- Kategori
- Güncel
Balbay'ın gözünden 1: iddianame

Mustafa Balbay'ın yazdığı "Silivri Toplama Kampı Zulümhane" isimli kitap yaklaşık beş gün önce piyasaya çıktı. Hanefi Avcı'nın kitabını ilk günden çarşaf çarşaf yayınlayan ve sonrasında sesleri kesilen gazeteler bu kez "akıllanmış" olacaklar ki Balbay'ın kitabı pek bir yankı bulmadı. Bir tek doğal olarak gazetesi olan Cumhuriyet'te ve bir de Milliyet'te rastladım kitapla ilgili "içerik" haberlerine.
Yeni yasa gereği Balbay bir süre sonra tahliye olacak muhtemelen. Bu çok kısa bir süre değil ama, yattığından daha kısa bir süre sanırım... Balbay'ı bunca süre peşin peşin içeride tutanların da utancı olarak kalacak hapishanede tutuklu kaldığı süre.
Balbay'ın kitabını aldım ve şu an okuyorum. Kitap üçe ayrı bölümden oluşuyor; önce iddianameden bahsediyor, sonra suçlamalara yanıt veriyor ve ardından da hapishanede yaşam... Ben bir yazı dizisi gibi yer yer paylaşacağım kitabın içindeki önemli noktaları. Bu ilk yazının konusu iddianamedir.
İlk olarak Genelkurmay, Mit ve Emniyet'in mahkemenin Ergenekon'la ilgili sorularına verdiği yanıtların alıntılarıyla başlıyor kitap. Genelkurmay "yok" diyor, Emniyet, "sizden daha fazlasını bilmiyoruz" demekle yetiniyor. Balbay iddianamenin genelinde örgütün çok büyük planlarından bahsedilirken, sonrasında örgütün silah bulamaz bir konumda gösterilmesi çelişkisini eleştiriyor. "Bu nasıl bir örgüttür ki acil eylemleri için silah bulamıyor" diye soruyor haklı olarak. Ergenekonun kasası olduğu iddia edilen Kuddusi Okkır'ın cenazesinin yokluk içinde kalktığını hatırlatıyor. Bir yandan örgütten bahsedilirken, bir yandan da "henüz örgüt değil" denmesini sorguluyor.
İlhan Selçuk'un gazeteyi ele geçirecek olması iddiası da Balbay tarafından eleştiriliyor. Balbay, "İlhan Selçuk zaten gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarıydı, daha nesini ele geçirecek?" şeklinde yöneltiyor sorusunu. (Yine haklı olarak.) Zaten biliyorsunuz İlhan Selçuk gazetesini de bombalatmıştı(!) Öte yandan Balbay'ın İlhan Selçuk tarafından yönlendirildiği, bu yüzden sık sık telefonda konuştukları iddiası var. Balbay buna da "ben Ankara temsilcisiyim, o da imtiyaz sahibi, konuşmamızdan doğal ne var" şeklinde cevap veriyor.
İddianamenin içinde yer alan mantığa göre bu örgüt kendi kendisini tahrik edip, galeyana getiriyor diyor Balbay. Gazetecilerin köşe yazılarının bile suç konusu yapılmasına isyan ediyor. Gündemi epey meşgul eden günlükleri hakkında da söyleyecekleri var elbet, onlar da şu şekilde: "Bana ait cümle sayısı toplamın yüzde biri bile değil, ayrıca gazeteciler istediği, görüşebildiği herkesle görüşür, darbe istediğimi ima eden tek bir cümlem bile yok. Bu günlüklerden esinlenerek yeni bir metin oluşturulmuş." Bunları daha önce Cumhuriyet'te de söylemişti, okuyanlarınız vardır elbette.
Yer yer iddianame dilinde kullanılan üslubu da eleştiriyor, ellerinde delil olmadan suçlamalarda bulunan savcılara isyan ediyor doğal olarak. İddianamede yer alan "tespit edilememiştir", "suç isnad edilememiştir" benzeri durumlar alıntılanmış kitapta.
İddianamenin bir noktasında şöyle bir cümle yer alıyor: " Mustafa Kemal Atatürk'ün dahi bu örgütün tarikatvari yapısı içerisinde olduğundan, ancak bunun henüz açıklanması zamanı gelmediğinden..." Ayrıca iddianame içerisinde şüphelilerin isimleri küçük, soyisimleri büyük harflerle yazılı Balbay'ın dediğine göre. Mustafa BALBAY gibi... Aynı şekilde Atatürk'ün adı da Mustafa Kemal ATATÜRK şeklinde yazılmış. Balbay yorumu tamamen okuyucuya bırakıyor ve ben bir şey iddia etmiyorum diyor, siz okudunuz.
Bir yandan örgütün mafyayı kontrol altına alma çabasından, Genelkurmay'a sızmalarından bahsedilirken, bir yandan da örgütün henüz kuruluş aşamasında olduğunun söylenmesi gibi çelişkili bilgiler de Balbay'ın kaleminden nasibini alıyor.
Peki Balbay'a "hiç mi suç/suçlu yok" diye sorarsanız? Cevabı, "orta büyüklükte bir mahallede, bütün iş yerlerini, evleri didik didik arasanız orada da suç bulursunuz" olur. "Bu davada bütün benzemezler bir araya getirildi" diyor. Örgütün bu kadar organize tanımlanmasından şikayet ediyor. Her şey Ergenekon'a bağlanır oldu, yakın tarih yeniden yazılıyor diyor.
Hepimizin hafızasında olan Van'da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yücel Aşkın'la ilgili üzücü olayların Ergenekon'un bir denemesi olduğu görüşünde Balbay. "Amaç zaten davanın açılması sadece" diyor bu konuda da Mustafa Balbay, "ve amaca ulaşıldı" diye de ekliyor. "Davanın ne zaman biteceği belli değil..."
Örneğin iddianamenin bir yerinde Balbay'a isnat edilen "ABD Büyükelçisiyle gizli ve kapalı toplantı" iddiasına "bu toplantıda Milliyet'ten Fikret Bila, Zaman'dan Mustafa Ünal ve Referans'tan Erdal Sağlam da vardı, buyrun gizli ve kapalı toplantı" şeklinde yanıt veriyor.
Son olarak Ergenekon sürecinde yazılan, henüz iddianame bile açıklanmadan yayına sürülen kitapların dilini, içeriğini de eleştiriyor. "O kitaplardaki suçlamaların çoğu iddianameye girmedi" diyor. "Biz yoğun bir çabayla suçsuzluğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz sadece" diye ekliyor. Sonrasında yeminli tercümana çevirttirdiği Jenkins Raporu'na geçiyor. Bu da bir dahaki yazının konusu olsun.
Kaynak: Mustafa Balbay - Silivri Toplama Kampı Zulümhane - Cumhuriyet Kitapları - 335 sayfa