- Kategori
- Güncel
Başörtüsü bulaşıcı bir hastalık mı?

Son türban tartışmalarında ülkenin “garip” fikri yapısı bir kez daha ortaya çıktı…
Yoksa “egemen fikri yapı” mı diyelim?..
Bu durum türban tarafında ve karşısında “mevzilenen” iki grup için de geçerli…
Tartışmanın temeline “mahalle” geyiği oturmuş durumda.
Mahallenin içindekiler ve ömründe mahalleye girmemişler arasında yürüyen kavgada, mahallenin kızları dillere pelesenk edilmiş…
Bir taraf mahalledeki açık kızların kapalı kızlar tarafından baskı altına alınacağını iddia ederek kapalı kızların da kafasını açalım diyor; diğer tarafta “çaresiz” bir biçimde yemin billah ederek “valla bir şey yapmayacağız” diyor…
Mahallenin ismini yeni yeni duyan cenah “türban” mevzuunu bir “hastalık” haleti olarak görüp, bu “bulaşıcı” illetten güya başı açık kızları korumak isterken… Diğer taraf farkında olmadan bu “bulaşıcı” hastalığın başı açık kızlara bulaşmayacağını ispat etmeye çalışıyor…
Ne kadar garip değil mi?
Her iki cenah da “başörtüsü”nün bulaşıp/bulaşmama kabiliyeti üzerinden yürütüyor tartışmayı…
Halbuki o sırada mahallede farklı şeyler oluyor…
Taa Osmanlı’dan beri mahalledeki kızlar; başı açık / kapalı, çarşaflı / mini etekli insan gibi yaşamaya devam ediyorlar…
Hiç duydunuz mu, başı açık ve kapalı kızların kavga ettiğini… Veya birbirlerine yaşam tarzlarını dayattığını… Birbirlerini “tedavi” etmeye çalıştıklarını…
Bilakis her iki taraf (bazı arıza tipleri kenara ayırarak) birbirlerinin yaşam tarzlarına destek oldular yıllar boyunca…
80’li yılların sonunda üniversite talebesiyken yapılan başörtü eylemlerinde bazen başı açık kızlar başörtülü kızlardan daha kalabalık olurlardı…
28 Şubat döneminde, bazı cemaatlar askerden mesajı erken alıp başörtüleri aşağı çekerken, başı açık kızlar başörtülü arkadaşlarına eylemlerde destek oluyorlardı…
Daha on yıl öncesine kadar başörtülü öğrenciler üniversite kampüslerinde idi ve hiç kimse başı açık kızların kafasını kapatmak için “manga”lar kurmamıştı…
Ve hala bugün, İstanbul basınının Şişli’den Anadolu yakasına geçmemiş yazarlarının ididialarının aksine, Anadolu’daki üniversitelerde başörtülü kızlarla başı açık kızlar beraber, yan yana yaşamaktadırlar…
Belki bu “farklılığa” rağmen bir arada yaşayabilme kabiliyeti bu “mahallenin dışındaki” arkadaşları çıldırtıyor…
Kendi müsamahasızlıklarının bu millete neden “sirayet” etmediğine kızıyor olabilirler…
Anlaşılan o ki, Türk “aydını” son iki asırdır olduğu gibi bu milletin kodlarını çözememiş durumda…
Üniversitelerimizin başına çöreklenen ve basının “hakim” köşelerini işgal etmiş zevat eğer ömürlerinde bir kere “mahallenin içine” girmeye cesaret edebilselerdi bu “kardeşlik hukukunun” ne demek olduğunu görebileceklerdi…
Bence, sayın Ertuğrul Özkök, Nusret Aras, Ural Akbulut gibi ömründe mahalleye uğramamış kimselere bir “mahalle gezisi” tertip etmeliyiz…
Bu sayede bir arada yaşama kültürünü öğrenmelerine de vesile olabiliriz…