- Kategori
- Öykü
Bağ günlükleri

Bağbozumu yaklaşıyordu. Bade, saçlarını taradığı deniz kaplumbağasının kabuğundan yapılma bağa tarağı odanın köşesindeki masanın üzerine bıraktı. İçerisi balmumundan yapılmış biblolarla doluydu. Balkona çıktı. Çok sevdiği bambu koltuğuna oturdu. Etraf bakır rengine bürünmüştü. Baharda badem ağaçlarının çiçek açtığı bahçeler, güz mevsiminde son hasatların toplandığı bağlar, karşıda uçsuz bucaksız duruyordu. Bağımsız ruhu bir bağıcı, büyücü, etkisinde kalmışcasına bağlıyı buralara. Buranın bahadır, yiğit, insanları bağnazlıktan uzak, açık görüşlüydü. Yarınları için bir bakilik düşleyen bu insanlara çabuk alışmıştı. Bahtiyardı. Her ayrıntıyı gözünden kaçırmamaya özen gösterdi. Bir mevsimle gelen bu mutluluk görülmeye değerdi. Beyhude, boşa geçmeyen, yaşamların böylece uzaktan tanığıydı. Eski eşyaların satıldığı bedestende, bir bedeviden aldığı şalı omuzuna sardı. Arap göçebesinden aldığı bu şalı hala beğenerek örtünüyordu. Rengarenk, beyzi yani oval deseninde insanı karamsar düşündürmeyen hoş bir uğraşı vardı. El emeği nakışlarla bezenmiş örtüleri severdi. Bigane, ilgisiz, kalamayacak kadar her birine hayrandı. Sanırım içindeki doğa tutkusu, tabiata verdiği kıymet bununla da örtüşüyordu.
Bazı zamanlar uzun yürüyüşlere çıkardı.Başlangıçta ne kadar heveslense de bir süre sonra bitap, yorgun düşüp geri döndüğü de oluyordu. Yine böyle bir günde vakitlice evin yolunu tuttu. Bu sırada avludaki neşeli kalabalık, saçta pişirilen bazlamanın kokusuyla odun ateşini çevrelemişti. Begonyaların arasından geçerek girişe doğru yöneldi. Bağ evinde hayat, yazdan kalan hatıraları biriktirmeye çoktan başlamıştı...
( Devamı sonra...)