- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ben kimim, biz kimiz? Ve çılgın Türkler

Demokrasiyi hak edebilmek
Doğarız. Zamanla etrafımızdaki nesneler dikkatimizi çeker. Ellerimiz, ayaklarımız bizim için ilginçtir. Onlarla oynar, besin kaynağımız yerine koyup yemeye bile kalkışırız. Ancak zamanla neyin ne olduğunu anlamaya başlarız. Bu süre içinde de kendimize bir takım zararlarımız olur elbet. Sonuçta doğayı ve kendimizi tanımada önemli adımlar atarız. Bu süreç ölünceye kadar devam eder.
Yukarıdaki örnek yazımızın hareket noktası olsun isterseniz.
Osmanlı’da ıslahat ve reform hareketleri, Jöntürk hareketi 1. ve 2. Meşrutiyet in ilanı devamında Osmalı’nın dağılışı ve Türklerin kendi kurdukları imparatorluk içinde yeniden bağımsızlıklarını ilan ederek Cumhuriyeti kurmaları. Yapılan devrim niteliğindeki reformlar…
Tüm bu gelişmeler yurdunuzda yukarıdaki insan gelişimi gibi toplumsal gelişmenin başka örneği.
Peki, toplumsal gelişme deyince ne anlıyoruz? Benim kafamda canlananları aktarayım isterseniz:
Önce, insan aklıma geliyor. Toplumu oluşturan bireyin kendini mutlu hissetmesi aklıma geliyor. Toplumsal mutluluk ise ekonomik ve sosyal desteklerle gerçekleşir. Ekonomik destekler; iş, sınıflar arası uçurumun azlığı, “yarınım ne olacak?” düşüncesinin kafalardan silinmesi ile özetlenebilinir. Ya sosyal destekler? Eğitim ve sağlık ve insanın kendini güvende hissetmesi.
İnsanın kendine saygısı? Eğitimle gerçekleşir elbet. İnsanın topluma saygısı? O da eğitimle gerçekleşir. Tabi bunlar için de sağlıklı bir yaşam şart.
Ekonomi, eğitim, sağlık sorunları... çözülmüş bir toplum yine toplumsal gelişimini tamamlamış olabilir mi?
1917 Ekim devrimi ve sonrasını anımsayalım. Benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda Sovyetler Birliği ile ilgili olarak orada yaşayan halkların eğitim ve kültür düzeyi yüksek, ekonomik sıkıntıları ve sağlık soruları çözülmüş olduğunu duyardık.
Tüm bunlar “Sosyalist” bir ülkenin komünizme giden yolda çuvallamasını engelleyemedi.
Ne oldu da koca Sovyet ülkesi, sınırını geçen küçük bir uçağın Kızıl Meydana inmesiyle dağılıp parçalanıverdi?
Büyük ülkülerle kurulan Cumhuriyetimizi düşünelim. Belki Sovyetlerdeki gibi ekonomik gücümüz kuvvetli, eğitim seviyemiz yüksek değildi. Ama ülkümüz vardı. Heyecanımız vardı. Ne oldu da bu günlere geldik?
Bu ülkü ve heyecan her iki ülke halklarında da vardı. İnsanlar bu nedenle hep devlete bir şeyler verdiler. Sovyetlerde insanlar günde 1 saat fazla çalışarak emeklerinden (dünya işçi sınıfı adına) verdiler. Yurdumuzda ise insanlar hem emeklerini hem de vatanın bütünlüğü için canlarını verdiler.
Tüm bunların karşılığında istedikleri neydi biliyor musunuz? Kendilerinin insan olduğunun hatırlanması.
Buna karşılık ne yapıldı? Kendi dışkısı yedirildi. Horlandı. Göbeğini kaşıyanlar diye adlandırıldı. Hatta saflıkları bile dilimize deyim olarak yerleşti: ”Alavere, dalavere Kürt Memet nöbete”. Burada nöbete giden sadece Kürtler değil içinde Türkler de var, diğer azınlıktan olanlar da.
Günümüzde yeni bir deyim daha türedi: “TC gibi sorgulamak!” Demek ki potansiyel suçlu olarak görülen insanlar düşüncelerini anlatmaya çalıştıklarında analarımdan emdikleri süt burunlarından getiriliyor.
Eksik olan buydu 86 yıllık Cumhuriyet tarihimizde. İnsanları insan gibi görememe.Son zamanlarda dilimize doladığımız Üst kimlikli Çılgın Türkler “Her şey vatan için!” sloganının içinin boş olduğunu görmeye başladılar. Çılgın Türkler artık insan olduklarının hatırlanmasını istiyorlar. Son 30 yıldır süren anlamsız kardeş kavgasının bitmesini istiyorlar. Birilerinin sürüp giden bu anlamsız kavgadan nemalanmasını istemiyorlar.
Çılgın Türkler artık beğensek de beğenmesek de “önce insan” olduklarının farkına varmada, bebekler gibi adımlar atmakta.
Tüm bunlar için Çılgın Türkler demokrasi treninden inilmesini değil, tam tersine demokrasinin daha da güçlenmesini isteyerek tarihlerindeki en büyük çılgınlıklarından birini gerçekleştirmek istiyorlar.
Müsaade edin. Bu insanlar tarihlerinde ilk defa kendileri için bir şeyler istiyorlar: Daha çok demokrasi ve insan hakları.
Daha çok demokrasi ve evlatlarımız ölmesin!
Hamaset kokan nutuklar artık bir kenara atılmalı..
Türklüğü Türk’e överek elimize bir şey geçmeyeceğinin farkına varalım.
Bu insanların sessiz çığlıklarına kulak verelim.
Ben kimim?
Biz kimiz?