- Kategori
- Evcil Hayvanlar
Babaya yanıt

Ben ve Oğlum Paşa
Babam bundan önceki bloğunda benim cibilere saldırdığımı, onları yavrumla birlikte yediğimizi anlatıyor.
Evet, onlara saldırdım ve yavrumla birlikte yedik. Oh! İyi de ettik.
İlk fırsatta yine elimden geleni ardıma koymayacağım. Cezalansam da bildiğimden geri kalmayacağım.
Efendim, ben minik bir yavruyken Antalya'da bir abla ilk sahibimdi. Onunla birlikte yedik, onunla birlikte yattık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu sizin anlayacağınız. Losyonlu şampuanlarla yıkanmalar, en fiyakalı tasmalar... Ne ararsanız hepsi bende vardı. kakamı ve çişimi gösterilen yere yapmam için tuvalet kokusu losyonum bile vardı. Ablamla birlikte kalkar, denize gider oralarda akşama kadar eğlenirdik. Birlikte dondurma yalar, patates cipsi yerdik. Güzel günlerdi o günler.
Havaların soğumasına doğru ne olduysa beni yine aldıkları satıcıya geri verdiler. Ablamın gözyaşları hala gözümün önünden hiç gitmez. Bir gün beni minik yuvamın içine kapayıp karanlık bir yere koydular. Benimle beraber değişik eşyalar vardı. İçinde bulunduğum bir kamyonetmiş. Hareket edince anladım. Midem çok kötü oluyordu. Ağzımın sularını tutamıyordum. Hala bir arabaya bindiğimde kötü olurum.
Yolculuğum bittiğinde yine bir evcil hayvan satıcı mağazasındaydım. Akşama doğru beni bir anneyle bir abla almaya geldiler. Abla çok şekerdi. Hemen beni kucağına aldı sevmeye başladı. Sanırım bunlar benim yeni sahiplerimdi. Beni alıp dört katlı bir eve götürdüler. Yine kapalı bir yere girdik. Yukarı doğru çıkmaya başladık. Yine midem alt üst olmuştu. Yeni evime geldiğimizde beni yuvamdan çıkardılar. Bir ağabey vardı karşımda. Tombul bir şey. Bana pek iyi davranıyorlardı. Akşama da babamı gördüm. Yanakları biraz buruşuk mu ne? "Bakalım nasıl baş ederiz bu hayvanla?" der gibi bakıyordu. Benim hiçbir şey umurumda değildi. Hoplayıp zıplayıp ablamla ağabeyimle oyunlar oynuyordum.
Orada gürültüyle geçen bir büyük şey vardı. O geçerken çok korkar havlamaya başlardım. Öyle bir havlardım ki mahalle ayağa kalkardı.
Tuvalet sorunumu zor çözdüm. Onların balkona serdikleri gazetelerin üstüne yapmayı geç öğrendim. Kaka losyonumu kemirip parçalamıştım.
Ablam akşamları bebekleriyle yatıyor, beni kucağına almıyordu. Bundan önceki ablam öyle miydi ya? Beraber yer, beraber yatardık. Ben biliyorum yapacağımı. O geyiğin canına okuyacağım. Aklıma koymuştum. İlk fırsatta dediğimi yaptım. Ablam çok üzülmüştü. Ama olsun. Ben bu evin bir tanesi olmalıyım. Benden başkasını sevmelerine tahammül edemiyorum.
Babam, ablamı ya da ağabeyimi sevmeye kalksa hemen aralarına girer beni de sevmesini sağlardım. Bu yüzden ağabeyimin çok canını yaktım. Ablam hemen tedbirini alır beni yere yatırırdı. Ama ağabeyim bana kıyamazdı. Ama ben...
İşte böyle çok yaramaz ve dik kafalı bir köpeğim. Tüm yaramazlıklarıma karşın ailemin bir günden bir güne bana kötü davrandıklarını anımsamam.
Yaramazlıklarımdan dolayı komşularına söz söyleyemez oldular. Neredeyse evlerinden çıkıp yeni eve taşınacaklardı. Babam "yeni evimiz bitene kadar dişimizi sıkalım" diyordu. Bir kaç kez beni başkalarına verme girişimleri sonuçsuz kalmıştı. Kimi zaman beni kıyıp veremediler, kimi zaman da bakacak olanlar caymış.
Sizin anlayacağınız dostlar benim evimizdeki yerim başköşededir.
Bahar sonu yeni evimize taşındık. Taşınmamızdan bir hafta kadar sonra altı bebeğim oldu. Daha önce anlatmıştım sizlere. Babam bebeklerimi onlara iyi bakacak birilerine verdi. Ben ve Paşa evde ikimiz kaldık. Bir de Kızıl var ama o evin içlerinde dolaşamıyor. Dışarıda bağlı, geceleri salıveriyor babam.
Artık yeni evimizde özgürce havlayıp, özgürce dolaşıyorum. Kimse havladım diye kızmıyor.
Böyle yavrularımla mutlu yaşarken babamın arkadaşı iki civciv getirmiş. Pek cılız bir şeylerdi. Bakıma ihtiyaçları vardı. Onları korumama almama rağmen yaşamamışlardı.
Bir gün babam bahçede tel örgüden bir ev yapmağa başladı. Uzaktan takip ediyorum. Bu bizim yaşayacağımız türden bir yere benzemiyordu. Ertesi gün anladım o tel yuvanın kime yapıldığını. Sabah kalktığımda babam beni yeni yaptığı barınağa götürdü. Beynimden vurulmuşa döndüm. Beni tahtımdan edecek on kadar tavuk orada süzülüyorlardı. Hemen kümese saldırdım. Ama babam bırakmadı onları parçalamama. Ben bu evin gözdesiyim ve öyle kalmalıydım.
Bu arada Paşa da yeterince büyümüştü. Onun avlanmayı öğrenmesi lazım. İleriki zamanlarda hep ailemin kanatları altında yaşayacak değil ya!
Evet, Paşa avlanmayı öğrenmeli.
Bir gün babam tavukları salmış, Bahçede eşiniyorlardı. İki yabancı köpeğin ağzında bizim cibiler. Hemen koşup onları ağızlarından aldık. İrimin içine götürüp onları biz yemeye başladık. Biz yerken babam bizi görmesin mi? Dayağı da yedik tabi. Hâlbuki onları biz boğmamıştık.
Mutlaka bunun acısını çıkarmalıydım. Hem oğlum da nasıl avlanacağını öğrenmeli.
Dedim ya Paşa avlanmayı öğrenmeli. İşte karşıma bir fırsat çıkmıştı: Evimizdeki tavuklar. Benim saltanatımı da elimden almışlardı. Ablam benimle değil de onlarla oyalanır olmuştu.
Bir akşamüzeri babam bahçe işleriyle uğraşıyordu. İşte av karşımızda duruyordu. Hemen Paşa'yı çağırdım. Ona avlanmayı öğretmeye başladım. Tavuk nasıl boğazlanır? O pek yetenekli çıktı. İki tavuğu benim gösterdiğim şekilde boğuverdi. Evin arkasındaki irime götürüp yemeye başladık.
Etraftakiler bizi görmüşler. Babam geldi bize kızdı ve üç gün taraçaya hapsetti. Paşa şanslıydı çünkü o iki gün cezalı kalmıştı.
Olsun dostlar. O tavukları bitirmeden içim rahat etmeyecek. Benim yerimi almak ne demekmiş görecek onlar. Bu arada oğluma da avlanmayı öğretmiş oldum. Babam benim duygularımı bir anlasa... Bilirim beni hemen affeder.