllar önce bir yazardan okumuştum bu cümleyi çok beğenmiştim."Unutma senden önemli birşey yok sende o kadar önemsenecek bişey değilsin." Aslolanın hayatın kendisi olduğunu biz zavallı! insanoğlunun ise küçük önemsiz detaylar olduğunu, büyütüp büyütüp aşılmaz dağlar gibi gördüğümüz dertlerimizle, toplumsal kurallar, adetler, gelenekler, görenekler, gerekenler ile kendimize zehir ettiğimiz kısacık ömrümüzün ne yaparsak yapalım akıp gideceğini, aslolanın akan hayatla birlikte akıp gitmek olduğunu bazen kendimizi sürekli nehre doğru yol alan bir ırmaktaki küçücük bir dal parçası sakinliğinde suyun akışına bırakmamız gerektiğini ne güzel anlatıyor demiştim.

Bazen de tıpkı fotoğraftaki gibi hiçbir yere akmayan durgun göl olmak lazım. Öylece durmak. Ve üzerinizde balıkçıların gezip avlanmalarına, karabatakların karınlarını doyurmalarına, sazlıklar arasında ördeklerin yavrularını yetiştirmelerine, suyun altında yüzlerce farklı yaşam formunun yaşayıp, üreyip, çoğalmasına izin vermek.

Elif Şafak'ın Aşk'ının ilk sayfasında içinde göl ve nehir geçen bir paragraf vardı. "Bir taş, nehre düşmeye görsün, pek anlaşılmaz etkisi. Hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi; çıkardığı tıp sesi akıntının ortasında kaybolur. Ama bir de göle düşsün aynı taş. O taş var ya o taş, durgun suları savurur. Taşın suya değdiği yerde bir halka peydah olur, halka tomurcuklanır; tomurcuk şekillenir, açar da açar; tomurcuk katmerlenir. Nehir alışıktır karmaşaya, deli dolu akışa. Atılan taşı içine alır, benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. Gel gelelim göl hazır değildir böyle dalgalanmaya. Tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, taa dibinden sarsmaya. Göl, taşla buluştuktan sonra, bir daha eskisi gibi olmaz, olamaz.`

Kısacası ne olursa olsun su gibi olmak lazım, su gibi... Hatta gibi bile değil su olmak lazım. Dışardan bakınca dibinin görünebileceği kadar berrak ama berraklığın için gözle görülmeyen milyonlarca yaşam formu olduğunu bilerek o berraklığa saygı duyabilecek bilinçte olmak lazım...

Sevgiyle...

 
Toplam blog
: 40
: 657
Kayıt tarihi
: 14.11.07
 
 

49 yaşındayım.. Kamuda memur olarak çalışıyorum. Aynı zamanda amatör bir tiyatro ekibiyle 18 yıld..