- Kategori
- Ekonomi - Finans
Bankalar gerçekten gerekli mi? (2)

Bankaya yatırdığınız para sizce ne olur? Sizin paranızı çekeceğiniz tarihe kadar hiç bir şey yapmadan bekler mi? Ne de olsa sizin paranız, öyle değil mi? Sizden habersiz hiç bir şey olmaması gerekmez mi?
Gerçek bundan çok farklı. Sizin bankaya yatırdığınız paranızı siz çekene kadar, başkaları kullanır.
Şöyle soralım; Kime borç verirsiniz? Kardeşinize, yakın akrabalarınıza, güvendiğiniz arkadaşlarınıza mı? Eş dost, apartman komşusu, tanıdığın tanıdığına mı? Mutlaka bir sınırı vardır. Sizden borç isteyen herkese borç vermezsiniz. Belki de, prensip gereği, kimseye... Peki bu kötü bir şey mi?
Belli bir anda elinizde harcayacağınızdan daha fazla para var ise, bu elbette size ait bir birikimdir. Belki gelecekte harcamak üzere, belki güvence olarak, belki biriktirip bir ev/araba almak için... Ama her halükarda sizindir. Peki, sizden borç isteyen kişi ne kadar yakınınız, iyi tanıdığınız olursa olsun, borç verirken en az iki kere düşünmez misiniz? Hele istenen meblağ da az buz değilse... (Aile içi maddi destekten söz etmiyorum. Geri dönmesini beklemeden, sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişiler için her türlü maddi fedakarlıkta bulunuruz. Bu yazının konusu bu değildir.)
Borç vereceğiniz paranın geri dönüp dönmeyeceğini, ne zaman geri döneceğini düşünmek sizin en doğal hakkınızdır. Bunu önceden % 100 bilmenizin ise imkanı yoktur. Sadece, elinizden geldiğince, karşınızdaki kişiyi değerlendirir ve geri ödeyip ödemeyeceği yönünde bir tahminde bulunursunuz.
Verdiğiniz her borç, sizin için bir risktir. Verdiğiniz sizin (belki eşinizin, çocuğunuzun) paranızdır ve geri ödenmezse, kaybeden siz olursunuz. Borç alan kişi son derece iyi niyetli olabilir. Ama maddi külfeti siz yüklenmiş olursunuz.
Her ülkede, her toplumda bankaya yatıracak kadar parası olanlar olduğu gibi, paraya (borca) ihtiyacı olanlar da vardır. Hepimiz, hayatımızın belli dönemlerinde paraya sıkışabiliriz. Acil ve beklenmeyen harcamalar çıkabilir, beğendiğimiz bir ev, araba veya başka bir şeyi en uygun fiyatla ve uygun şartlarda almak için bir fırsat yakalayabiliriz, vs. vs. Geri ödemeye niyetli ve kabiliyetli isek, bize her an borç verebilecek bir kurumun var olması, iyi bir şeydir. Hiç gerek duymasak bile...
Bankalar topladıkları mevduatı borç vererek, tekrar ekonomiye kazandırır.
Krediyi kullanan yine bizleriz. Ya da bizim gibi insanlar... Kredi alarak satın aldığımız bir ev, otomobil ya da eşya, ekonomiye hareket kazandırır. Kredi alarak yeni bir yatırım yapan bir şirket, açtığı fabrikada yeni işçiler istihdam eder; dolayısıyla işsizlik azalır. Bankanın yaptığı aracılık sayesinde, bir kesimin elinde olan ve başka türlü atıl kalacak para, onu yararlı bir şekilde kullanacak olanlara ulaşır.
Yazının başına dönelim: Sizin bankaya yatırmış olduğunuz parayı aslında başkaları kullanıyor, demiştik. Bu hem doğru, hem değil. Doğru, çünkü sizin, benim ve daha milyonlarca kişinin yatırdıkları paralar toplanıyor ve borç olarak başkalarına kullandırılıyor. Doğru değil, çünkü istediğimiz anda (borç alanların bankaya geri ödemesini beklemeden) paramızı çekebiliriz. Kimse bize, "Senin yatırdığın para şu anda Hasan Bey'de.", demez. Eğer diyecek olsaydı, kimse bankaya para yatırmazdı.
Bankaya güvendiğimiz için paramızı yatırırız. Banka da güvendiği kişi ve şirketlere borç (kredi) verir.
Bankacılık bir güven müessesesidir.
Kendisine parasını emanet edenler ile kendisinden kredi alanlar arasındaki dengeyi sağlamak ve yönetmek ise, bankacılığın özüdür. İyi bankacı, sorumluluğunun önemini bilir ve buna uygun olarak davranır.
Bankaların gerçekten gerekli olup olmadığı sorusuna yanıtınızı bu bilgiler ışığında verin.
Bankalar hakkında bildiğiniz ve duyduğunuz diğer her şey, teferruattan ibarettir. Bankaların asıl işlevi budur.
