​ Barış ortamında savaş istemek... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Erdoğan Özgenç DOST MECLİSİ

http://blog.milliyet.com.tr/erdoganozgenc

30 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
 

Barış ortamında savaş istemek...

BARIŞ MI SAVAŞ MI?

Ne zaman terör konusunda gerçekten çok merak ettiğim konularda bazı sorular sormaya kalksam mesaj kutuma düşen mesajların çoğunda;

“Siz barış istemiyorsunuz” ya da “barışın olmasından neden korkuyorsunuz?” gibi cümleler var.

Ne acıdır ki bu ülkede yaşayan ve gerçekten ülkesini memleketini çok seven biri olarak; tabi barışı istiyorum “barışı istemeyen var mı” diye bir cümle ile yanıt vermek zorunda kalmak insana izan veriyor.

Evet, bu ülkede barışı istemeyen var mı? Ama ne ile ne için ve kiminle “barış” yapacaksınız ve bu ülkede savaş var mı ki barış isteyeceksiniz? Önce bu sorulara birlerinin makul yanıtların vermesi gerekmiyor mu?

Terörle mücadele bir ordu ile savaş değildir ki terör örgütünü ordu gibi muhatap alıp “barış” istemek hem TSK ne hem bu ülkede terör yüzünden şehit düşen çocuklarımıza ve şehit ailelerine hakarettir…

Bugünün Genel Kurmay başkanının belki zoruna gitmeyebilir ama bu konu bu ülkede yaşayan birçok vatandaşın bağrını delip kanatarak çıkmaktadır…

Umursamıyor olmalılar ki; son günlerin modası, muhalefet olanları ya da AKP iktidarını beğenmeyenleri eleştirenleri “barış sürecini” baltalamakla suçlamak oldu.

***

Tilkinin karnı çok acıkır gecenin köründe ava çıkar. Dolaşır ama bir şey bulamaz, sabaha karşı bir kümesin önüne gelir. Tam o sırada bir “horoz” çıkar bir “kütüğün” üzerine ötmeye başlayınca tilki usulca yanına gider, yumuşacık şefkat dolu bir sesle; horoz kardeşi ne kadar iyisin, bu güzel sesinle herkesi çok güzel bir olay için uyandırdın tüm orman sana minnettar, deyince “horoz” merak eder;

“Hayırdır ne oldu da minnettarlar?” diye sorunca, tilki;

Öyle deme kardeş, dün gece ormanda “barış” ilan edildi artık tüm hayvanlar birbirileriyle dost olacak arkadaş olacak kavgalar bitecek ormana huzur gelecek, demokrasi gelişecek.

Az sonra da merasimler eğlenceler konserler şölenler düzenlenecek, ormanımız şenlenecek. Sense o güzel sesinle herkesi erkenden uyandırdın, “çağın barışına” büyük katkılar verdin sağol.

Hadi şimdi sende güzelce giyin süslen ve çık dışarı beraberce o güzelim şölene yetişelim…

Horoz, tilkiyi dikkatle dinledikten sonra; bana hayvanlar arasında sağlanan bu dostluk barışını haber verdiğin için çok teşekkürler, ama hala haberi olmayanlar var izin verirsen bende dostlarıma haber vereyim, deyip evin dev gibi köpeğine “öterek” seslenir, ama daha seslenir seslenmez, tilki hızla toz olur kümesin önünden, çalılıkların arasında kaybolur gider.

***

Çocukluğumuzda sıkça anlatılan ve çok uzun yıllar önce yazıldığı bilinen bir hikâyedir ama ne hikmetse bugüne “şak” diye denk gelen bir hikâye oldu. Horoz tilki ve köpek, istediğinizi dilediğiniz yere koyun ve düşünün…

***

Bir “Barış Süreci” diye bir kavram atıldı ortaya, ortalıkta silah tüccarları ve ülkeye kırk yılı aşkın süredir kan kusturan PKK denilen eli kanlı örgütü besleyen eğitenlerin, arkasında duranların savunanların ve onları haklı görenlerin olduğu yerde “barış” nasıl olabilir ki?

Hukukun üstünlüğüne inanan bir toplumun hainlerini hukuk önüne çıkaramaması, aciz kalarak yaptıklarının hesabını soramamasının yakın gelecekte miras bırakacağımız gençlerde insanlarda ne kadar ağır bir “travmaya” neden olacağını göremeyecek kadar aptal mıyız?

Ya da bunu anlamak görmek için sosyolog psikolog olmaya gerek var mı?

Lütfen şu yapılanlara bir bakın;

-Türk Silahlı Kuvvetleri hem yurt içinde hem yurt dışında etkisiz hale getirildi.

-İslam dini sömürüldü ve siyasi olarak adeta bir silah gibi kullanılmaya başlandı.

-Etrafımızda Irakla başlayan bir savaş ortamı ve gerilimler yaratıldı, yabancılar ülkenin dört bir yanında askeri birlik ve malzeme olarak konuşlandı.

-Yıllardır dilimizde tüy bitti PKK ile başlayan süreç içerisinde “savaş” çizgilerinin uzandığı nokta planlandı ve hedefin nereye varacağı defalarca planlayanlar eliyle açıklandı.

Bu süreç içerisinde hiç kimse asırlardır aynı inanca sahip olan vatandaşlarımızın arasında neden bir dini nifak sokuldu, inancımız ve dinimiz hatta Peygamberimiz tartışılır hale geldi, diye sormadı…

Düşünsenize bugün “barışı” savunan iç ve dış odaklar neredeyse kırk yıla yakındır süren bu çatışmalara ve elli bine yakın vatandaşın öldürülmesine engel olmadılar. Bilakis çatışmaların, PKK ağzıyla savaşların sürmesi için ellerinden geleni yaptılar. Şimdi de “barış çizgisinin” bir kenarına gelmişler PKK nın yarım asırdır savunduğu ısrar ettiği açıkça “Kürdistan Devletiyle” anlaşılmasını istiyor “barışın, barışmak güzeldir” diyorlar…

Hadi dış mihrakları anlıyoruz da, son on bir yıldır iktidarda olanların her türlü yetkiye ve imkâna sahip olmalarına rağmen şimdiye kadar neden engel olmadılar ya da engel olmaya çaba göstermediler, hiç düşündünüz mü?

***

Barışı neden istemiyorsunuz ya da savaş sürsün istiyorsunuz, diyenler bunları bilmiyorlar mı? Bal gibi biliyorlar ama işin ne aslını sorabiliyor ne de ülkenin nereye sürüklendiğinin görebiliyorlar.

Bu ülkede yapılan Anayasaların hiçbirinde halkı düşünen, öncelikle önemseyen, devleti dışlayan bir tek maddeye rastlayamazsınız, yeni anayasa denilen moda taslakta da yok. Yenisinde halka nasıl bir güvence verilmiş de diğerlerinden farklı bir yere konulabilsin, aynı tas aynı hamam ama adı “yeni anayasa”

Sağdan soldan tuzu kuru ülkelerden alınan yasalarla düzenlenen bir anayasa bu ülkenin anayasası olabilir mi? Her ülke kendi halkına has anayasa hazırlar, o yüzden de yıllarca hiç değiştirmezler. Ama biz başka halkların anayasasına göre hazırlatılan anayasalarla halka ayar çekmeye kalkıyoruz…

***

Türk Silahlı kuvvetlerinin daha da güçlenip PKK’yı tıpkı 1997 deki gibi yok etmemesini engellemek için ellerinden gelenleri yapanların “barışın” diye ortaya çıkması bunu da muhafazakâr kimliğinden asla uzaklaşamayan dindar ve kindar kişiliğine yenik düşen iktidar eliyle yaptırmalarının ardında yatan gerçek şudur;

Tüm çabaları ”Barışın” sağlanmasına ilişkin değil yeni, bir “savaş” ortamına hazırlık yapmak içindir, o kadar.

Bunu anlamak ve görmek için; Son altmış yılda ülkemizde ve etrafımızda olanlara bakmak bu kadar mı zor acaba?

***

Hal böyle olunca ve bu ülkeye “barış gelince” daha fazla demokratik gelişme sağlanacak, refah düzeyi, artacak özgürlükler artacak dostluk kardeşlik kazanacak, diyenler terör örgütü ile yapılan görüşmelere ilişkin makul bir açıklama yapmadıkları sürece aklımızdan hiç çıkmayan;

Ülkeye “barış mı gelecek yoksa yeni bir savaşa hazırlık mı yapılacak” sorusuna engel olamayacaklar…

O yüzden bence Barış gelsin istemiyorsunuz, barıştan neden korkuyorsunuz diye soranlar bence bir kere de bu açıdan bir düşünseler iyi olacak; Barış ortamı yeni bir savaş ortamına hazırlık mı?

Kimsenin barışı istememek gibi düşüncesi, bölüneceğiz parçalanacağız gibi paranoyası yok ama bizlere aksini düşündürecek, yaptıklarına inandıracak ikna edecek ve güven verecek bir iktidar da maalesef yok…

Size bir şey söyleyeyim mi? Kendilerinden o kadar eminler sonraki seçimlerde kazanacaklarına o kadar çok inanıyorlar ki halkı “ikna etmeye de gerekli açıklamaları yapmaya da” niyetleri yok…

Hal böyle de olunca halkı uyandırmak isteyenleri yutmaya hazırlanan birden çok tilkinin türemesi de normaldir…

Sevgi ve saygılarımla “BARIŞ “içinde MUTLU HUZURLU bir Salı günü diliyorum…

Erdoğan ÖZGENÇ

 
Toplam blog
: 846
: 425
Kayıt tarihi
: 26.06.12
 
 

Emekli banka müdürüyüm ama kart vizitimde "insan" yazıyor. Adana'da ikamet ediyorum. Herk..