​ Bakarak olur mu ? / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '11

 
Kategori
Eğitim
 

Bakarak olur mu ?

Bakarak olur mu ?
 

Kaptan Cousteau'nun torunu Fabien Cousteau bir beyaz köpekbalığı denizaltının içinde yolculuk etm


Yıllar yıllar önceydi. Belgeselleri onunla sevmiştim. Onu izledikçe birgün denizlerdeki canlılarları araştıran bir deniz biyoloğu olacağımı sanıyordum. Belki bir gemi kaptanı, dalgıç, deniz arkeoloğu, hatta balık satıcısı bile olmaya razıydım. Öyle bakardım ki cama, sanki o suyun altında paletlerini ayaklarıyla sallayan bendim. Ayaklarımı hayalimde sallayıp pratik yaptığım çok olmuştur. Bir gün izlediğim sualtı belgeseli yayından kaldırıldı. Sonrasında yıllar yıllar geçti. Unuttum. İzlediğim hayranı olduğum herşeyi zamanla unuttum. Hatta şimdilerde programın dünyaca ünlü yapımcısının adını hatırlamakta zorlanıyorum. Buldum adı Kaptan KUSTO ( Jacques-Yves Cousteau ). Şimdilerde yaptığı araştırmalara oğlu ve torununun kaldığı yerden devam ettiğini öğrendim. KUSTO gerçekten benim olmak istediğim rollerden hiç aklıma gelmeyeniymiş biliyor musunuz? Bunu bugünlerde KUSTO'nun gerçek özyaşam öyküsünü okuyunca anladım.
 

Şimdilerde düşünüyorum da çocukluğumda ben gerçekten bir denizaltıya binip denizin altını gözlerimle görme imkanı bulsaydım, kesinlikle bir dalgıç olma ihtimalim olabilirdi. Ya da bir deniz araştırmacısı, ya da denizdeki canlıları araştıran bir veteriner, baytar ne bileyim denizle ilgili gibi bir şey. Veya ben gerçekten çocukluğumda bir akvaryuma daldırabilseydim elimi , 3 -5 te balık cinsini öğrenip yetiştirebilseydim balıkçılıkla ilgili bir meslekle uğraşıyor olma şansını hayatın bana sunma olasılığı vardı. Ya da bir geminin ki ben şehir hatları vapuruna da razıyım, makine dairesine girme fırsatım olsaydı bir mühendis bile olabilirdim. Balıkları ayıklamama ebeveynlerim izin verseydi belki de bir tıpçı olarak karşınızdaydım. Çok renkli, en az Ayşegül kitapları serisi kadar renkli denizle, denizdeki canlıların yaşamı ile ilgili kitaplarım olsaydı daha daha da başka olurdu tabiki. Yüzlerce kez tekrar tekrar okuyabilir, inceleyebilir, anlamadığım yerleri anlamaya çalışmak için sorar danışır, kendimi geliştirirdim. Okurken hayatıma bir anlam katması için vereceğim onca uğraşıdan sonra da okuduklarımı hiç unutmazdım. Ama hiç biri olmadı . Ben boş anlamsız bir cama hayal bile etme fırsatını beynime sunmayan cama baktım, baktım, baktım, ... Şükür ki o zamanlar sadece o camda bir bilim adamının araştırma yaparken kaydettiği akla, bilime, insanlığa uygun işleri görebildi gözlerim.
Geçmiş geleceğimizi inşaa ediyor. Yüzyıllarca önce GUTENBERG'in matbaasını geç getirdik diye şimdiki çocuklarımıza teknolojinin tüm nimetlerini sunmak istiyoruz.. Herşey televizyonların sınıflara masum bir şekilde girmesiyle başladı. Demir ızgaralarla tavana asılan kafeslerin içinde saklandık onları. Çalınmasınlar diye. Son halleri ise akıllı tahta, döküman kamera ve projeksiyon. Tabiki yararları vardır. Tabiki çocuğun dikkatini çekmesini bir müddet için sağlar. Peki sonra ne olur? Sonrasında ne olur? Bu sorunun cevabı kocaman bir hiçtir. Hiç bir şey olmaz.. Seyrederek, bakarak, durup durup öyle hiç bir şey olmaz.. Bir müddet sonra hatta çocukların sevinç , mutluluk , hüzün, kahkaha gibi tepkileri bile duyulmaz olur. Öylesine baka baka bakakalırlar. Neye baktıklarını ya da daha da önemlisi neye baktırıldıklarını ve niçin böyle olduğunu bilemeden, öylesine geçer zaman.
Eğitim alanın hayatında televizyon izleme süresi, bilgisayar başında bulunma süresi, pleysteyşın (bilerek böyle okunuşuyla yazıyorum) oynama süresi tartışılıyor yıllardır. Bence bundan sonra sınıflarda aklıllı tahta ne kadar açık kalacak? Sınıflarda kullanılan projeksiyon ne kadar açık kalacak? Bunlar tartışılmalıdır.
Anlamadan, mantığınla tartmadan, süzmeden, duygularına işlemeden hiç bir şeyi yaşantına katamazsın sevgili eğitim alan. Bunu sizlere dayatan yetişkinler ve ebeveynler yanlış dönülmesi zor bir yola girmiş bulunuyorlar.
Nasıl televizyonlar şu an sınıflarda eğitim amaçlı olarak kullanılmıyorsa bir gün akıllı tahtalarda eğitim araç gereci olmaktan çıkacaktır. O zamana kadar kaç çocuğumuz hangi mesleğin insanı olma fırsatını kaçıracak bilmiyorum. Ya da okul anılarında kocaman boşluklu yıllar geçirecek onu da bilemiyorum. Bildiğim ve dilediğim şey:
Ellerinizin deniz kumunu hissettiği, yaktığı söylenen deniz analarına dokunabilme cesaretiniz olan, deniz altının basamaklarından inebildiğiniz, erik ağacının çiçek açışını gözünüzle gördüğünüzde ilkbaharın geldiğini anladığınız, oksijenin sadece insanın kullandığı bir hayati gaz olmadığını akvaryumdan atlayan balıkta farkettiğiniz günler hayatınızda çok olursa meslek seçiminizde geçmiş yaşamınız geleceğinizi inşaa edebilir. Yoksa gerisi kocaman bir boşluk olarak kalır. Yetişkin olduğunuzda da basit bir sorunun cevabını bulmak için yüzlerce kez o boşluğa girer girer çıkarsınız.
Kaptan KUSTO 'nun torunu, yaşadıklarıyla geleceğini inşaa edebildiğinden şimdilerde en sevdiği çizgi roman olan Tenten - Kızıl Korsan'ın Hazinesi'nden esinlenerek gerçek bir beyaz köpekbalığı görüntüsünde ve boyutlarında bir denizaltının içinde yolculuk etmeye hazırlanıyor. Eğitim alanların geleceklerini ördükleri en değerli 0-15 yaşlarında dolu dopdolu, 6 duyularıyla farkettikleri anılarını yaşamalarına fırsat verdikleri ebeveyn ve yetişkinlerin çoğaldığı günlerde buluşmak dileğiyle hoşçakalın. 


S.Ebru TÜTÜNCÜ
ebrututuncu@hotmail.com 

 
Toplam blog
: 15
: 721
Kayıt tarihi
: 17.04.10
 
 

İstanbul 1969 doğumlu 1985 Pertevniyal mezunuyum. Lisemizin sitesinde köşe yazarlığı yapmaktayım. Ma..