- Kategori
- Gezi - Tatil
Bali gezi notları

17.01.2006 (KUALA LUMPUR - DENPASAR - KUTA )
İstanbul’dan, Air-Asia isimli havayolu firmasından internet kanalıyla hallettiğimiz, KL-Denpasar uçuşunu yapmak üzere havaalanındayız. Uçuş saatini beklerken, elimize tutuşturulan “immigration” formlarındaki ahiret sorularını cevaplayarak vakit geçiriyoruz. Saat 10.30’da hareket eden uçak, rahat bir uçuş sonrası 13.30’da Bali adası Denpasar havaalanına iniyor. Küçük, ama tertemiz havaalanının tuvaletlerini kullanırken, büyük akvaryumlardaki tropikal balıklar “hoş geldin” diyorlar. Denpasar’dan Kuta’nın kuzeyindeki Kerobokan’daki otele , 30000 Rp’ye(*) kiraladığımız bir araçla gidiyoruz. Aralık ayından sonra Bali’de düşük sezon başladığı halde, “Taman Ayu Cottage” isimli tesis, sezon fiyatı olan 50 $ ‘da ısrar ediyor. Nemli, yapışkan ve boğucu sıcak altında giriştiğimiz yoğun pazarlığın yorgunluğunu , ikram ettikleri hoş geldiniz kokteyl bile kesmiyor, ama 16 $ ‘a indirmeyi başarıyoruz.Tesis kendisini “ truly memorable Bali “ kelimeleriyle tarif ediyor. Gerçekten de, eski, oturmuş , tropikal bahçeler içerisinde , odalar arasındaki küçük dereciklerde, balıkların yüzdüğü hoş bir tesis. Az önce, öyle bir yağmur yağdı ki, ortalığı sel basacak sandım. Saatler sonra, balkonda oturuyorum. Yağan yağmurdan geriye sadece bunaltıcı rutubet kaldı. Henüz, beslenme konusundaki ihtiyatlarımızla yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerle idare ediyoruz. Yakınlardaki bir bakkal dükkanına gidiyor ve ekmek bira ve su alıyorum. 21500 Rp veriyorum. Bintang birası Endonezya’nın çok popüler bir markası. 11500 Rp. kocaman bir şişede keyifle içiliyor. Bali, Endonezya Adalarının neredeyse tümünde yaşanan çatışmalardan uzak, Yoğun Hindu dininin hakim olduğu , çok turist alan bir yer. El Kaide tarafından , 12 Ekim 2002 tarihinde, Kuta’nın en hareketli gece klüplerinden birinin bombalanması neticesi 200’den fazla yabancı ölmüştü.Daha sonra güneyde Sanur’da aynı eylemler yapılmış ve Bali bu olaylardan büyük darbe almıştı.
Saat 17.30 da ilk yürüyüşlerimize başlıyoruz eşimle. Burnuma denizden geldiğini tahmin ettiğim iyod kokularını takip ederek, 15 dakikalık bir yürüyüş sonunda denizi gördük. Ancak, yağmur ve rüzgarın oluşturduğu gri fon, Hint Okyanusu kıyıları hakkındaki beklentilerimizi pek karşılamadı. Denize sapan yolun tam karısında büyük bir Hindu Tapınağı var, ancak yağmur başlamak üzere tekrar. Yarına erteleyip otele dönüyoruz. Bar-daktan boşanırcasına yağan yağmur bu olsa gerek, bahçedeki geniş yapraklara vuran yağmurun kopardığı gürültü ile uyumanın zorluğunu, kısmen klima ile, yoğun sivrisinek hücumlarına karşı müdafaayı da, 2000 Rp gibi gülünç bir fiyata aldığım kovucu spirallerle aşmaya çalıştık.
18.01.2006 ( PETİTENGET - KUTA )
Sabaha karşı, sinekleri uzak tutan tütsüler bitmiş olmalı, saldırıya geçtiler. Savunmamış kalmıştık, çaresiz teslim olup, kalktık. Odamızda, memleket işi kahvaltı yaptık. 8 km. ileride Kuta’ya gitmek üzere kiraladığımız minibüslerle (7$) yola çıkıyoruz. Hint Okyanusunun Kuta sahillerinde şiddetli rüzgar, kum fırtınasına dönüşmüş. Göz gözü görmüyor. Sahilden içerideki sokaklar da kum hücumu altında. Mağazalar, çaresiz kapılarını kapamış, tezgahtarlar kapıların hemen arkasında müşteri bekliyorlar. Kumsalda kiralanmak için bekleyen sörflere binmek yürek işi, hepsi beklemedeler.
Kuta caddelerini dolaşıyoruz. Akşam devam eden yağmur sonrası, nem rahatsız edici. Küçücük hasır tepsiler içerisindeki, renkli pirinç bisküit ve taze çimenler ev ve işyerlerinin önüne, yeni bir güne kavuşmanın şükran ifadesi olarak bırakılıyor.
