- Kategori
- Babalar Günü
Babalar Gününde, Tüm Babalar İçin

Aslında yorgun şavaşçılardır... ama biz onları hep kaplan görürüz... bilemeyiz ulu çınarlar gibi içlerinin sessizce boşaldığını
……. günleri kutlu olsun
Bizi var ettiler. Sebebimiz oldular.
Bize sorulsaydı, seçeneğimiz olsaydı yine kendilerini tercih ederdik.
Elbette ben de bir şeyler ekledim… ama..
Tipimde, duygumda, düşüncemde, dünya görüşümde,
Beni ben yapan her şeyde onun izleri var.
Her ne kadar üretim tarihlerinin yanındaki süre boş bırakılmış olsa da…
Yazık ki onların da “son kullanım süreleri” var.
İyi tarafı ise, “kullanım kurallarının” olmaması.
Her koşulda çalışırlar.
Kırılmazlar, bozulmazlar, aşınmazlar…
Bıktım, usandım, benden bu kadar demezler...
Küçük hasarlar alsalar da duyurmazlar,
Hatta sözünü bile etmezler, (dokuz canlıdırlar ya… geriye daha sekiz tane var)..
Her şeyin “güllük gülistanlık” olduğuna dair hane halkında asla şüphe uyandırmazlar.
Yeter artık, buraya kadar "bıktım ben oynamıyorum" dedikleri görülmemiştir.
Tek zayıf yönleri, kurdukları “küçük kırallığın” (aile) verdiği alışkanlık olsa gerek,
Yalnız yaşayamazlar .
Bu şavaşçıların kiminin tek başına "bir yumurta bile kıramadığı" söylenir.
Böyle durumlarda boşluğa düşerler, ne yapacaklarını bilemezler.
Programlanmalarına bu durum işlenmemiştir.
Aslında onlar da sıradan insan iken, aile kurunca bir anda sınıf atlarlar.
Yeni durumun yüklediği sorumlulukla artık onlar;
En akıllı, en güçlü, en zengin, en yakışıklı, en koruyucu, en şefkatli gibi
Özellikleri taşıyan bütün “en”lerin zoraki sahibidirler.
Aslında olay öyle değildir ama,
Onlara bağımlı olanlar, onları öyle görmek isterler...
Bu yeni “görev”i de mutlulukla, cesaretle, sorumlulukla üstlenirler.
Doğal olarak da yeni durumun getirdiği tüm yükü de taşırlar...
Önce her şey “babam öyle diyooo” ile başlar.
Bunun üzerine zevkle atlayan sazandan farksızdırlar.
Verilen gaz ve üstlenilen sorumluluk sonucu
Zamanla “ben bu evin babasıyım, ben ne dersem o olur” moduna girerler.
Bu yeni durum çevreyi rahatsız etmeye başladığında,
Yuvadakinin büyümeye başladığının ilk işaretlerini alırlar.
Yeni durumda dengeler, “kırallığın” korunmasıyla",
“karizmayı çizdirmemek” ikilemindeki bocalama arasında kurulmaya çalışılır.
Yuvada palazlanan “kız” ise, şanslıdırlar.
Anneye karşı sağlam bir müttefik kazanılmıştır.
“Erkek” ise, anne ile kurulan “dayanışma sendikasına” karşı pek fazla şansı yoktur..
En iyi yol “değneği” biraz saklamak hatta hayal bile etmemektir.
Ara sıra kendilerine gösterilen “sevgilerin arka planını” da
Hiç sorgulamamakta yarar görürler. (ne olur ne olmaz...)
Hatta en büyük zevkleri “bunun içtenliğine inanmaktır”.
Beklentileri kendileri için değildir.
Hayalleri de, kazanımları da.
Gerçekte onlar da türünün diğerleri gibi başarılı olmak tan son derece hoşlanırlar.
Bundan gurur duyarlar ve bunu ilk paylaştıkları da kendisine çok “şey yakıştıran”,
Onu “her şeye layık gören” ve kendisinden “her şeyi bekleyenlerdir”.
Bu türün biraz şanslı olanlarının, bir önceki kuşağı henüz “irtifa kaybetmemiş” ise
Başarılarını onlarla, biraz da “havalara girerek”, paylaşmaktan büyük zevk duyarlar.
Bütün kazanım çabalarının altında yatan ise;
Kendinden bir şeyler bekleyenlere, en iyisini verebilme sorumluluğudur.
Yılmadan, bıkmadan, usanmadan savaşırlar, didinirler ama
Ancak kendi çaplarında başarılı olabilirler.
Temel sorun, kendi “sınırları”, "olanakları" ve “çevre koşulları” ile
"Kendisinden bir şeyler bekleyenler ve beklenenler”
arasındaki uyumun her zaman örtüşmemesindedir.
Her ne kadar bu türün ömrü hep mücadeleyle geçse de;
Bu mücadelede ne başarısız olma, ne de kaybetme seçenekleri vardır.
