- Kategori
- Sinema
Azınlık raporu

Steven Spielberg’in en ilginç filmlerinden biri, Azınlık Raporu'dur. Güzel bir aksiyon, geleceğe dönük görüntüler ve bedensel iletişim...
Geçmişi, geleceği veya bugünü yansıtan pek çok filme karşılık abartıdan uzak, geleceği sorgulayan ve kendi türünde baş yapıt olmaya aday bir film. İnsan sevgisi ve insana olan bağlılık, filmde o kadar güzel hissettiriliyor ki...
Aile olmanın bütünlüğü içinde, bir çocuğu kaybetmenin aileye verdiği acılar, mekanik bir dünyada da olsa hissettiriliyor. İnsan olmanın değerleri vurgulanmış, küçük, ama çok şey veren sahnelerde.
Filmin ilk sahnelerinde, dikkatimi çeken bir yazı, Suç Öncesi Bölümü. 2054 yılında polis teşkilatına ait, kahinler aracılığı ile işlenecek cinayetleri önceden görüp suça engel olan bir birimin adı "Suç Öncesi Bölümü". Ne kadar güzel bir tanımlama; suça, işlenmeden önce engel olmak ve suçu işlemek üzere olan kişiyi yakalayıp, sanki suçu işlemişçesine cezalandırmak.
Azınlık Raporu'nda, İsveçli aktör Max Von Sydow'un başarıyla canlandırdığı, kusursuz olduğuna inanılan sistemin kurucusu Lamar Burgess'tir. Adlarını polisiye roman yazarlarından alan Pre-Cogs'lar, Dashiell (Hammet), Arthur (Conan Doyle) ve takımın en güçlüsü ve lideri Agatha (Christie), biyolojik bir beslenme sıvısı olan ve onları dış dünyadan ayıran Temple adında bir havuzun içinde yaşarlar. Onlar Spielberg’ün söylediği gibi sihirli bir suyun içindeki bitki gibidirler. Üç kâhinin geleceği görme yeteneğine dayanan bu sistem sayesinde cinayetleri önlemek mümkündür. Adalet Bakanlığı’na bağlı "Pre-Cogs" lar tarafından suçlular saptanıp, cinayet işlemeden yargılanmaktadır. Dolayısıyla sistem "çok haklı bir amaç" uğruna kurulduğu düşüncesiyle sorgulanmaz. CIA'ye bağlı bu programın başında, yıllar önce oğlunu kaybeden ve yaşamını başkalarını aynı acıyı çekmekten kurtaracağına inanan John Anderton (Tom Cruise) vardır. Hırslı bir federal ajan olan Danny Witwer'ın (Colin Farrell) aksine, Anderton programın kusursuzluğundan hiç şüphe etmez. Ta ki, günün birinde hiç tanımadığı bir adamı 36 saat içinde öldüreceğini bilmekle suçlanıp, kendi birimi tarafından amansız bir takibe alınıncaya kadar!
Atılan her adımımızın görüntülendiği, kim olduğumuzun, ne istediğimizin, nereye gideceğimizin gözlerimizden okunabildiği, dolayısıyla saklanmak diye bir şeyin mümkün olmadığı bir dünyadır burası! Kaçış boyunca gerçekliği sorgulamaya başlayan Anderton için, yıllarca güvenilirliğine inandığı sistemin açığını bulmaktan başka şans yoktur.
Aslında sistemin verdiği açık, filmin en duygusal sahnelerinden birindedir. Oğlunun ölmeden önce çektiği görüntülerini odasında izleyen John Anderton, kendini bu sisteme adamış ama yine de yeterince mutlu olamamıştır. Karısından ayrılan Anderton'ı, bir akşam uyuşturucu alırken görürüz. Konuşmanın bir yerinde karanlıktan çıkan satıcı, yüzündeki iki deliği Anderton’a çevirerek şöyle der: "Körler Krallığı’nda tek gözlü adam kraldır..."
Suç Öncesi’nin şefi, kendi kendisinin avı olmuştur. Çünkü sisteme inanan herkes gibi o da kördür... Anderton, yüzünün şeklini estetik bir operasyonla değiştirir. Kâhinlerden sık sık aynı karabasanı gören Agatha’yı kaçıran Anderton, aldığı bilgilerle sistemin bir Azınlık Raporu verdiğini öğrenir. Buna göre üç kâhin, her zaman ortak bir karar vermemekte, azınlık raporuna geçen bu kayıtlar, sisteme olan güveni sarsmamak amacıyla ortadan kaldırılmaktadır! Bütün bunları bilen tek kişi ise sistemin kurucusu Lamar Burgess'tir.
Bir dedektif filminde olduğu gibi kafanızda bir hayli soruyla izlediğiniz Azınlık Raporu ilerledikçe düğümler çözülmeye başlıyor. Karanlık, mat ve gerçek anlamda soğuk bir dünyada oğlunu öldüren adamı bulan Anderton, sorguladıkça karşısındakinin gerçek katil olmadığını öğrenir.
Karşısındaki adam "ailesini iyi yaşatacaklarını söyleyenlerce bu oyunda ölmeyi kabul eden bir insan"dır. Böylece Anderton öldürmekten vazgeçse de, adam Anderton’ın elindeki silahı karnına çekerek, kendisini vurdurtur!
Filmin sonuna doğru Lamar Burgess’in doğum günü için yapılan partide, Agatha’nın hep gördüğü karabasanın sebebi, ekrana yansıtılan görüntülerle ortaya çıkar. Üç özel çocuğunu hükümete vermek istemeyen kâhinlerin annesi, Lamar Burgess tarafından öldürülmüştür. Burgess balkona kaçtığında, karşısında ‘oğlu gibi sevdiğini söylediği’ John Anderton’ı bulur. Burgess, aynı zamanda Anderton’ın oğlunu kaçırıp öldürttüğünü itiraf eder.
Ancak film böyle bitmez... Niçin mi? Şundan:
Bu suç öncesi bölümü, bizim siyasetçiler uyguasak nasıl olurdu acaba?
Malum seçimler yaklaşıyor. Seçildikten sonra, kim ne yapacaksa bu ülkede, meraksız bir şekilde bekliyorum.
Özel kâhinlerimiz olsa, siyasilerin, seçim öncesinde söyledikleri ile seçim sonrasında yapacakları işler arasındaki farkı bize gösterseler iyi olmaz mıydı? Gerçi bu iş için, özel kahinlere gerek yok! Yıllardır gördüğümüz ve hatta görmekle kalmadığımız, birebir dahil olduğumuz manzaralar karşısında her birimiz, bu konuda birer kahiniz!
Siyasilerin, yalan dolan, kandırmaca dolu, şaşalı konuşmalarını dinlerken; kâhinler, siyasilerin söyledikleri ile daha sonra örtüşmeyecek eylemlerini bize gösterecek. Biz de seçimden önce azınlıktaki siyasilerimize, suç öncesinde engel olacağız ve onları cezalandıracağız. Cezalandırma işi, düşüncenin suç olduğu ülkemizde, hiç de zor değil nasılsa!
Bu suç öncesi bölümü sayesinde çoğunluktaki halk, azınlıktaki siyasilere karşı galip geleceğiz.
Azınlık raporunu hazırlayıp yayınlayacağız, korkmadan ve saklamadan. Bakalım, o zaman sayın siyasiler düşünce suçu işleyebilecekler mi?! Hiç sanmıyorum!
Film bitti.