Bütün evler, işyerleri ve kutsal sunak yerleri silme bu sepetlerle dolu.
Mata Hari isimli 4 katlı büyük bir alış veriş merkezine giriyoruz.Giriş katı, Bali’nin bence en değerli , el işi ağaç oyma biblo ve heykellerle dolu. Daha sonra detaylı incelemek üzere, eşimle gruptan ayrılarak, caddelerde, satıcı ve taksi şöförlerinin sataşmalarını atlatarak , dolaşıyoruz.Daha sonra, elimdeki haritaya bakarak , kuzeye Petitenget’e doğru, Legian sahillerine yürümeye başlıyoruz. Buhar kazanından çıkarcasına korkunç bir sıcak çarpıyor vücutlarımıza.Derken bir anda boşalan yağmurdan kaçarak bir dükkanın hasır gölgeliğine sığınıyoruz.Anlaşılan böylesi sıcak ve yağmur altında yürümek bizi hırpalamaktan başka kazanç getirmeyecek. Legian’da pes edip, Petitenget’deki otelimize taksi ile dönmeye karar veriyoruz.Binmeden önce, adresi söyleyip, yaklaşık 30000 Rp. civarında tutacağını öğrenip, taksimetreyi açtırıyorum.Zira, Malezya’da, bir takside yol uzatarak fazla para alınmasını hazmedememiştim, elinden harita bırakmayan biri olarak.
Saat 15.30.Banyo yapmanın insanı dinlendirmediği bir iklim var burada.Bunun önüne geçmek için, belki de, soğutulmuş su akıtılması gerek musluklardan !
Akşamüzeri , sahilin hemen karşısındaki Petitenget Hindu Tapınağına gidiyoruz.
Nedendir bilemem, garip bir ürperti ile girdiğimiz tapınakta dolaştıkça, taş oyma işçiliğindeki detayları izledikçe, ürperti yerini hayranlığa terk ediyor. Sahile iniyor, çekilmiş olan deniz kıyısında oynayan çocukları, koşan köpekleri seyrediyoruz, dar asfalt yolda araçlardan sakınarak Taman Ayu Cottage’ye dönüyoruz. Akşam yemeğini, yanımızda getirdiğimiz Yeni Rakı eşliğinde almayı deniyoruz. Ama sanırım , kendi ülkemizin bulutları altında rakı içmenin keyfi başka.Bu iklim ve Yeni Rakı bağdaşamıyor bence.
19.01.2006 ( PETİTENGET - SANUR - NUSA DUA - ULUWATU )
Bu sabah, gruptaki hanımların dün Kuta sahilinde 25 $ ‘ buldukları beş yıldızlı “Sahid Raya” isimli otele geçeceğiz. Ben, nedense konforlu ortamlarda huzursuz hissederim kendimi.Ancak, bu otelin Kuta’da oluşu, Bali’yi gezebilme ve araç bulma açısından avantaj getirecek.
Yeni otele transfer ve yerleşme operasyonlarından sonra, günde 25 $ ‘a bir minibüs kiralıyoruz. Bali’de kaldığımız süre içerisinde bu minibüsle dolaşacağız. İlk güzergah, Bali’nin güneyi. Sanur’a geliyoruz önce.Rüzgara açık olduğu için sörf tutkunlarını ve ilerideki mercan kayaları nedeniyle dalış meraklılarının rağbet ettiği bir yerleşim.Sezon bittiği için kıyıya , dinlenmeye çekilmiş, geleneksel teknelerle ilgileniyorum ben daha çok.Baş bodoslamaları kılıç balığı şeklinde , canlı renkleri ile lunaparktan çıkmışlarcasına , sezon boyu aldıkları darbelerin, yıpranmaların giderilmesini ister gibi bir duruşları var. Eşimle, her gezide olduğu gibi yine kuytu sokaklara sapıyoruz. Kocaman bir Hindu tapınağının kapısında buluyoruz kendimizi. Yosunlarla kaplanmış mükemmel oyma işçiliği, Ramayana’dan (*) alınmış Tanrı ve Garuda (*) heykelleri arasında bir çardağın gölgesinde yarı çıplak Hindu din adamı töreni yönetiyor.Önündeki masa tabaklara dizilmiş meyveler yemekler bir de kocaman kızarmış domuzla bezenmiş.Kadınlar yere oturarak avuçlarını birleştirmişler, başlarının üzerine koyarak dua ediyorlar. Yine aniden başlayan yağmura geniş çardak da mani olamadı, Hindu’lar telaşla ritüellerini bitirerek dağıldılar. Sezonun bitmesi ile hız kesemeyen satıcıların, çelmelerine aldırmadan araca geliyor ve Nusa Dua’ya devam ediyoruz. Açıktaki resifler nedeniyle dalgıçların ilgisini çeken Nusa Dua da, sezon bitiminin yalnızlığını yaşıyor.Ortalıkta turist yok. Sahilde yürüyor ve kumlara uzanmış kırmızı etleri gözüken uyuz köpeklerin arasından geçerek bir çardak altında kokonat suyu içiyoruz.(800000 Rp.)
