- Kategori
- Kişisel Gelişim
Başarılı olabilmek

Şayet yürüdüğün yol, gideceğin yeri belirliyor ve bu yol senin geleceğini oluşturuyor ise, elbette başarı yürüdüğün yoldadır. Ancak, başarıyı sırf yer değiştirmek gereği olarak düşünüyorsan, bu düşünce tarzı hatalı olur.
“Sorun çözme yeteneğini kazanmamışsak” başarılı olabilmemiz mümkün mü?
Her zaman başarı beklemek hayal mi?
Başarı, bize öğretilen şablonlardan çok mu farklı elde edilir?
Başarıyı hep başkalarında mı bulursunuz?
Başarı bana da ait bir nitelik. Acaba ben bunu göremedim mi?
Hayat zorlu bir sınav, ama başarmak zorundayız.
Başardık dediğimiz şeyleri gerçekten başarabildik mi?
Başarı gittiğin yerde midir, yürüdüğün yolda mıdır?
Sorun çözme yeteneği, zaten başarının kendisidir.
Teorik başarı, tatbikatta aynı sonucu vermeyebilir.
Bazı kimseler tevazudan olsa gerek, kendilerini başarılı gibi göremezler, başkalarında bu niteliği yakalarlar.
Hayatın iniş ve çıkışları arasında dengeli olmak, dimdik ayakta kalabilmek, bence başarının ta kendisidir.
Başarıyı abartmamak gerekiyor ki başarı olduğu anlaşılabilsin...
Evet, başarılı olma hususunda bu akla gelebilen soru ve sözleri size sorsalardı acaba ne söylemek nasıl yanıtlamak durumunda kalırdınız bilemiyorum, ama ben özetle şöyle derdim:
Şayet yürüdüğün yol, gideceğin yeri belirliyor ve bu yol senin geleceğini oluşturuyor ise, elbette başarı yürüdüğün yoldadır. Ancak, başarıyı sırf yer değiştirmek gereği olarak düşünüyorsan, bu düşünce tarzı hatalı olur.
Zira, mekân değiştirmekle insan, başarı elde edemez.
Ayrıca, bir şeyin devamlılığı onu monoton hale getirir. Başarı, fark edilemez… “Başarı” sözcüğü “beklenen atılımı yapabilme” olarak düşünülebilir.
Tabii bu tanımlamayı “doğruluk” esasına dayandırarak esas almak mümkün.
Ülkemizde insanların yaşamı, cadı kazanında kaynatılırken başarıyı yakalamaları bir hayli güç.
Ama bu işin püf noktaları da var, şöyle ki:
Astroloji ve bilimsel yönde yapılan çalışmalar, başarının anahtarı olarak kabul ediliyor. Buradaki neden, insanın karşısındakini daha iyi tanıma ihtiyacı ve ondan aldığı ipuçlarına göre davranma çabasıdır.
Başarı için erkek ya da hanım fark etmez, önce kılık kıyafete özen göstermesi şarttır.
Uyumlu bir giyim tarzı, bakışları üzerinize çekmeye yeterli bir sebep olur.
Aksi tutumlar, insanı hayatın renklerinden soyutlar, siyah - beyaz arasında kalmaya mahkûm eder.
Ancak vahim olan başka bir durum da var, ona değinmek zorundayım!
Yeterli performansı ortaya koymadığı halde sırf “başarılı denebilmesi” için bazı kişilerin kendilerini bu açıklamaya layık görmesi, yapay havalara girerek toplumu yanıltma çabaları içinde bulunması hiç de hoş bir durum yaratmadığı gibi yapanı dışsallığa mahkûm ediyor.
Bir kısmının da başkalarının hakkını çiğnemeye hevesli olduğunu onlarca kez kanıtlamasına rağmen bunu başarı gibi göstermesi yenilir yutulur cinsten bir şey değil.
Böylesine aksiyonlara girişmek anlaşılmıyor doğrusu. Yani toplum etiğine uymayan bir durum var ortada. Herhalde bu tipler “başarı” sözcüğünden bir şey anlamamış olanlar.
Aslına bakarsanız, başarının belirlenme yöntemi bireylere ait değil, onu gözlemleyenlerce kabul edilmeli.
Başarı süreklilik taşıyan bir mekanizmanın ürünü olduğundan, toplumumuzda bu niteliğe sahip çok az kişi bulunuyor. Başarıyı bileğinin hakkıyla elde ettiğini düşünenler, yanılgı içindedir. Şayet kişi bir şeyler yapabilmişse önce bunu kendisine nasip eden yaratıcısına dayandırmalıdır.
Evrensel bilince/şuura sahip olanlar bu ve benzeri gibi benlik kokan hallerden uzak dururlar.
Mutlak Yaratıcı o aklı ve gücü insanoğluna vermemiş olsa, o performansı elde edebilmesi mümkün mü? Başarıyı sahiplenmek, bir anlamda “egoya davetiye” çıkarmak değil midir?
Bu kavrama bir başka perspektiften - hakikat yönüyle- bakacak olursak, başarı ya da başarısızlık, aynen kâr ve zarar, güzel-çirkin vs. bunlar hep bireysellik ifade eden, izafi anlamdaki sözcüklerle birlikte karşımıza çıkar.
Örneklemek gerekirse şunu sorabilmemiz mümkün: Allah çok başarılı diyebilir misiniz?
Fotonların enerji taşıdığını duymuşsunuzdur.
Güneşten aldıkları enerjiyle ortadan esrarengiz biçimde kayboluyorlarmış.
Bu meleki yapılar için “bilinçli varlıklar” diyebiliriz, ancak çok başarılı olduklarını söyleyemeyiz.
İşin bir de bu tarafını düşünmek gerekiyor!
Bu yazının son bölümünü en parlak haline getiren şey de bu anlayışın birimlerde oturmasıdır diyebilirim.
Ahmed F. Yüksel