Bundan sonraki yazılarda, bizi kişi ve şirket olarak ilgilendiren o "teferruatlara" girmeye başlayacağız.
Unutmayın, blog'un adı "Bankanızı Kullanma Kılavuzu".
Gerçek bundan çok farklı. Sizin bankaya yatırdığınız paranızı siz çekene kadar, başkaları kullanır.
Şöyle soralım; Kime borç verirsiniz? Kardeşinize, yakın akrabalarınıza, güvendiğiniz arkadaşlarınıza mı? Eş dost, apartman komşusu, tanıdığın tanıdığına mı? Mutlaka bir sınırı vardır. Sizden borç isteyen herkese borç vermezsiniz. Belki de, prensip gereği, kimseye... Peki bu kötü bir şey mi?
Belli bir anda elinizde harcayacağınızdan daha fazla para var ise, bu elbette size ait bir birikimdir. Belki gelecekte harcamak üzere, belki güvence olarak, belki biriktirip bir ev/araba almak için... Ama her halükarda sizindir. Peki, sizden borç isteyen kişi ne kadar yakınınız, iyi tanıdığınız olursa olsun, borç verirken en az iki kere düşünmez misiniz? Hele istenen meblağ da az buz değilse... (Aile içi maddi destekten söz etmiyorum. Geri dönmesini beklemeden, sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişiler için her türlü maddi fedakarlıkta bulunuruz. Bu yazının konusu bu değildir.)
Borç vereceğiniz paranın geri dönüp dönmeyeceğini, ne zaman geri döneceğini düşünmek sizin en doğal hakkınızdır. Bunu önceden % 100 bilmenizin ise imkanı yoktur. Sadece, elinizden geldiğince, karşınızdaki kişiyi değerlendirir ve geri ödeyip ödemeyeceği yönünde bir tahminde bulunursunuz.
Verdiğiniz her borç, sizin için bir risktir. Verdiğiniz sizin (belki eşinizin, çocuğunuzun) paranızdır ve geri ödenmezse, kaybeden siz olursunuz. Borç alan kişi son derece iyi niyetli olabilir. Ama maddi külfeti siz yüklenmiş olursunuz.
Her ülkede, her toplumda bankaya yatıracak kadar parası olanlar olduğu gibi, paraya (borca) ihtiyacı olanlar da vardır. Hepimiz, hayatımızın belli dönemlerinde paraya sıkışabiliriz. Acil ve beklenmeyen harcamalar çıkabilir, beğendiğimiz bir ev, araba veya başka bir şeyi en uygun fiyatla ve uygun şartlarda almak için bir fırsat yakalayabiliriz, vs. vs. Geri ödemeye niyetli ve kabiliyetli isek, bize her an borç verebilecek bir kurumun var olması, iyi bir şeydir. Hiç gerek duymasak bile...
Bankalar topladıkları mevduatı borç vererek, tekrar ekonomiye kazandırır.
Krediyi kullanan yine bizleriz. Ya da bizim gibi insanlar... Kredi alarak satın aldığımız bir ev, otomobil ya da eşya, ekonomiye hareket kazandırır. Kredi alarak yeni bir yatırım yapan bir şirket, açtığı fabrikada yeni işçiler istihdam eder; dolayısıyla işsizlik azalır. Bankanın yaptığı aracılık sayesinde, bir kesimin elinde olan ve başka türlü atıl kalacak para, onu yararlı bir şekilde kullanacak olanlara ulaşır.
Yazının başına dönelim: Sizin bankaya yatırmış olduğunuz parayı aslında başkaları kullanıyor, demiştik. Bu hem doğru, hem değil. Doğru, çünkü sizin, benim ve daha milyonlarca kişinin yatırdıkları paralar toplanıyor ve borç olarak başkalarına kullandırılıyor. Doğru değil, çünkü istediğimiz anda (borç alanların bankaya geri ödemesini beklemeden) paramızı çekebiliriz. Kimse bize, "Senin yatırdığın para şu anda Hasan Bey'de.", demez. Eğer diyecek olsaydı, kimse bankaya para yatırmazdı.
Bankaya güvendiğimiz için paramızı yatırırız. Banka da güvendiği kişi ve şirketlere borç (kredi) verir.
Bankacılık bir güven müessesesidir.
Kendisine parasını emanet edenler ile kendisinden kredi alanlar arasındaki dengeyi sağlamak ve yönetmek ise, bankacılığın özüdür. İyi bankacı, sorumluluğunun önemini bilir ve buna uygun olarak davranır.
Bankaların gerçekten gerekli olup olmadığı sorusuna yanıtınızı bu bilgiler ışığında verin.
Bankalar hakkında bildiğiniz ve duyduğunuz diğer her şey, teferruattan ibarettir. Bankaların asıl işlevi budur.
Bundan sonraki yazılarda, bizi kişi ve şirket olarak ilgilendiren o "teferruatlara" girmeye başlayacağız.
Unutmayın, blog'un adı "Bankanızı Kullanma Kılavuzu".