Nusa Dua Bali’nin güney doğusunda yer alıyor.Güney batı’da Uluwatu Hindu Tapınağı’na gidiyoruz şimdi. Yolda bir kavşakta devasa Şiva heykeli var.Arabanın klimalı oluşundan olacak her iniş binişlerde şoklar yaşıyoruz.Yolda, elindeki küçük orakla yemyeşilk otları biçen genç bir kadın görünce, aracı durdurup iniyor ve yanına gidiyorum. İri gözleri ile tebessüm ederek, domuzlarına ot biçtiğini söylüyor. Öylesine telaşsız, zamandan bağımsız bir hali var ki; kıskanıyorum onu.
Uluwatu tapınağına indiğimizde sert bir rüzgar karşılıyor bizi.3000 Rp./kişi ücret ödeyip girerken, kısa pantolonları örtecek şekilde mor renkli kumaş ve orange kuşak veriyorlar.
Bu arada , maymunlara karşı uyarıcı yazılar okuyorum, hatta, yaşlı bir kadın “maymunlardan korunmak için rehberlik yapabileceğini” söyledi. Endişelenmemize rağmen, Türkiye’den gelmiş olmanın rahatlık ve tevekkülüyle Uluwatu tapınağının 75 m.lik yüksekliğini doğru yürümeye başladık.Yüksek bir kayalığın üzerinde, çepeçevre duvarlarla çevrili bir alana giriyoruz.Etrafımızda maymunlar giderek artmaya başladı.Duvarlar, ağaçların üzerleri maymun dolu, yavaş yavaş sokuluyorlar. Ben, mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyor ve fotoğraf çekiyorum. Bir anda, gözlüğüm hızlı ama becerikli bir el tarafından çekilip alındı.İlk anda, eşim, maymunların yaklaştığını fark edince çekip aldı diye düşündüm.Ama bağrışmaların geldiği yöne bakınca, benim gözlüğüm bir maymunun elinde(ön ayaklarının arasında mı demeliyim ?) hızla kaçıyor. Hemen ellerinde sopaları ile ki yerli belirdi, maymunun peşinden koştular.Maymun bir duvarın üzerine çıktı, gözlüğüm elinde bana bakıyor. Yahu, Bali’de kimseye kötülük yapmadım ki, bu intikam nereden çıktı diye düşünüyorum.Yerlilerden biri maymuna meyve attı, onu da kaptığı gib, duvarların arkasındaki uçurumun arkasında kayboldu.Ben adamlara dilimin döndüğünce, “gözlüğümü kurtarın, size para vereceğim” diye yalvarıyorum.Zira, gözlük olmadan üç aya yakın sürecek bir gezide zorluk çekeceğim.Yakın görme ve astigmat problemlerim var.Duvarı atlayıp uçurumun kenarında aramaya başladılar.Az sonra birisi elinde gözlüğümle geldi.1000 Rp vermeye kalktım.Adam kızdı, suratını astı.10000 Rp. verdim.Yine suratı asık, zar zor verdi gözlüğümü.Çerçeve hasar görmemiş ama, sağ camın üzerinde derin bir çizik oluşmuş.Allah razı olsun dediğimi, sanırım adam yüzümdeki mutluluktan anlamıştır.Korkudan, ne Uluwatu’da , ne de maymunların bulunduğu başka yerlerde gözlüğümü takmadım bir daha.
Şimdi, biraz kuzeye çıkarak, restoranlarıyla ünlü Jimbaran’a gidiyoruz.Her restoran girişinde, deniz ürünlerini geniş tepsiler ve akvaryumlar içinde teşhir ediyorlar. Mercana benzer bir yerel balık, 3 şiş kalamar, 4 midye, 4 jumbo karides ve bir istakozdan oluşan menüyü seçerek 12 $ ödüyorum.Tabii yanında Bintang bira ile(20000 Rp).Yemekler tahminimden güzeldi, ancak; balığın üzerine döktükleri şekerli sos, güzelim balığın karizmasını biraz çizmiş gibi geldi bana.
Bu arada, yemekte canlı müzik ekibi de gelince, yemek faslı hava kararana dek sürdü. Kuta’ya yeni otelimize döndük.Bol fotoğraf ve heyecanlı bir günün ardından.
