- Kategori
- Müzik
Barış Manço' yu Japonlar kadar anlayamamak
Ülkemin farklı yörelerinde pek çok kez karşılaştık onlarla, nerede kültürel bir olgu var, ellerinde kameralarla oradalar. Sevimli, cana yakın, sıcak insanlar. Hayatı bir başka pencereden izliyorlar sanki. Barışsever, hoş görüsü zengin, çalışkan insanlar. Sabır gerektiren her işte onların imzasını görüyoruz. Origami, Bonzai, robot teknolojisi. Sanayileşmede insanlığa huzur ve refah getirecek çalışmalara talipler. Hiroşima ve Nagazaki’de ne yazık ki, medeniyetin en kanlı en barbar yüzüne şahit oldu bu insanlar. Karşılık vermediler. Güçleri olmadığından değil, intikam duygusunun insanlığı nereye taşıyabileceğini görmüşlerdi bir kez. Hesaplaşma, dar bir alanda sınırlı kalamayacaktı. Kültür dinamikleri yeniden işlemeye, kaldığı yerden devam etti ve bu günlere geldiler. Pek çok toplumun saygı ve takdirini kazandılar. Zor olanı başardılar; insanlığa hediyeleri yıkım değil hayat sunmak oldu.
Bir kelebeğin kozasından çıkışını festivale dönüştürüp şairane bir bilgelikle bunu an be an izlemek ya da yitirdikleri bir yakının ardından dolunayda suya fenerler bırakmak inceliği, zevki başka hangi toplumda bulunabilir? Rio karnavalları, matadorlar, rodeolar, ganj’da cesetlerin yakılması evet bunlarda bir renk fakat zekâ ve sabrın zarafeti samuray ve geyşalarda bile yaşamın yabanıl doğasını cazibe odağına dönüştürebilmiş.
Eğirdir’de hafta sonu tatili yapıyordum. Japon bir turist, satıcıya “ Boris Mançue, ko, dumeleri” diyor, ona raflardaki kasetleri gösteriyordu. Satıcı isteneni hemen anlamıştı. O’na istediği şeyi ; “ Barış Manço’nun, kol düğmeleri” parçasının bulunduğu albümü içeren kaseti verdi. “ Kardeşim ne buluyorlar bu adamda bunlar anlamıyorum. İnan ki kasetleri Japonlarca peynir ekmek gibi kapışılıyor” dedi. Ben de maalesef, üzülerek söylemeliyim ki işte o andan sonra sevmeye zorladım kendimi Barış Manço’yu.
Madonna, Tanita Tikarama, Enrico Massias, Crist de Burg, Mirel Metyu ( yanlış yazmış olmalıyım) Michael, Janet Jackson kardeşler, Elvis Presley, Elton John, Abba topluluğu, Frank Sinatra, Pavarotti ve adını şimdi hatırlayamadığım şu meşhur İngiliz gitarist topluluğu hemen aklıma geliveren favorilerimdi benim o günlerde ( 1985–1990 Aralığı). Açıkçası yerli müzik dinlemiyordum. Yerli yazarlarımızı okumadığım gibi. Şimdi durum elbette benim için farklı. Kendi öz değerlerimizin yüceliğini, vazgeçilmezliğini gecikmeli de olsa anlamış olmanın tesellisiyle avutuyorum kendimi. Ama cadde ve sokaklarımızda, iş yerlerimize ait yabancı isimleri görmek korkutuyor beni. Çocuklarımızın öz değerlerimize uzak duruşu çok vahim bir durum.
Enrico Massias, Frank Sinatra ve diğerlerini dinlemekten hala vaz geçmiş değilim. Müziğin, evrenselliği olduğuna inanıyorum. Ama bir Dede Efendi, Itrî, Sadullah Ağa vb. musikişinaslarımızın dehasıyla yarışabilecek kaç tane Mozart çıkar acaba diye sormaktan da alamıyorum kendimi? Allah rahmet etsin, Barış Manço, Cem Karaca gibi yeteneklerimizin kıymetini bilmedikçe, sahiplenmedikçe hep başkalarının dillendirdiği sevda türkülerini söyleyecek bu millet. İyi ki sen vardın Barış Manço!, Allah tüm taksiratını affetsin, huzur içinde yat kabrinde.