​ Başka bir bakış açısından psikoloji / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '06

 
Kategori
Psikoloji
 

Başka bir bakış açısından psikoloji

Başka bir bakış açısından psikoloji
 

Bu kitap bir fantaziden yola çıkılarak yazılmaya başlandı. Her şey Aysan’ın başının altından çıktı desem yeri. Ben ne güzel, ufak ufak gruba derslerde gördüğümüz bazı şeyleri yazıyordum ki, bir gün bir dosya ile geldi, böyle olmaz dedi…

Ne, nasıl, niçin olmaz dememe fırsat vermeden, yazacaksın dedi, bunları yaz ve kitap olsunlar, inan bana bu çok güzel bir kitap olacak…

İnananasım varmış, inandım. Zaten benim için bir şey fark etmiyor, yazıyorum ama kitap için yazmaya başlamak biraz da zorunluluk gibi geldiğinden performansımda bir düşme olur mu? diye de düşünmedim değil…

Peki dedim, ben yazarım sen de toplarsın, baskısı filan ben uğraşamam, diyerek yazar kaprisi yaptım meşhur olmadan, havaya girmenin en güzel yolu, yolda bile yürüyüşüm değişti, ben var ya ben, kitapları milyon tane satan yazarım yaaaa…

Böyle başladı işte bu serüven.

Sonra, kitap’ın formatı nasıl olacak diye uzun uzun düşündük, ama bir sonuca varamadık, Çünkü Psikoloji zaten derya deniz, git git, bat bat bitmiyooor. O halde dedim AK, sen başla bir yerden gerisi gelir.

Soru …. Bir davranımı kuvvetlendiren, tekrarını sağlayan uyarıcının genel adı aşağıdakilerden hangisidir?

a) Algı

b) Pekiştireç

c) Güdülenme

d) Algıda seçicilik

e) Motivasyon

Cevap (B)

Neden B? Çünkü kitap öyle diyoor…

Pekiştireç: öğrenilen tepkinin organizmaya yerleşmesi ve aynı şekilde devam etmesi için yapılan işlemlerdir. Bizler bu pekiştireci aslında çok iyi biliyoruz. Bizler derken salt insan olarak algılamayın. Her türlü canlı. Neden. Can kıymetli çünkü. İyi bir şey varsa herkes orda, kötü bir şeyler varsa kodunsa bul. Köpek kedi aslan ayı ne dersen de. Can kıymetli, eee haliyle can kıymetli olunca davranışta ona göre oluyor.

Mesela geçenlerde bir filmde, Aslan inek sürüsünü yada bufalo diyelim onları kovalarken, birden bir bufalo dönüyor ve aslanın üzerine yürüyor, hayda bildik her şeyin tersi. Aslan kovalar Bufalo kaçar, tersine döndü, Bufalo kovalıyor Aslan kaçıyor. Neden, canı yandı zahir.

Daha dün Ayı, bahçede bekleyen kedi tarafından kovalanınca iki kere ağaca çıkmak zorunda kalmış, ayı’dan korkup kaçanlara kapak olsun.

İnsan neden kaçar ya da neden savaşır, o konuyu da ilerleyen bölümlerde ele almak umuduyla konuyu da daha fazla dağıtmadan pekiştireçe geleyim.

Can tatlı, ve de canlı iyi şeyler varsa orada oluyor ve pekiştireçin gücü kadar kendinden istenileni yapıyor. Mesela çocuk, iyi bir çikolata için uslu dururken, bir sirkteki fok balığının bir balık daha yemek için istenilen hareketi yapması gibi etkili. Ya da bir fil’in etrafına konan çivili alandan çıkmak istemesi durumunda canının acıması da bir pekiştireç olabilir. Neden öğrenilen tepkinin organizmaya yerleşmesi işte, tüm olup biten bu, basit yani. Olumlu ya da olumsuz hiç önemli diil.

Küçüklüğümüzden beri öğrendiğimiz hemen her şeyde bunu görebiliriz.