20.01.2006 ( KUTA )
Bugünü dinlenme ve serbest gün tayin ettik.Grubun bir kısmı otelin havuzunda günü geçirmenin hayallerini kuruyor, bir kısmı da mağazaları keşfetmek derdinde.Klimayı hiç bu kadar sevmemiştim.Sabit 16 derecede saat 09.00’a kadar uyumuşum.Dışarı çıkar çıkmaz nemli ve kızgın bir hava dağlıyor sanki vücutlarımızı. Kahvaltı sonrası Kuta’ya doğru yürüyoruz eşimle. Seraga bölgesinde dolaşıp, “discovery” isimli dev alış veriş merkezinin klimalı koridorlarında oyalandık.Discovery’nin arka kapıları deniz kıyısına açılıyor.Fakat, felaket bir rüzgar sahilden kaldırdığı kum taneciklerini kırbaç gibi vuruyor yüzümüze.Kapıdaki görevliler kapıları sürekli kapalı tutmasa, alış veriş merkezi de, kum fırtınasından nasibini alacak.Bali genelde ucuz bir tatil bölgesi değil.Bunda ekzotik bir coğrafyada yer almasının payı çok sanırım.Böylesi sıcakta, her köşede yemek yemenin getireceği sorunları bildiğimizden, MataHari Marketten, üzerine sıcak su dökülünce 3 dakikada piliçli, sebzeli, karidesli makarna olabilen “noodle”lerden alıyoruz.Et parçalı 2450 Rp, sebzeli , tavuklu 3700 Rp. Ayrıca, tropikal meyveleri de, denemek istiyoruz.Yılan derisine benzeyen kabuğu olan salak bali 7500 Rp/kg , kirpi gibi kırmızı tüyleri olan ve içinden tek parça inci benzeri meyvesi çıkan rambutan 5950 Rp/kg, al pukat (avokado) 5900 Rp/kg alıyoruz.Hepsi güzel, ama favorimiz ; içinden sarımsak dişi gibi üç parça kokulu ve tatlı meyve çıkan salak bali .Öğle yemeğimizi otelin serin, sessiz odasında hallediyoruz.Mata Hari Marketin, ahşap oyma bibloların satıldığı giriş katı en çok beni oyalayan yer.Sıcaktan ve sahilden esen rüzgarla beraber savrulan kumların yürüyüşü imkansız hale getirdiği saatlerde, serin alışveriş merkezleri sığınak oluyor. Küreselleşmenin, sermaye transferlerinin ne denli hızlı ve etkili olduğu burada da gözlerden kaçmıyor.Kuta meydanındaki bir ulusal kahramanın heykelinin hemen yanında, çok uluslu tüketim markaları, nazire yaparcasına yerlerini almışlar.
Boğucu sıcaktan bezerek otel serinliğine geliyor ve lobby’de dinleniyoruz.
21.01.2006 (KUTA - BATUBULAN - UBUD - KİNTAMANİ -TAMPAKSİRİNG)
Saat 08.10’da kendisine Kunta Kinte adını taktığımız şöförümüz , Isuzu minibüsüyle otelin bahçesine geliyor.Sabah trafiği yoğun, trafik zaman zaman duruyor.Trafik ışıklarının yanında, kollarının altında bir tomar gazete bulunan çocuklar, aracın camına yapışıp Amerika, İngiltere, Alman gazetelerini satıyorlar.Arkadaşım Pina Hasan o gün, ayyıldızlı bir tişört giymişti, gazeteci çocuk fark edince hızla kolunun altından bir “sabah” gazetesi çekerek cama dayadı. Ne var ki, gazetenin tarihi, İstanbul’dan ayrıldığımız tarihten de eskiydi.Yine de, bilinmek, tanınmak hoştu. Denpasar’ın kuzeyine, her köyde değişik bir el sanatlarının yoğun olduğu bölgeye gidiyoruz.
Batubulan, taş işçiliğiyle ünlenmiş.Küçücük heykellerden, devasa boyuttaki anıt heykellere kadar değişik büyüklükte tüflü taşlardan oyularak yapılmış heykellerdeki incelik şaşırtıcı.Gri renkli, tüflü taşlar kısa zamanda eskimiş bir görüntü alıyor, iklimin özelliğinden üzerleri yeşil alg’ larla kaplanıyor.Ne var ki; ömürleri 10 yıllarla sınırlı, eriyip detaylarını kaybediyorlar kısa zamanda.
Celuk köyüne geçiyoruz.Altın ve gümüş işçiliği ile meşhur .Ancak, Mardin’in telkari işçiliğini bilen bizler için ne işçilik ne de fiyatlar cazip geliyor. Cadde boyunca, baraka dükkanların sıralandığı Sukowati’de, eşimle pazarlık kabiliyetimizi geliştirmeye çalışıyoruz.Servis amaçlı kullanmak için 2 adet İkat bezine 30000 Rp. veriyoruz, ancak kadın suratını asıp, verdiğim 50000 Rp’nin üzerini vermeye yanaşmıyor bir türlü.Anlaşılan kantarın topuzunu kaçırmışız.Neticede, 20000Rp iade ediyor. Sefalet diz boyu, dilenciler yakamızı bırakmıyor.Tropikal ağaç yapraklarından yapılmış 2 resim çerçevesine 20000 Rp.veriyoruz.Yerler 50 ve 500 Rp bozuk paralarla dolu.Dilenciler bu paraları kabul etmeyip yere atıyorlar. (1 $ = 9000 IDR)
Bir sonraki köy, Batuan. Resim ve minyatür ekollerinin gelişip, popüler olduğu Batuan’dan önümüzdeki uzun geziler nedeniyle , incelemekle yetinerek ayrılıyor.
