Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
366
 

Bakan Ergin'in silah tutkusu nereden geliyor?

Bakan Ergin'in silah tutkusu nereden geliyor?
 

Adalet Bakanı Sadullan Ergin (Antakya 1964)


Geçtiğimiz aylardaki bazı açıklamalarından sonra Adalet Bakanı Sadullah Ergin yine gündemde.

Bakan Ergin dün Tunceli Ovacık Cumhuriyet Savcısı Murat Uzun’un silahlı saldırı sonucu öldürülmesi üzerinden olası bir saldırı durumunda canlarını kurtarabilmeleri için hâkim ve savcıların ‘2787 dolarlık Glock marka G19 model tabancayı, 872 dolara alabileceklerini’ açıklamıştı.

Bakan Ergin TBMM’de bugün toplanan Adalet Komisyonu’nda ise, ‘Habur fikri yanlış bir fikir değildir ama ilerleyen dönemlerde sabote edilmiştir. Özü itibariyle savaşan unsurların silah bırakarak ülkesine gelmesi, adalete teslim olması bizim de nihayetinde varmak istediğimiz noktadır’ açıklamasında bulunmuş.

Her iki açıklama için de ‘el insaf artık!’ diye söylenmemek mümkün değil.

Öncelikle şu iki konuyu vurgulamak istiyorum: Bakan Ergin ‘savaşan unsurlar’ açıklaması ile terör odaklarının bir ordu kurmuş olduklarını, onlara yardım ve destekte bulunanların ise masum olduklarını ihsas etmiş oluyor bu bir. Oysa onlar Bakan Ergin’in söylediği gibi ‘savaşan unsurlar’ değil ABD ile AB ülkelerinin de kara listelerine almış oldukları birer uluslararası ‘terör’ unsurudur. Potansiyel suçludur. Bugün olmaz ise yarın bir suça yönelebilirler. Sıkı bir biçimde izlenmeleri gerekir. Onlara müsamaha gösterilemez.

Bence Bakan Ergin ‘kavram kargaşası’ içerisinde bulunmaktadır. Her şeye rağmen Hükümet yetkililerince de evlerine dönmesi beklenen o kişilerin bir kaçının evlerine dönmüş olmasına karşılık bir kaçı da ‘silahlı eylem çağrısı’ ya da ‘terör örgütü propagandası’ yapmaktan sorgulanmaya başlandılar bunu biliyoruz.

İkincisi hakim ve savcılar için indirimli silah satışı sağlanması, olası bir terör saldırısı karşısında o kardeşlerimizin gözden çıkartılması demektir. Oysa Devlet herkes gibi onların da can ve mal güvenliğini sağlamak için her türlü caydırıcı iç güvenliği sağlamak zorundadır. Herkesin kendisini savunmaya kalkışması ise ya yaklaşan bir iç savaş hazırlığının dolaylı olarak duyurulması ya silah pazarlama uzmanlarının yeni bir fırsatçılığı ya da merhum Kemal Uzun’un şehadeti üzerinden bir vazife çıkartmaya dönüktür.

Devlet bütün yurttaşlarını korumak zorundadır

Dün akşam üzeri okuduğum bir habere göre, Bakan Ergin, ‘13 firma ile görüşerek hâkim ve savcılar için tabanca fiyatlarında indirim’ istemiş onlar da  satış fiyatlarından ‘ yüzde 50 oranlarında indirim’ yaparak ‘hâkim ve savcılar kimlik gösterip 2787 dolarlık Glock marka G19 model tabancayı, 872 dolara’ satın alma yolunu açmış bulunuyor.

Oysa başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere bütün güvenlik güçlerimiz; yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumak için her türlü caydırıcı tedbirleri almak zorundadır. Bu konuda Adalet Bakanlığı da bütün kurumlarımız ile bütün yurttaşlarımızın da güven içerisinde çalışmaları gerekir. Bu da Devlet adlı dev örgütlenmenin ‘güvenliği sağlamak’ zorunda olduğunun evrensel kuralıdır. Yoksa devletin de onun uzantısı hükümetin de devlet adına iş görmeye çalışan görevliler ile adalet örgütünün sorumluluklarını yerine getirmesi hiç de mümkün olmaz.