Soru …. Aşağıdaki yargılardan hangisi pekiştireçlerin yetersizliğinin bir sonucu olabilir?

a) öğrenmenin istenilen düzeyde olması

b) öğrenmenin gerçekleşmemesi

c) güdülenmenin içsel kaynaklı bir olması

d) güdülenmenin dışsal kaynaklı olması

e) pekiştireçlerin öğrenmede rolünün olmaması

Cevap (B)

Neden B? Öğrenme yoksa yani gerçekleşmemişse, pekiştireç neyi pekiştirecek ki? Değil mi ama, olmayan bir şeyi pekiştirip durmasının alemi ne? Daha iyi aklınızda kalması için şöyle diyeyim, kocası olmayan bir kadın evliliğini pekiştirebilir (çekiştirebilir mi, yada çekiç diye de algılayabilirsiniz) mi? Olacak ki bişiyler çekiştirebilelim değil mi!!!

Soru …. Edimsel koşullanma kuramı aşağıdaki bilim adamlarından hangisi tarafından ortaya atılmıştır?

a) Ivan Pavlov

b) Tolman

c) Guthrie

d) Watson

e) Skinner

Cevap (E)

Neden E, çünkü her zaman papaz pilav yemez, o yüzden (B) olamaz, üç soruda (B) şıkkı nerede görülmüş, Pavlov'un koşullu şartlandırması da değil, çünkü ortada köpek yok, geriye kalanların hiç birini tanımıyoruz, Skinner hariç, çünkü onun meşhur fareleri var. Fareyi aç bırakıyor, sonra bu yoldan gidersen diyo, karnın doyar, fare ne yapsın aç, ölecek değil ya, zaten bana göre dünyanın en akıllı yaratığı (özellikle hayvan demedim :) neden en akıllı yaratığı insanı takip eden tek yaratık da ondan, oh kebap yan gel yat, insan oğlu çalışıyo çabalıyoo ambarları dolduruyor bunlarda içinde hem tatil yapıyor hem de yemeklerini yiyorlar. Ha arada bir insan oğlu onları telef eden şeyler de yapmıyor değil ama olsun onlar için eğitim zayiatı nede olsa kalabalıklar, ayrıca müthiş zekiler, kabul etmek lazım).

Nerde kaldık, Skinner bu fareyi aç bıraktıktan sonra onu, bir kutunun içine hazırladığı labirentten oluşan yolun başına bırakıyor ve fare o yolu takip edip yolun sonunda kendisi için hazırlanmış mükemmel ziyafet sofrasına kurulup karnını bi güzel doyuruyor.

Şimdi burada ne oluyor? Skinner efendi, çok mutlu… Fare yolu buldu, yemeği yedi, fare de mutlu karnı doydu.

Sonra Skinner efendi kutunun içindeki labirenti kaldırıyor, bir bakıyor ki fare sanki labirent varmış gibi dolanarak gidip ziyafet sofrasına kuruluyor. Skinner efendi gene mutlu, neden? Çünkü kuramcı oldu. Edimsel kuramı geliştirdi, böylece literatüre girdi…. "herhangi bir ihtiyaç durumunda, organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu bu davranışlara edim" denir diyor…

Fare de aslında literatüre giriyor, aslında Skinner'den daha meşhur, kime sorsanız tanırlar. Skinner'i kim tanır?

Fare ne düşünüyor diye sormuyorlar, aslında fare şöyle düşünmektedir. Ulan bu geri zekalıyla şimdi uğraşmanın anlamı yok, nasıl olsa karnım doyuyor, üstelik diğer farelerden daha şanslıyım, en azından kanser hücresi enjekte etmediler, garibim Skinner amcamı üzmüyüm, onu mutlu edeyim, ben gene paşa paşa aylardır öğrettiği yoldan gidiyim, ne olur ne olmaz sonra kızar mızar, bu güzel ziyafet sofrasından olmuyum, zaten yemek saatine daha çok var, biraz da kilo fazlam var hem spor yapmış olurum der ve labirent varmış gibi dolana dolana gider.

Mutlu SON….

Herkes mutlu, Skinner Efendi mutlu, kuramcı oldu, Fare mutlu, Skinner efendinin emeklerini boşa çıkarmadı, öğrendi, sonra Skinner efendinin en gözde faresi oldu, geldiği çöplüğe dönmedi, ömrünün sonuna kadar bir eli peynirde diğer eli …

Fare ömrünün sonuna kadar Skinner Efendiyle köşkte yaşadı, Skinner efendiye nur topu gibi yeni fareler verdi. Onlar erdi muradına bize neyse!

Sevgiyle kalın

AK

* devam edecek…

 
Toplam blog
: 7
: 9583
Kayıt tarihi
: 29.06.06
 
 

1959 yılının son günlerinde dünya denen gezegene inmiş bulunuyorum. O tarihten bu güne kadar girmedi..