Az olan bas bas bağırırken; çok olan neden susar ki? / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '11

 
Kategori
Deneme
 

Az olan bas bas bağırırken; çok olan neden susar ki?

Az olan bas bas bağırırken; çok olan neden susar ki?
 

" Dediğim dedik!, çaldığım düdük!" diyenlerin mi borusu ötecek bu ülkede her zaman?


Az olan bas bas bağırırken; çok olan neden susar ki?  

Anlamadığım toplumsal hastalıklarımızdan biridir bu güzel okuyucum. Hangisi mi? : Haklı ezici çoğunluk, dut yemiş bülbül gibi susmaya yeminliyken; hem haksız, hem az olanların, ortalığı inim inim inletmesi... Azınlığın, küstahça çoğunluğa hükmetmeye, tahakküm kurmaya yeltenmesi...  

Bir işyerinde, en ufacık bir sorunda, aç martılar gibi ciyaklayan, üç, beş şirret tip, üstün gelir her seferinde, efendi; ama sessiz çoğunluğa...  

Fikirlerin tartışıldığı sanılan açık oturumlarda, forumlarda, söyleşilerde ve bilimum beyin fırtınası yapılan, entellektüel boyutu yüksek toplantılarda bile; insana her şey süt liman, yolunda gibi gözükürken; ani bir histeri patlaması yaşayan, hezeyan nöbetleri geçirircesine kendinden geçen, sesi boyundan yüksek çıkan, en hadsiz zibidi!, birden esir alıverir orada bulunan herkesi!..  

Tamam kardeşim! Ben de biliyorum; azınlığın gücünü insanüstü dayanışmasından aldığını da... Bir ses, bir nefes verseniz, her şey düzelecek... Ama Sizde o sesi çıkaracak, üç beş hadsize boyunun ölçüsünü aldıracak dik duruş nerdeeee?!!  

Anlamadığım başka bir şeyse güzel okuyucum, sessiz çoğunluğun kuzuların sessizliğinde uyumasına karşılık; çığırtkan azınlık 7/ 24 nöbette... Haksız da olsalar, hadsiz de davransalar, sırf çıkardıkları gürültüyle, her istediklerini yaptırıyorlar ya! Yüzyıllardır ininde uyuyan, gücünden habersiz, insan sureti kalabalıklara... Bunların karşısında pes etmeye hiç niyeti olmayan benim gibi bir adama bile, pes dedirtiyorlar; yeminle...  

Yoruldum. Bunaldım arkadaş! Yok mu ses verecek bir Allahın sevgili kulu? Yok mu bunca anlamsız cayırtıdan, bunca tiz, bunca kulak tırmalayan çok az olup, çok kalabalık görünen, organize imaj çetelerine baş kaldıracak kadar yüreği olan?  

7.000'den fazla kayıtlı üyesi olan bloğumuzda da, genelden çok da farklı değil manzara. Bunca eğitimli, bunca donanımlı, en azından toplum ortalamasından çok daha entellektüel olan insanlardan oluşan, düşünen insanlar topluluğu; bu çığırtan, bu histerik, bu şımarık, toplasan 50 kişiyi bulmayacak, şımarıklar tayfasına neden bilinçli bir tavırla karşı durmaz ve onları fazlasıyla hak ettikleri yanlızlığa, dışlanmışlığa mahkum etmez? Bunu bana bi anlatsana.  

En çok konuşan, en çok bağıran, en çok taraftar toplama düzenine dayalı, bu danışıklı dövüş, bu şikeci anlayış, ne zaman bir son bulacak?  

Ve sorarım sana güzel okuyucum: Neden insanlar birilerinin arkasında koyun gibi sorunsuz gidebileceğini; ama kurbanlık zamanı geldiğinde, zavallı bir koyun kadar çaresiz ve yanlız kalacağını bilmek ve anlamak istemez.  

Böyle bir sorunu çözmeye insanın; bilgisi, görgüsü, deneyimi, diploması ve tüm yaşanmışlığıyla dolu hayatı da yetmiyorsa eğer, doğru olan, olanı olduğu gibi kabul etmek mi? Yoksa Büyük İskender'in yaptığı gibi, kendi yeni yolunu yapmak mıdır yeniden? Yoksa bulmak mıdır taaaa en başından? Vereceği emeğe de zere kadar acımadan...  

Öküz misali, çok böğürenin değil, insan gibi, çok düşünenin hakim olduğu bir dünyada yaşamayı istemek, dilemek sence de çok mu hayalperest bir yaklaşım? Ve haddinden fazla iyimser bir dünya görüşünün eseri mi?  

Peki her şeye ve tüm olumsuzluklara karşın; sonuna kadar şansını zorlamak, kurulu düzene karşı; Don Kişot misali bir hayalperestlikle yel değirmenlerine saldırmak mı? Ya da bir ömür boyu olmayacak bir hedefin peşinde koşturup durmak mı?  

Peki sence hangisi güzel okuyucum? Ya da senin çok daha akılcı bir önerin var mı? Sen ne dersin? Bu kadar mı evde kaldı aklın? çoğunlukta olmak, senin için, bu kadar mı anlamsız? Ve bu kadar mı yanlızca rakamlardan ibaret? Söyleyebilecek başka bir sözün var mı? Söyle! Hadi söyle bakalım! Senin bu işe, bu duruma anlamlı bir önerin, farklı bir yaklaşımın, gerçekçi bir çözümün var mı?  

Ben bulamadım o çözümü. Baştan söyleyeyim de!...  

 
Toplam blog
: 1349
: 1777
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..