Bakan Ergin bu açıklaması ile bir bakıma, ‘ülkemizde iç güvenlik sorunları yaşamakta olduğumuzdan ben de adaletin yerini bulması için en ön safta görev yapan hakim ve savcılarıma ucuz silah satın alabilmelerini sağlayayım’ demek istemiş olmuyor mu? Özal iktidarları döneminde başlatılan özellikle yabancı silah alım satımı ile silah bulundurma ve taşıma sarmalına biz de mi girelim ne yapalım, diye endişeye kapılmamak elde değil. Oysa Devlet beni de yargıçlar, savcılar, öğretmenler ile çarşı pazarda gezen ya da işinin başında çalışan herkesi korumak zorundadır.

Eğer silah bulundurma imkanından yararlanmasa idi binlerce kişi eşlerini, çevresindekileri ya da bir genel müdürü ile makamında öldürebilir miydi Sayın Ergin? Doğrusu bırakınız ucuz silah alım satımını güvenlik güçleri dışında hiç kimsenin hiç bir tabanca ya da uzun namlulu silah bulundurmasından yana değilim. Bu kapsamda tüfeklerle avlanmaların yasaklanmasını ve 7'den 77'ye verilmiş olan bütün silahların da toplatılmasından yanayım.

2009'da bu konudaki ilk yazılarımdan biri  'Silahlar toplatılmalı' başlığını taşıyordu... Anlaşılan o ki akıl yolu ile bulunacak nice çözüm yolları yerine hukuktan çok ticaret için çalışıyor kafamız. Bir de bir toplumun 'tavşan kaç tazı tut' denilircesine bir kıskaç içerisine alınmasındaki tasarımları bir türlü aklım almıyor inanın. Bu çağda bu tür bir 'silahlanma' salgınını bir türlü anlayamıyorum.

Pek çok filmde de görüldüğü gibi suikastler nasıl gerçekleştirilir?

Kurmaca olarak şöyle bir olay düşünelim:

Birileri ya da bir terörist bir yargıcı vurmak için yola çıkmış olsun. Çevrede var olan bütün engelleri aşmış. Elinde güçlü bir silahı var. Yargıcın çalıştığı çağdaş Adalet Sarayı her türlü donanım ile sanki bir kale. Evi de en gelişmiş ses ve görüntü cihazları ile donatılmış. Yargıcın korumalarının çevreyi bütün kollamalarına rağmen; eğitimli, kararlı ve eli silahlı robot terörist ilk kurşunu sıktığı an neler olacak?

Sanırım her bir yargıç ile savcı dış kapıya çıkarken ellerinde silahları ile çevrelerini kolaçan ederek konutlarına ya da iş yerlerine doğru yürümeyecektir. Şimdi yeniden olay mahalline dönecek olursak: Hedefine kilitlenmiş olan robot terörist ya da kiralık katil 'işte tam vakti! dediği bir anda hedefteki kişi ya da yargıç vurulur. O anda patlayacak olan diğer silahlar ilk atışın geldiği yeri bulana kadar 'katil' olay yerinden en az beş adım öteye bir yerlere doğru koşmaya başlamaz mı? 

Bu kurmacanın içerisine istediğiniz kadar kapıdaki nöbetçileri, çatıdaki keskin nişancıları, teröristin yardımcısı durumundaki hedef şaşırtmacı yandaşlarını; yargıçların eşleri ile yanındaki özel korumasını koyun sonuç pek değişmez bence. Şimdiye kadar kaç kişi kendisine saldıran birileri karşısında belindeki tabancayı çekerek onu öldürüvermiştir? Bu işler ancak Kovboy filmlerinde olur. Oysa burası ne ABD ne Meksika ne de İtalyan-İspanyol (western) filmlerinin çekildiği bir ülke. Bu nedenle yaşlılarımızdan öğrendiğimiz gibi bir tekerleme ile bu korkunç olayı bitirmek istiyorum:

'Allah (c.c.) geliciyi getirmesin...'

Gelecek yazı:  Bakan Ergin kavram kargaşası içinde olmasın?

(Ankara 28.11.2012)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1020
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster