​ Başımıza çorap örülmeden! / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '08

 
Kategori
Blog
 

Başımıza çorap örülmeden!

Başımıza çorap örülmeden!
 

***Örgü Modelleri***



Son günlerde Milliyet Blog'da yaşanan yoğun karmaşada bu trafiğe çıkmak istemedim, bizim Çarşının eli sapanlı üyesi dürtükledi yine. Tefrika konulu yazısını akşam okudum, sabah yorumladım. Bu arada 272 tane yazımdan birçoğunu gözden geçirdim, telif hakları konusuna uygun mu değil mi, diye. Bir tane internet geyiği denilen cinsten vardı, zaten sevmiyordum onu, gözlü yazıydı sildim, attım. Elimden geldiğince dikkatli davranıyorum fakat biz yıllarca bu işi yapan yazarlar değiliz, amatörce doğaçlama yazıyoruz. Hukuki konuları da bilmemiz olanaksız. Ancak başımıza gelirse anlarız Anya'yı Konya'yı. Uyarıların olması güzel bir şey!

Yazılarımızı, konuya uygun bir resim bulup ekleyerek, bazen şiirle süsleyerek aktarıyoruz, yani üleşiyoruz. (Bu da sayın Culduz'un tabiri.) Ben şiirleri sahibini tanıdığım bir şiir sitesinden kopyalıyorum, genellikle adresini belirtiyorum. Resimler de ise aynı resim bir çok yerde kullanılmış oluyor. Bundan sonra kendi çektiğim örgü-dantel resimlerini kullanayım bari, birisi başımıza çorap örmeden!

Futbol yazılarımın resimlerini, Fenerbahçe resmi sitesinden alıyorum, linkini yazıyorum, bana da kızmazlar herhalde, o kadar yazıyoruz. Aslında madalya vermeleri gerek, canla başla destek veriyorum takıma, değil mi?

Tam her şey tıkırında giderken bir arkadaşın başına bir olay geliyor. Şaşırıyoruz, olur mu, nasıl olur? Hemen destek yorumları ve mesajları yazıyoruz. Ben böyle durumlarda pek taraf olmuyorum, nedeni ise eğer bir şey yapılmışsa o olay tek bir kişi için yapılmamıştır, sadece bir talihsizlik olarak bardağı taşıran damla ona denk gelmiştir. Bin kişiye sorsanız eminim ki, bini de Yeşim Hanım için "güzel yazıyor, değerli bir yazar," der. O yazısını okumadığım için ona yorum yazmadım. Yoksa sevdiğim ve okuduğum bir yazar.

Akşam, anket gibi uygulanan formu doldurdum ve görüşlerimi yazdım. Okumamızı istedikleri örnekler, okuyan tüm yazarları bir doğrultuda karar verdirecek türdendi. Bakalım, sonucu bekleyip göreceğiz! Ne çıkarsa çıksın, bizim daha kaliteli yazılar yazmamız için olacaktır.

Ayrıca bize sunulmuş, güzel bir hizmettir Milliyet Blog, taş atıp kolumuz ağrımıyor ki yazarken, mutlu oluyoruz, zamanımızı değerlendiriyoruz. En azından benim için öyle. Burada geçen zamanım için hiç üzülmüyorum, bir şeyler katıyor benim dünyama, o nedenle de zamanıma yazık, emek verdim, demek bana ters geliyor. Kimse zorlamıyor ki bizi oturun bilgisayarın başında saatlerce, diye. (Sayın Culduz yine kızacak)

Bazen garip yorumlarla karşılaşıyorum, neredeyse yazdıklarımız için bize maaş bağlayın, diyecekler, reklamlardan bile pay umanlar var. Bence hoş değil. Beğenmeyen gider başka yerde yazar. Babamızın çiftliği değil ki burası. Milliyet Gazetesi, bir kurum ve tabii ki ticari amaçları olacak. Bizim kültürümüzde "ekmek yenilen sofraya bıçak saplanmaz," diye bir söylem vardı, hoş o da zamanla erozyona uğrayan değerlerden biri oldu. Bulunan ortama saygıdır bence. Ha bu demek değil ki, hep kul durumunda olacaksın, ne denirse yapacaksın! Yazdıklarım yanlış algılanmasın lütfen! Belirlenmiş çerçeveyi zorlarsanız, şekli bozulur.