Nedeni ise böylesi bir durumdan ailedeki herkesin etkileneceği korkusudur.....
Yaşamları hiç bitmeyen bir maçtır.
Kaderlerine hep final oynamak yazılmıştır.
Arada bir, hatta sıklıkla “gol yedikleri” olur...
Ama ne maçı kaybetme hakları vardır, ne de gol yedim deme...
Küçük üçkâğıtçılıkla bu gibi beklentiye uymayan durumları savuşturmakta çok mahirdirler.
Hane halkı ile olan diyaloglarında,
Daha tarih “yoğurtlarının kara olduğunu” söylediklerini yazmamıştır.
Bu gibi durumların üzüntüsünü "suskunluğun masuniyetine" bürünerek sessizce yaşarlar,
Ta ki familyasına, “yeni bir gol attım” deme mutluluğunu tattırıncaya kadar.
Yaşamda yenilen goller hakkında ara sıra yapılan dertleşme kabilindeki küçük paylaşımlar ise,
Kesinlikle sızlanmak için değil,
Önlem alma amaçlı durum değerlendirmesinden başka bir şey değildir...
Bu "tür" öylesine çok yönlü yaratılmıştır ki
İş başa düştüğünde “standart rolünün” dışına da taşar.
Başa geldiğinde doğasında olmayan ve hiç bilmediği işlerle ilgili rolleri de üstlenmekten çekinmez.
Bütün ihtisası, mangal yakmak, salata yapmaktan öte olmasa bile
Mutfakta yemek denemelerine girer, pasta, börek katliamları yapar,
Çamaşır yıkama niyetiyle tüm renkleri birbirlerine katar,
Hatta çamaşırları illede beyazlatacağım diye"düdüklü tencereden" etüv kazanları bile icad ederler.
Belki başlangıçta çok beceriksizdir,
Ama bütün gayretiyle iyi olmaya çalışır….
Hatta bazen iyi de olur....
Eee... ne yapalım elinden gelen bu..
Ama her şeyi öğrenme yetenekleri çok üstündür..
Pes etmez ya da sigortaları kontak etmezse, ki böyle bir seçeneği yoktur…
Yine de her zaman bir şeyler yapmanın yolunu bulurlar…
Bu tür kaçınılmaz olarak yaşlanır da…
Ulu çınarlar gibi sessizce içleri boşalır da hane halkından kimse bunu fark etmez…
Kimse yakıştırmaz onlara ne hastalığı ne de yaşlılığı.
Kendilerinden hep birşeyler beklenir,
Ama ihtiyaçtan... ama hane halkının hala çocuk kalma isteğinden...
Elden ayaktan düşseler de geçmiş birikimleri,
Tecrübeyle sabit olan dünya görüşleri (adama filozof rolünü biçtiniz ya katlanın bakalım) nedeniyle,
Bu defa görevini konuşarak sürdürmeye çalışır. (hep beklerseniz olacağı bu) .
Bu durum da dahi, işlevi bitmemiştir.
Toplayıcıdır, birleştiricidir...
Bayramlarda seyranlarda herkes ona koşar...
Bu sayede bir araya gelir familyanın diğer türevleri...
Bir kenara çekilmiş gibi gözükse de
"Bilmezliğin masuniyetine sığınarak" sessizce izler olanı biteni...
Ve gerektiğinde müdahele etemeye hazırdır, kalan tüm gücüyle....
Takdir edicidir,
Küçük başarılarınızla, ki bu tür için sizle ilgili küçük olan hiçbir şey yoktur.
Hava atmayla karışık övünmek isteyeceğiniz ilk kişi odur...
Büyüdüğünüzü, adam olduğunuzu, aile kurduğunuzu bildirmek istersiniz.
Onun takdirini, övgüsünü ve hayır duasını almanın önemli olduğunu bilirsiniz.
Aslında “bak artık ben de ayaklarımın üstünde durabiliyorum”.
Hatta daha da ileri noktalardayım ( ki olması gereken budur) derken
Arka planda verilen mesaj… “yeni bir dönemin başladığıdır”..
…ve mesaj alınır..
Gizli gizli bu yeni durumun mutluluğu yaşanır…
Ve dualar sessizce edilerek destek verilir.
Her ne kadar değerini sonradan anlasak da onlarsız olmaz..
Onlar “gittiğinde” ya da "gitmiş olsalar" da anıları hep rehberimiz olacak…
Hiç aklımızdan çıkmayacaklar..
..... ......
Sağımızda solumuzda iki "melek" varmış... defterimizi tutan..
Bir de “O”.…
“O” hep var olacak... ve sadece iyiliklerimizi.... sevaplarımızı yazacak..
Zaman zaman iç muhasebelerimizde yol göstericimiz, paylaşımcımız,
Arkadaşımız, rehberimiz, canımız… babamız...
…………sağ da olsalar, rahmetli de olsalar...
Hep aklımızda, gönlümüzdeler
Sağ olduğumuz sürece,
Hep bizle beraber yaşayacaklar "günleri kutlu olsun".