- Kategori
- Güncel
Balbay'ın gözünden 2: Gazetecilik faaliyetleri

Geçtiğimiz gün Balbay'ın kitabını incelemek için ilk yazıyı yazmıştım. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum, bu kez kitabın ikinci bölümüne başlıyorum, Balbay burada suçlamara yanıt veriyor. Deyim yerindeyse bu kez kitaptan bir savunma yapıyor. Tabii ki bunu ayrıntılarıyla burada işlememiz mümkün değil. Ayrıntılar için Balbay'ın yazdığı "Silivri Toplama Kampı Zulümhane" isimli kitabı okuyabilirsiniz.
Balbay bu bölüme gazeteciliğe başladığı yıllardan söz ederek giriyor, haber kovalama maceralarını anlatarak "ulaşılamayacak belge, görüşülemeyecek kişi yoktur" diyor. İddianamede hakkındaki suçlamalardan biri olan Ahmet Necdet Sezer'le görüşmelerine değiniyor ilk olarak.
Çoğunlukla yazılmamak kaydıyla görüştüğünü belirtiyor ve hiçbir zaman Sezer'in güvenini boşa çıkarmadığından bahsediyor. Sezer elbette bir tek Cumhuriyet'le görüşmüyordu, birçok başka basın organıyla da görüşüyordu diye ekliyor.
AKP dönemine geldiğimizde ise, Cumhuriyet'in AKP'ye muhalif neredeyse tek günlük gazete olarak kaldığı bir dönemden söz ediyor. Cumhuriyet'in muhalifliğinden söz ediyor daha çok. Ecevit bir basın toplantısında "bu konuda hepinizi ikna edebilirim, ama sanırım sayın Balbay hariç" demiş bir seferinde. Balbay, Cumhuriyet'in tüm hükümetlere karşı aynı ilkeleri savunduğunu belirtiyor. Pek çok AKP'linin "görüşlerine katılmasak da Cumhuriyet'in ciddiyetine, çizgisini koruma anlayışına saygı duyuyoruz" dediğini yazıyor kitapta Balbay.
Mustafa Özbek'le olan diyalogları da iddianamede örgütsel suç şeklinde yansıtılmış. Bunu Balbay şöyle açıklıyor: Türk Metal Sendikası'nın Kıbrıs'ta düzenlediği bir toplantıya katıldığında, Özbek, Balbay'a 'burada anlattıklarını, gel televizyonda da anlat' diye teklifte bulunuyor. Aynı zamanda Özbek'in bir dergi çıkarma hazırlığında olduğunu duyuyor Balbay ve Özbek'e 'Siz bu dergiyi piyasada çok fazla satamazsınız, gelin maliyete ortak olun, yazıların yarısı sizden, yarısı bizden olsun. Strateji adıyla ek olarak verelim' diye teklifte bulunuyor. (Burada araya giriyorum, yararlı ve okuması keyifli bir ekti, ara verdik dediler. Derginin doğuşundaki iki isim de özgürlüğünü kaybedince ara kaçınılmaz oluyor sanırım.)
Bugün Ankara çapında birçok üniversitede (Gazi hariç) Cumhuriyet yüzde elli indirimli olarak satılıyor. Balbay'ın bunu kuruluşlara yaymak istemesi ve örneğin askeri kışlalarda da böyle satılabilir mi diye arayışa girmesi iddianamede suç olarak belirtilmiş.
Gelelim çok tartışılan "Genç Subaylar Tedirgin" manşetine. Balbay'ın dilinden kısaltarak vereceğim bu kısmı doğrudan:
"Bu haberi önyargısız biçimde okuyan bir kişi kanımca şöyle düşünecektir. Demek ki o günlerde iktidara gelen AKP ile askerler arasında ciddi gerilim oldu. Hükümetin sorumlusu ile askerin sorumlusu bir araya gelerek bu sorunları görüştü. Gazeteci de haber kaynaklarından bildi aldı ve bunu okurlarına duyurdu. Gerçek de aynen böyle. (Gerilimli) bir sürecin devamında 20 Mayıs 2003 günü Hilmi Özkök, Erdoğan'ın makamına gitti. 1.5 saat baş başa görüştü. 22 Mayıs Perşembe günü görüşmenin içeriğine büyük ölçüde ulaştım. 23 Mayıs Cuma günü haber manşetten yayımlandı. Ortada bir rahatsızlık vardı, bu başbakana iletilmişti. Balbay ne yapmış? Bu görüşmelerden birinin içeriğini almış ve gazetesinde haber olarak yorumsuz yayımlamış. Bütün suçum bu!"
Balbay, suçlamaların önemli bir bölümünün bilgisayarından çıkan kayıtlar üzerinden olduğunu belirtiyor ve bilgisayarının yedeklemesinin yapılmadığını söylüyor. Buna göre mevcut yasalar yedeklemesi yapılmamış bir bilgisayardan çıkan bilgilerin delil değeri taşımadığını gösteriyor. Duruşmalar esnasında Birol Başaran isimli, davanın sanığı da olan bir bilgisayar uzmanının mahkeme heyetinin gözleri önünde bilgisayara bir veri yükleyip, yükleme tarihiyle iki kez oynadığını anlatan Balbay, kendi bilgisayarına da böyle bir işlem yapılmış olduğunu ve notlarıyla oynandığını söylüyor.
Balbay'ın "Suçlamalara Yanıtlarım" ismini verdiği bölümün bir kısmı bunları içeriyor. Bu savunmanın daha çok Balbay'ın gazetecilik anlayışı ve faaliyetlerinden bahseden ilk bölümünü burada kesiyorum fazla uzun olmaması adına. İddianamede "delil" olarak yer alan verilere Balbay'ın verdiği cevapların önemli kısımları da bir sonraki yazının konusu...