Mas, Bali’de iz bırakan bir köy benim için.Akıllara zarar ahşap oymacılığı şaşırtıyor beni.Bir atelyenin arka bahçesinde, genç bir usta, elinde iskarpelesi, hiçbir ölçü ve plana bakmadan, önündeki koca kütüğü Buda heykeline dönüştürüyordu. Böyle bir yetenek, genetik izlerin sonucuydu.
Nihayet Ubud’dayız.Her taraf, bu adaya özgü geleneksel el yapımı ürünleri satan dükkanlarla dolu.Yine tütsü ve yağ kokuları çarpıyor burnumuza. Çok sade bir kapıdan giriyoruz.Ayrı bir dünya açılıyor önümüzde. Çok güzel bir su bahçesi içinde, pembe, mavi nilüferler, arkada bir tapınağın uhrevi görüntüleri, ortada dar bir yol, su bahçesini ikiye ayırıyor.Sessizlik sanki bizim tarafımızdan bozulacakmış gibi ihtiyatla ilerliyor küçük bir kapıdan giriyoruz.Şaşkınlığım daha da artıyor. Bali zaten devamlı sürprizlerle karşılayan bir ada. Geniş bir çardağın altında, aydın görünümlü insanlar oturmuşlar, ellerindeki notları çalışıyorlar. Mimari bir çalışma içindeler sanırım. Genç birine tapınağın ismini soruyorum. Öylesine uzun bir şeyler söylüyor ki; yanındaki arkadaşından kağıt kalem isteyip yazmasını söylüyorum.” Taman kemuda saras wati “ Arka bahçeye geçiyoruz.Sessizlik, Ramayana’nın kahramanları neredeyse eksiksiz karşımızda.
Ayrılıyoruz saatler sonra.Hemen yanımızda bir Hindu tapınağı daha var. İçeri girince, Ho Chi Minh’in gençliğini andıran bir Hindu, elinde keski ve çekiç ile tüflü taşı bir Garuda heykeline dönüştürüyor.Arka bahçe yine Ramayana’dan çıkıp gelmiş, taş heykellerle dolu.
“Pura Deva” tapınağı burası.Ramayana’nın özünü oluşturan hasret, kavuşma sahneleri taşlara öylesine işlenmiş ki, hayran olmamak mümkün değil. Nedendir bilmem, Endonezya’nın, daha doğrusu Bali’nin İkat bezlerini çok sevdim.Renkleri, üretimindeki emek çekiyor beni. Üç ikat bezi daha alıp 70000Rp. veriyorum. Yandaki sokakta, aynı ürünler için yaşlı kadın, 200000 Rp istemişti. Her yerde turiste bakış fazla değişmiyor anlaşılan.
Ubud her yönüyle etkiliyor beni, tabii ki; “taman kemuda saras wati” favorim. Kintamani’ye gitmek üzere yola çıkıyoruz. Ubud’un çıkış yolu bitmiyor bir türlü.Mübalağasız binlerce dükkan, insan aklını zorlayan ahşap işleme örnekleri sergiliyor. Dün, Kuta’da zaman öldürdüğümü düşününce üzülüyorum, oysa, bir gün buraları dolaşmak varmış. Ama, bugün akşam hazırladığım programa göre geziyoruz ve hayli yoğun. Nihayet, Ubud’un dükkanları bitiyor, ben de biraz rahatlıyorum.
Ubud bitiyor.Bali’nin pirinç terasları başlıyor.Dayanamayıp “stop” diye bağırıyorum şöföre.İniyoruz. Eğimli bir arazi de, kokonat ağaçları, arkada estetik harikası pirinç terasları uzanıyor. Bambu dallarından yapılmış güzel bir veranda da oturup bu güzellikleri hafızama kazımaya çalışıyorum.Fotoğraf makinem ile de hatırlamak için durmaksızın fotoğraf çekiyorum.
Adanın kuzeyine ilerledikçe hava bulutlanıyor, derken yağmur başlıyor. Kintamani’ye geldiğimizde, yemek için gireceğimiz Batur Sari isimli restorana girerken bile sırılsıklam oluyoruz.Açık büfede, sebzeli çorba, noodle, pilav gibi geleneksel yemeklerinin yanında”sayan” denilen acı soslu şişlerini iştahla yiyoruz. Kişi başı 50000Rp, % 21 vergi alıyorlar, ailece 121000 Rp. ödüyoruz.Restoranın terasından sisler içinde, halen aktif olan Batur Dağının 1717 m.lik zirvesi görülüyor hayal meyal. Rehber kitapta Batur Dağını net fotoğraflamak için çok açık bir hava gerektiğini okuduğum için, bir anlamda bu güne hazırlıklı idim. Kintamani’den aşağı inerken bu kez Agung dağını görüyoruz. Bali’nin öfkeli yanardağı, yüzyılda bir şiddetle patlıyor.Son olarak 1985 yılında infilak eden, 3142 m. lik Agung dağı, civar köylerde 1200 kişinin ölümüne neden olmuş.Yoğun yağmura rağmen, aracımızı durdurup, objektifi koruyarak fotoğraf almaya çalışıyorum.
Kintamani-Tampaksiring arasında ilerlerken, King Kong bir kahve plantasyonuna götürüyor. Kahve ağaçlarından kavurup satmaya kadar güzel bir tesis.Görevli bir genç, birkaç Türkçe kelime biliyor. Telaffuz ettikçe, şakalaşıyor, sohbet ediyoruz.En sevdiğim tropikal meyve, salak bali’yi görüyorum, küçücük ağaçların dallarında seyrek olarak.
Tampaksiring yakınlarında büyükçe bir parkın girişindeyiz. Gişedeki kadın, masanın üzerine dayadığı küçük aynasının karşısında makyaj yapıyor. Öyle kaptırmış ki; gişenin önünde durduğumuzu fark etmiyor bile.Yavaşça giriyoruz içeri. Araçtan indiğimde, beyaz kıyafetleri, sarı şemsiyeleri ile erkekler ve arkalarında, başlarında adak sepetleri ile yürüyen kadınları görüyor, peşlerine takılıyorum. Tapınak kapısının önüne geldiğimde, iki görevli belime uzun bir etek bağlıyorlar.Dini giysileri ile bir meydanda yere oturmuş dua eşliğinde ellerini kaldırıp, ilahiler okuyorlar.
Taş oluklarından sular akan iki havuzun önünde buluyorum kendimi. Kadınlar ellerindeki kaplarla kendilerinin ve çocuklarının üzerlerine kutsal saydıkları bu sudan dökerek banyo yapıyorlar.Savaş tanrısı İndra’nın, düşmanlar tarafından zehirlenen ordusunu iyileştirmek için , burada toprağı kazdığı ve çıkan suyun ölümsüzlük verdiğine inanılıyor.
Arabaya dönüşte etrafımızı güneşten kavrulmuş, kara, zayıf ihtiyarlar sarıyor.1 $ ‘a 5-6 tane muz satma derdindeler.Buradan ayrılarak Ubud’a doğru dönüş yoluna giriyoruz.Bedulu köyündeki fil mağarası girişinde küçük bir masa üzerinde büyük bir defterin yanındaki iki görevli yolumuzu keserek, önlerindeki defteri uzatıp, daha önce girenlerin bağışlarını görmemizi, ona göre davranmamızı istiyorlar.5000Rp uzatınca adam gürlüyor.10000Rp vererek içeri kabul ediliyoruz, bağış işleminden sonra ! Önümüzde güler yüzlü bir rehber beliriyor. Meşhur Goa Gajah Mabedi burası.Mağaranın içinde fil tanrı Ganesh ile karşısındaki nişte Brahma, Şiva ve Vişnu’yu temsil eden penis şeklinde oyulmuş üç küçük heykelcik var. Bir dere yatağına iniyoruz, deprem neticesi parçalanarak buraya yuvarlanmış Buda heykeli ve yıkılmış taş işlemeler üzerlerindeki yosun tabakaları ve sessizlik içinde yok olmayı bekliyorlar.Rehberin görevi bitti, 1000Rp verdim, kızdı, 1000Rp daha verdim, aldı ama güler yüzlü rehberden eser kalmadı.
Goa Gajah’dan çıkarken genç bir Hindu, bir kült’ün önde meditasyon yapıyordu.Esasen burası yüzyıllar boyu bir meditasyon mekanı imiş.Denpasar üzerinden Kuta’ya girdiğimizde , merkezi hoparlörlerden bir uyarı yapılıyordu.Kunta Kinte, “akşama kasırga beklendiğini, bu yüzden Kuta sahillerinin boşaltılması gerektiğinin” anons edildiğini söyledi.Yalan doğru bilemem.
Minibüse inip binmekten perişan olmuşuz. Fotoğrafları gözden geçirdim, gezi notlarımı yazdım.Uykuya teslim olacağım az sonra.
Bali güzeldi, öğreticiydi.Hinduizm’in Bali versiyonlu hoş görüsü ile her yere girdim, kimse terslemedi, dik bakmadı.Turizmin erozyonunun kararrtığı ruhlar haricinde.Çünkü, Tanrı’ya şükranlarını sunarak güne başlayan insanların ülkesindeydim.
