- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Bağış kampanyaları ve ötesi: Hacivat'a bakmak!

Van depremi sonrası başlatılan bağış kampanyalarının gündem olduğu şu günlerde, bağışı yapan kişi veya kurumlara maliyeti herkesin aklına gelir. Ortada konuşulan paralar, bağışlar yurdum insanının hayal edemeyeceği büyüklükte.
Bu satırları yazarken amacım şeytanın avukatlığını yapmak değil elbet. Yaşanan deprem felaketinin yaralarını sarmaya dönük toplumsal duyarlılığın tavan yaptığı bu süreçte eleştirilere muhatap olmayı peşinen kabul edip, yapılan bağışların kişi/kurumlara maliyetinin ne olduğunu sorguladığımda ilginç sonuçlarla karşılaştım.
Bu satırları yazarken bir taraftan televizyonların yaptığı ortak yayınları izliyorum; milyonlar, trilyonlar çay/çorba parası gibi konuşuluyor. Yurdum insanının büyük çoğunluğu herhalde seyredip “ne iyi şirketler/iş adamlarımız var” diye şükrediyordur.
Malumunuz olduğu üzere orta doğulu, kaderci, biat eden, sorgulamayan bir toplum olarak 1999 depreminden itibaren toplanan deprem vergilerinin nereye harcandığını sorgulamayı akıl edemeyiz. Büyük olasılıkla bütçeye yama olmuştur.
Milyonları bağışlayan şirketlerin bünyelerinde barındırdığı çalışanlarını sendikalı oldular diye kapının önüne koymalarını, işten atmadıklarını ise çoğunlukla asgari ücrete çalıştırdıklarını da sorgula(ya)mayız.
Dilin kemiği yok diyerek devam edeyim; OECD raporunda Dünyada Danimarka gelir dağılımı açısından en adil ülke olarak gösterilirken, bu ülkenin ardından İsveç yer alıyor. Bu sıralamaya göredağılım listesinin sonunda Meksika yer alırken, bu ülkeyi Türkiye izliyor. Türkiye'nin ardından ise ABD geliyor.
…
Daha dün devlet bankalarından kredi kullanarak medya grubu sahibi olanların milyon bağışlamalarını alkışlamak...
…
Uzatmadan bağışların gider gösterilmesi ile ilgili 1999 Depreminden sonra Şükrü Kızılot’un yazdığı yazıdan bir alıntıyı paylaşayım:
“…vergi yasalarımızda deprem ya da başka bir nedenle yapılan bağış ve yardımların “vergiden düşülmesi” diye bir düzenleme yok. Yapılan bağış ve yardımın bazı koşullara bağlı olarak, “kazançtan düşülmesi” sözkonusu. Halk arasında, sık sık kullanılan “vergiden düşme” deyimi hatalı bir deyimdir. Vergiden değil, gelir vergisi mükelleflerinde “beyan edilecek gelirden” kurumlar vergisi mükelleflerinde ise “kurum kazancından” düşme sözkonusu.
Görüldüğü gibi, vergi yasalarında adı belirtilen yerlere yapılan bağış ve yardımlarda, yüzde 5’lik bir indirim sınırlaması var. Ancak 7269 sayılı yasaya göre yapılan nakit para şeklindeki yardımlarda, böyle bir sınırlama yok.
Deprem, yangın, su baskını gibi doğal afetlerle ilgili 7269 Sayılı “özel bir yasa” var. Bu yasanın 45. maddesine göre, afetlerden zarar görenlere yardımda bulunmak üzere kurulan “milli yardım komiteleri” ile “mahalli yardım komitelerine”, MAKBUZ KARŞILIĞI yapılacak bağış ve yardımlar, gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından, vergi matrahından indirilebilecektir. Aynı indirim, Kızılay'a, doğal afetler nedeniyle yapılacak bağış ve yardımlar için de sözkonusudur. (7269 Sayılı Yasa Md. 7,33 ve 7269 sayılı yasaya göre yapılan “nakit para” şeklindeki yardımlar özellik taşıyor. Bu yardımların herhangi bir sınırlama olmaksızın, “tamamı” vergi matrahından indirilebilmektedir.”(Şükrü Kızılot/1999)
…
Sonuç olarak; neredeyse depremden depreme anımsadığımız dayanışma duygusunu kaybetmemeyi dilerken, her şeye rağmen gelir adaletsizliğinin yarattığı/büyüttüğü zenginlerimizi(!), yardım kampanyasında yer alan (toplumdaki gelir adaletsizliğine dair fikri olmayan) sanatçılarımızı(!), medya mensuplarını, gazetecileri(!) kutluyorum.