Bir söz vardır, çok severim:

"Büyüdükçe genişlersin, genişledikçe bozulursun!" tanıttığım kitaplarda geçen bir söz, kulağımda küpe gibidir. Milliyet Blog da büyüyor, genişliyor, dikkat edilmezse şekli bozulacak. Bu bizim elimizde arkadaşlar...

Şimdiye dek yazılarımdan bir tanesi yayından çekildi, o da seçim yasakları nedeniyle, o gün yazdığım yazı, daha sonra yayınlayabilirsiniz, diye uyardılar, ama yazının etkisi geçtiği için tekrar yayınlamadım, okuyucuya vereceği bir şey yoktu. Çünkü atı alan Üsküdar'ı değil, Anadolu'yu çoktan geçmişti.

Ümit Bey'in yazısına döneyim yine. Tefrika (Bölüm) tabir edilen yazıları okumayı çok sevmiyorum, çok kitap okuduğum için belki, o konuda bir doymuşluk var. Zaten öyküler birbirine çok benzeşiyor mu, genel kapsamda yaşadıklarımız da öykülerimiz de birbiri ile örtüşmüyor mu? Ben öğretici (didaktik) yazıları daha çok tercih ediyorum. Günlük tarzında ama içeriği olan, ders veren, bana bir şey katan.

Yine bir arkadaşımız " Editörden Öneriler" bölümünde yayınlanan yazıları eleştiriyordu, şimdi arkadaşın ismini anımsayamadım ve onu destekleyenler vardı, hatta yağcılık gibi tabirler de sıkça kullanılıyordu. (Sanal yağcılık nasıl yaplıyorsa?)

Benim şimdiye dek 6 yazım seçildi oraya. Önerilerim kısmına aldım, merak eden varsa incelesin, diye. Beğenen
olur ya da olmaz, ama bu yazıların ortak özellikleri, çevre bilinci, kültür-sanat, edebiyat ve el sanatları ile ilgili yazılar. Yaşanmış olaylar ve özgün yazılar. Kitaplar ise mesaj veren türden. Bir tanesi de "Karısına Şiir Yazan Şairler," belki bu konuda bir ilk, özgün değil ama araştırılmış bir yazı.

Seçilme kıstasları nedir, bilmiyorum ama yazımı orada görmek herkes gibi beni de onurlandırıyor. Peki en güzel yazılarım onlar mı? Bence değil, daha güzel bulduklarım var. Demek ki editörler seçerken başka kıstaslara bakıyorlar.

Bundan başka uzun yazılar yazmayı ve okumayı da sevmiyorum, tadında ve kararında olmalı, okuyanların gözleri ve kafaları da düşünülmeli, çünkü çoğunluğumuz yolun diğer yarısındayız, organlar çabuk yoruluyor malum!

Bu arada organlar deyince doktorumuz sayın Akdenizli geldi aklıma, ben burada Herr Culduz'dan önce davranıp istatistikleri yayınlayayım! MB. ailesinin üyeleri arasında 22 Ocak, en çok doğum günü olan gün...

Bu vesile ile Murat Ertaş, Akdenizli Hakan Bey ve açılımını bilmediğim sayın D.G arkadaşımızın doğum günlerini kutlar, sağlıklı ve huzurlu nice yıllar dilerim.



Sevgiyle kalın, mutlu kalın!

Resim bana aittir, gelecekteki torunlarım için ördüğüm şapka ve süveterdir. Bilgilerinize!
 
Toplam blog
: 480
: 2046
Kayıt tarihi
: 27.03.07
 
 

Üstkimliği ile insan, altkimliği yeterince kalabalık birisi; Eş, anne, öğretmen emeklisi. Doğa, H..