22.01.2006 ( KUTA )
Günü Hint Okyanusunun çevrelediği Bali Denizine girerek ve otelimiz Sahid Raya’nın çok bakımlı bahçe ve havuzunda geçireceğiz. Kuta sahiline gidiyoruz.Bugün Pazar olduğu için hayli kalabalık.Okyanusun suları yüzme keyfi vermiyor.Rüzgarın savurduğu kumlar da, rahat vermeyince, Sahid Raya’nın havuz başına gidiyoruz.Kimseler yok.Kokonat ağaçlarının gölgesinde şezlonga uzanıp, çok yabancısı olduğum “ life style” bir ortamda hissediyorum kendimi , ellerinde rengarenk içki kokteyli ile dolaşan yerli kızları arıyor gözüm, kompozisyonu tamamlamak için yoklar.Bir ay önce yoğun sezonda buralarda dolaştıklarını, hala , havada asılı kalmış tropikal losyon kokularından hissediyorum.
Az sonra Koreli bir aile geldi yanımıza. Fotoğraf makineleri ile yardımcı olduk birbirimize.Adam bir ara sordu, ” 52 yaşındayım” diye cevaplayınca, elini havuz mozaiklerine vurarak “68 yaşındayım” dedi.Gerçekten çok dinç ve sağlıklı idi.Hyundai’nin yabancı ülkelerdeki inşaatlarında görevli imiş.Ülkemizin i yıpratıcı sarmal düzeninin insanlarda yarattığı maddi, manevi yaraları, ruh üşümelerini anlatmak istemedim.Belki de beni, aşırı melankolik bulacaktı.Havadan sudan konuştum ben de.
Saat 16.30’a kadar tropikal miskinlik yaptık.Akşam üzeri Kuta çarşılarına Mata Hari’ye gittik. Bir Garuda heykeli aldım, ahşap oyma, ilk gördüğümde hayranlık uyandırmıştı bende.(66000 Rp.), hediye amaçlı sandalet anahtarlıklar(7000-8000 Rp.), tişörtler (29000 Rp.)Eşimin kafasındaki listeye göre aldık.
Hava kapalı puslu, sıkıcı.Miskinlik bana yaramadı anlaşılan, devamlı uyumak istiyorum.Hava kararıyor. Yarın , yine Kunta Kinte minibüsü ile gelecek, Bali’yi gezmeye devam edeceğiz.Bu nedenle program hazırlıyorum, yaymadan önce. Uykudan uyandırıyor, yağmurun geniş kokonat yapraklarına vururken çıkardıkları sesler.
23.01.2006 ( KUTA - TANAH LOT - BEDUGUL - BATUR )
Sabah minibüs saatinde geliyor. İlk önce, ziyaretçiler yoğunlaşmadan Tanah Lot tapınağına gidiyoruz. Kayalardan oluşmuş bir ada üzerinde, 16. y.y da, deniz tanrısına adanarak inşa edilmiş.Tapınağa giden yol üzerinde günbatımı saatlerinde 10 km.lik kuyruklar oluştuğunu okumuştum. Bir adam boynuna doladığı 2m.lik bir yılanla gölgede oturmuş, cep telefonu ile konuşuyor.Yerli bir aile, ne hikmetse , çocuklarının eşimle fotoğraf çektirmelerini istediler. Suyun gel-gitleri ile bazen ada, bazen yarımada olan Tanah Lot, güzel fotoğraflar veriyor.
Tapınağın altındaki kutsal sudan içmek ve kutsal yılan mağarasını ziyaret etmek için ziyaretçiler şimdiden uzun kuyruklar oluşturmuşlar. Epey fotoğraf çektikten sonra, giriş bölümündeki satış yerlerinden birine oturarak, burada” kelepa” denilen kokonat suyu içiyoruz(6000 Rp.) Giriş ücreti ise şahıs 10000Rp., araç 5000 Rp.
Daha kuzeye, Batur Gölüne gitmek üzere hareket ediyoruz. Şöförümüz, bu sıcakta “sıcak su istermisiniz?” diye soruyor.”Hayır” dememize rağmen, tropikal bir orman içinde park ediyor ve iniyoruz.Sakin, her tarafından sular akan, yemyeşil bir tesis içindeyiz.Yer yer, çevrilmiş havuzlardan sıcak sular kaynıyor.Görünürde genç bir görevliden başka kimse yok. Bu bölgenin adı Yeh Penas, burası da, mükemmel bir dinlenme ve spa merkezi.
Bana öyle geliyorki, ileriki yıllarda Bali’yi daha kapsamlı ziyaret etme isteği hiç sönmeyecek içimde. Bedugul’a yaklaştıkça, posterlerden tanıdığımız pirinç terasları başladı. Kuzeyde dağlardan çıkan suyun bir litresini dahi boşa akıtmak istemiyorlar. Bu amaçla tepelerde yaptıkları sekilerle suyu dolaştırarak, ekili alan miktarını artırmış oluyorlar.Pirinç Bali’nin en önemli besin ve geçim kaynağı. Akdeniz bölgesinde, özellikle seraların yaygın olduğu yerleşimlerde, yol boyunca zararlılarla mücadele için fungisit benzeri ilaç reklamlarına kızardım.Uluslararası sermaye, neredeyse aynı firmalarla her tarafı reklam panoları ile donatmış. Sermayenin dini imanı olmadığı gibi milliyeti de yok gerçekten. Baturiti isimli bir yerleşimden geçerken ara ve insanlardan oluşan bir kalabalık görünce duruyoruz.Bir toptancı hali burası.Akın akın kamyonetlerle sebze ve meyveler küçücük alana giriyorlar.
