​ Babama mektup / Babalar Günü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Babalar Günü
 

Babama mektup

Babama mektup
 

Babam geçen yıl aramızdan ayrıldı. Sabahın beşinde onunla ilgili blog yazmak. Öğleye doğru Narlıdere'deki mezarı başında olacağım. Kardeşlerimle. Babamın son iki yılı hastanelerde kadrolu hasta olarak geçti. Tabi ki biz de peşisıra. Her telefon çaldığında korku ve ürperti hissederdim. Muhakkak babam ya da kardeşlerim arardı. "Abi gel, babam bu defa çok kötü". Karşıyaka'dan Narlıdere'ye git, babamı Urla Devlet Hastanesi veya başka bir hastaneye götür. Ben gidene kadar bir şey olabilir, otuz dakika çok önemli bir zaman.Siz gidin, ben geliyorum. "Yok, sen gel".

Rahmetli babam çok sigara içerdi. Çocukluğumdan beri hatırlarım. Önceleri filtresiz Bafra, son yıllarına kadar da Maltepe, Samsun ne varsa. Doktorun uyarılarına "Tamam, bu son" derdi. Öyle derdi de bırakmazdı, bırakamazdı, ya da en fazla bir kaç gün ayrı kalırdı sevgili dostundan. Annem öleli 33 sene olacak, Temmuz'da. Babam çok sonraları yeniden evlendi. Evde tüm kararları her zaman kendisi verdiği için bizim düşüncemizi sormazdı, bu defa da sormadı. O da ayrı hikaye.

İzmir'de gitmediğimiz, dolaşmadığımız hastane kalmadı, hastanelerden utandığım için. Tanımayan kalmadı gibi. Hastane de iyi bakıldığı için tedaviler olumlu sonuç verir ve kısa sürede iyileşirdi. Bir müddet sonra gene aynı sendromu yaşardık. Sona yaklaşıldığın da sürekli ilaç kullanmanın, hastane sonrası söylenenleri yapmamanın, düzensiz ve sağlıksız beslenme v.b. nedenlerden doktorların deyimiyle mide delinmiş, herşey karında toplanıyor, ameliyat zorunlu, olmalı dediler, Oldu, sabahına vefat etti. O da hastanelerin kanayan ayrı bir yarası. Kime ne dersin, ne anlatırsın, kimi kime şikayet edersin. Ameliyat sonrası başında refakatçi olarak küçük birader kalmıştı. Gece üçte telefon "Abi, babamın kalbi durdu, makina getirdiler, bozuk, başka makina getirdiler o da bozuk" daha fazla konuşmasına izin vermeden "geliyorum" dedim ve kısa sürede hastaneye vardım. Makina dıt dıt ötüyor da babam'dan ses yok."gitti" dedim içimden, doktorlarla konuştum, malum laflar. Bekledik. İki saat sonra ekip girdi içeri, bir iki müdahale, fişi çektiler "başınız sağolsun" bu kadar basit. Bir cümle yeter.

Babam çok önceleri asabi bir mizaça sahipti. Küçükken babamdan en çok dayağı ben yemişimdir. Bu her ne kadar ailedeki en büyük çocuk olmamın getirdiği avantaj:) olsa da hiç de öyle değildi. Kardeşlerim bir köşeye saklanırlardı. Ben kaçmazdım. Beni dövdükten sonra herhalde yorulurdu ki diğerlerine pek bir şey yapmazdı. Ama gene de beni çok sevdiğini hissederdim. Ne de olsa ailede yaşayan ilk çocuk benmişim. Uzun süre yaşayan. Benden önce bir abim olduğunu veraset ilamı almak için nüfus müdürlüğünden aldığım belgede gördüm. Nasıl üzüldüğümü anlatamam. Hala da üzülürüm. Hem çok küçük yaşta öldüğüne üzülürüm, hem de yaşasaydı abim olacaktı, ne güzel. Ondan öğreneceğim çok şey olabilirdi, belki de. Ölümünden evvel baş başa kaldığımız zamanlar "baba beni çok döverdin, neden?" diye sormuştum. "çok yaramazdın".derdi. Yaramaz bir çocuk muydum? Artık kim bilebilir, kim söyleyebilir, yaramazlıklarım nelerdir? Yaramazlık nasıl bir şey, hep merak eder dururum. Hala da.

