- Kategori
- Gündelik Yaşam
Banliyö treninden insan manzaraları

Ne olmuş canım? Ha evinin balkonu; ha trenin kapı kolu... Maksat hava almak değil mi?!!
Banliyö treninden insan manzaraları
Ben İstanbul Kartal'da oturuyorum güzel okuyucum. Sabah trafiğine yakalanmamak için, karşıya geçerken, bazen, önce tren, ardından metrobüsü kullanıyorum.
Evelki gün geç saatlere kadar çalıştığımdan, dün sabah kendi standartlarıma göre biraz geç kalkmıştım yataktan.
Sabah 7.55 treni istasyona biraz gecikerek geldi. Meğer, ondan önceki iki tren de zamanında gelmemiş istasyona. İstasyona gelen tren, neredeyse yolcuları raylara dökecek kadar doluydu. Her şeye rağmen " Ya Allah! Bismillah" deyip trene doğru hamle yaptım. Ve içeridekilere seslendiğimde şenlik başladı:
- Beyler! Biraz ilerler misiniz lütfen?
- Nereye ilerleyelim? Görmüyor musun? Yer mi var ilerleyecek?
- Ben ilerler misiniz? diye rica ettim. Agresifliğe gerek yok. Tamam kardeşim. Uyanamamışsın! Anladım.
Ağzına kadar dolu trene, millete yaslana yaslana, akraba ola ola bindim nihayet.
Bana laf atan arkadaş, belli etmemeyi denese de gergindi beden dili...
Tam tren hareket etti... Trenin sol tarafında, yani açılmayan kapının olduğu taraf; 6-7 yaşlarında kumral saçları sert hatta hafif dikensi bir erkek çocuğu ve ana, babası ilişti gözüme.
Mecburiyetten cama yapışmış, dışarı merakla bakan çocuk, birden annesine çok yorulduğunu söyledi.
O ara trende bir iki ses daha duyuldu.
- Trene bak be kardeşim! Amma çok insan var sıkış tepiş...
- Çok rahatsız olduysan eğer, Tayyib' e söyle de 3 - 5 tren daha alsın sana!
25 - 26 yaşlarında, öğretmen olduğunu sandığım, temiz yüzlü, türbanlı, hafif bilmiş, çok hızlı konuşan anne:
- "Otur! Otur! Otur! Otur çocum! dedi. Otur ayaklarıma... Çök oğlum! Çök!" dedi. Sesindeki sahiplenişi, kol kanat gerişi, anne şefkatinin yaydığı titreşimi, burada size yazabilmeme imkan yok. Ancak şahit olan anlar o duyguyu. Öylesine yoğun olan annelik duygusunu...
Babaysa daha sakin ve ilgisiz... Tıpkı tüm klasik türk babaları gibi... soğuk ve dikkatsiz.... Sanki baba kendisi değilmiş gibi...
Bu sırada trene 50 - 55 yaşlarında, tombul, biraz da çok konuşmaya meraklı, gergin bir teyze bindi.
Daha binerken trene; söylenmeye başladı teyze...
- " A, aa! Ne duruyorsun bakıyim öyle bodygurad gibi orda? Çekilsene kenara! Millet geçiversin!
Bu arada, trene bindiğimden beri karşımda duran, başında beyaz bere, kulağında kulaklık, müzik dinleyen tiki genç bağırdı bana:
- Bu çanta da kimin böyle?
- Benim, koçum... Ne vardı?
- Yav! Çeksene şu çantayı! Bak millet geçemiyor...
- Yer mi var? çekecek çantayı; diyerek laf yetiştirirken çocuğa, çantayı bir geri aldım el çabukluğuyla...
O ara, kapı önünde duran, başında kasket, sivri yüzlü, yüzünde top sakal, ince, bayağı uzun, boylu cool görünen adama, trenden inen ufak tefek bir kadın laf atıverdi:
- Amannnn! Kimse de burnundan kıl aldırmıyor canıııımm!...
Haklıydı kadın... Adam da burnundan tek bir kıl aldırmayan cinstendi! Bir de cevap yapıştırmasın mı inen gergin ablaya:
- Buyur! İstediğin kılı alabilirsin burnumdan!..
İki durak sonra inip trenden Söğütlüçeşme'de; karıştım yine kalabalığa kendi halimde...