Alanların, satanların tamamı kadın neredeyse. Lif örgülü sepetlerdeki biber, domates, marul, ananas gibi yiyecekler büyük tartışma ve pazarlıklarla el değiştiriyor, hayat mücadelesinin en canlı örneklerinden biri sergileniyor Bedugul’da.Batu Karu dağının eteklerindeyiz. Burada birbirinden güzel üç göl var.Tambingan, Bratan ve Buyan. Biz, Bali’nin motiflerine kaptırmışız kendimizi, ancak şöför acıktığını söyleyince kendimize geliyoruz.Bratan gölünün karşısında bir restoranda açık büfe 60000 Rp.Öğle yemeğini, alışageldiğimiz menülerle geçiştirip, Bratan Gölü kenarında gölge bir yer bulup, seyre dalıyoruz.
Dönüş güzergahımızda, Bratan Gölü kenarındaki “Pura Ulun Danu” ile sabah programımda olduğu halde, akşam dönüşe bıraktığımız” Pura Taman Ayun” var. Gruptaki bir arkadaşımız dünden beri keyifsiz, zaman zaman ateşleniyordu.Acele hastaneye gitmek istediğini söyleyince telaşlanıyoruz, Denpasar’a yakın Tabanan kasabasından geçerken son anda bir hastane görüyorum ve giriyoruz acele ile. İlk yardımda bir doktora derdimizi anlatıyoruz. Basit birkaç tetkikten sonra, şeker değerleri yüksek çıkıyor. Hastane eczanesinden tedaviyi gerçekleştirecek kadar, tane ile ilaç veriliyor.Tüm masraflar için 300000 Rp .ücret ödeniyor. Bu hadiseden sonra, kimse tekrar geri dönüp, devam etmek isteği duymuyor. Çaresiz ben de, en güzel iki hedefi göremeden Kuta’ya dönüyorum.Daha önce de dediğim gibi, bir müddet sonra Bali beni tekrar çağıracak, hissediyorum bunu.
24.01.2006 ( KUTA - KUALA LUMPUR )
Bugün, Malezya’ya Kuala Lumpur’a geçeceğiz. Bali’de bizi gezdiren King Kong, Denpasar Havaalanına götürmek için otelin önünde.13.55 ‘ de kalkacak uçağımız.Sakin sakin vakit geçiriyor.Air Asia’nın gelirken yaptığı bagaj limitini 15 kg.’a çekerek ekstra ücret alması üzerine, dönüşte, eşyalar el bagajlarına dağıtıldı.Yine de, check-in bankolarındaki kantarlarda son ağırlık kontrolları yapılıyor.Check-in başlıyor.100000 Rp, havaalanı vergisi istiyorlar. Yanımızda hiç “ruiah” yok.Telaşla havaalanı binasının yanındaki ATM’lere koşuyoruz. Hayret, menüde Latin harfleri yok. Japonca, Çince harfler var. Arkadaşım Fahir, rastgele bir düğmeye basıyor .Banko.Gerkli olan 200000 Rp’yi alıyor.Aynı butonları kullanarak paraları alıyor, yine koşarak check-in standına geliyoruz.
Bali’ye yağmurlu bir günde gelmiştim, ayrılırken güneşli, tertemiz bir hava var. 3 saat sonra KL’e iniyorum.Belki de, üç aya yakın sürecek, Malezya, Tayland, Myanmar, Kamboçya , Vietnam ve Laos’u kapsayacak üç aya yakın gezinin, doğal güzellikler ve insan ilişkileri yönünden favorisi olacak. Turizmin, insanlar üzerindeki baskısını sadece turistik noktalarda yaşadım.Hafızamda, Bali’den, doğal güzellikler ve buna yaraşır güleryüz ve samimiyet kalacak.
Meraklısı için notlar:
1. 1 $ = 9000 IDR (Endonezya rupiahı)
2. Ramayana; Hintli şair Valmiki tarafından yazılan, Hint Mitolojisini ustalıkla işleyen 24ooo beyit, 7 bölümlük dev eser.
3. Hint ve Altay Mitolojisinde, kol ve bacakları insan b içiminde, kartal başlı, kartal gagalı ve kartal pençeli bir yaratık.
ÖNEREBİLECEĞİM TESİSLER;
Taman Ayu Cottage Jl. Petitenget, Kerobokan, Kuta 16$- 50$ www.tamanayucottage.com
2.Sahid Raya Jalan Panta, Kuta Beach 50$-120 $ www.sahidrayabali.com B