Birisinde çok haklıydı. Bu yaramazlık sayılmaz, suça girer. Habersiz bir yere gitmek. Söylesem izin vermeyeceği için, suçu işlemem doğal, cezasına katlanmak boynumun borcu. Sen haber vermeden Altay - Göztepe maçına git. O gün Narlıdere'de büyük bir trafik kazası olmuştu, şahit oldum o kazaya, bir sürü ölen var, gene de maça gittim. Alsancak stadına. Ara ki İlyas yok. Ne denizde, ne başka yerde. İlyas'ı minibüse binerken görmüş birileri, belki o da minibüste olabilir. Kazaya da karışmış olabilir. Maç 3-2 bitti. Kim kazandı hatırlamıyorum. Ama ben kaybettim. Güzel bir dayak yedim. Bak işte bunda haklıydın, baba. İnkar edemem.

Babam ölümünden sonra başına gelenleri bilse ortalığı ayağa kaldırırdı. Hastane din görevlisinin yaptığı yanlışlık trajikomik olarak sürdü, gitti. Def'in belgesinde adı ve soyadı yer değiştirmiş. Hoca mezarda telkin verirken yanlış söylüyor, biz anlamıyoruz. Akşam bizim evde eşim farketti belgedeki yanlışlığı. Önce hocaya, sonra hastaneye, tekrar hocaya, yeniden düzenlettik belgeleri. Mezarlıklar Müdürlüğü'nden sonraki işlemlerde gerekecek olan belgeyi almak için hastanenin verdiği, defin işlemini yapan hocanın da onayladığı belgeyi vereceğiz. Küçüğüm olan birader uğraşıyor bu işlerle "dikkat et, gene bi karışıklık olmasın", Saat 16.00 gibi telefon etti, kardeşim. "Abi herşey tamam da bu kez Mezarlıklar Müdürlüğü verdiği belgede babamın cinsiyetini -kadın- yazmışlar, yarın gideyim düzelttirmeye". Tepem attı. "Sen neredesin?" "Üçkuyular'da'". "Taksi tut, uç, koş, ne yaparsan yap, mesai bitmeden, bugün hallet o işi". Halletmiş, işlemler tamamlandı.

Babam "Bana bir şey olursa bu kadın ne yapar" diye ikinci eşinin geleceğinden endişelenirdi. Ne babamın korktuğu gibi oldu, ne de karısının ve yakınlarının düşündüğü gibi. Babam öldüğünde eşine kısa sürede Bağ-Kur emekli aylığını bağlatıp mağdur olmasını önledik. Onu da çok uyardık. Git hastaneye, muayene ol, kontrol ettir kendini diye. Ne babam dinlerdi bizi, ne de o dinledi. Altı ay sonra o da Narlıdere'de evinin civarında yolda düşmüş, beyin kanaması geçirmiş. Yolda düştüğü zaman tesadüf ve Allah'ın hikmetidir, iki kardeşim hemen ulaşmışlar.Onlar götürdü ambulansla hastaneye. Beş gün Dokuzeylül Tıp Fakültesi Acil Servis Yoğun Bakım Ünitesinde kaldı. Daha sonra babamın vefat ettiği hastaneye sevk edildi. Kurtarılamadı tabi ki. Cenazesinde beş kardeş hazır bulunduk. O da babamın solundaki mezarlardan birisinde yer buldu kendisine. Birbirlerine çok yakınlar. 9 Eylül Tıp Fakültesi Hastanesindeki masraflar xxxx YTL tuttu. "Bağ-Kur'la anlaşmamız yok, siz ödeyin, onlardan alırsınız" dediler, daha sonra Bağ-Kur masrafların xxxx YTL sini kabul etti. Yasal bağ olmadığı için parayı alamadım.

Bu hafta sonu babalar günü. Otuzüç yıldır anneler günü buruk geçiyordu, buna bir de babalar günü eklendi. Ancak hayat devam ediyor. Edecek.

Yakınlarınızla, sevdiklerinizle günlerinizi dolu dolu, mutlu bir şekilde geçirin. Sorup öğrenin, söylemek istediklerinizi söyleyin, sonrası yok.

 
Toplam blog
: 240
: 2494
Kayıt tarihi
: 13.04.07
 
 

6 Mayıs, bir Hıdırellez günü "Merhaba dünya" demişim. Geçen elli küsur yıl. Bir şarkı vardır Osma..