- Kategori
- Bayramlar
Bayramınız kutlu olsun

bayramlarını yaşadğım köyümüz
İslamın ilk yıllarında Müslümanlar Yahudilerin bayramlarına özenir, onları taklit etmek isterdi. Bunu gören peygamberimiz s.a.v. müminleri bu davranıştan uzak durmalarını tavsiye etmiş onları taklit etmelerini yasaklamıştı.Üzülmemeleri için de Allah azze ve celle sizlere onlarınkinden daha güzel iki bayram hediye edecek bunlar: Ramazan bayramı ve Kurban bayramıdır derdi.
Bayram demek neşe, sevinç, mutluluk demek değil miydi?
Bayram demek paylaşmak, gülmek, oynamak, gezmek demek değil miydi?
Müslüman Türk milleti olarak bizlerde bizim ecdadımızda o gün bugündür bu bayramları sabırla özlemle bekler; gelince de doya doya tadını çıkarmaya çalışırdık. Her şeyin çocukluğu bir başka oluyor. Onun içindir ki yaşadığımız her anının tadı damağımızda kalıyor geçmişi özlemle hasretle yâd ediyoruz. Seher vaktinde erkenden uyandırılır abdest alırdık. Camiye erken gitmeye çalışırdık. Çünkü dinimizde bunun büyük sevap olduğuna inanırdık. Erkenden gider kendimize uygun bir yer bulur otururduk. Siyah cübbesiyle beyaz renkli fesini giyinen Hoca efendinin yapacağı vaazı-sohbeti pür dikkat dinlerdik. Ayağa kalkarak iki rekâtlı dokuz tekbirli bayram namazını kılmaya uydum hazır olan imama diyerek topluca saf tutar namaz kılardık. Namazdan sonra hoca efendiden başlamak üzere tek sıra halinde bayramlaşırdık. Küçük-büyük, fakir-zengin, amir-memur, dargın-küskün hepsi o sabah camiye gelmiştir. Camiye uzun zamandır hiç uğramayanlarda o saatte camiye gelmiştir. Kimi yüzlerde acemiliğin tedirginliği kimisinde bayrama erişmenin mutluluğu hissedilirdi. Tanıdık tanımadık herkesin amacı aynıdır.
Camide bayramlaşmalar bitince topluca kabristana gider ölmüşlerimize dualar, yasinler okurduk. Amacımız o bayram sabahında ölmüşlerimizi hayır ile yâd edelim kabirlere bakarak sonumuzun turab-toprak olacağını düşünelim azıcıkta olsa ölümü hatırlayıp ibret alalım. Eve geldiğimizde hane halkında büyük bir telaş bir o kadar da heyecanlı görürdük. Ta akşamdan hazırlanırdı. Bayram sabahı yemeklerimiz. O sabah kuru yavan kahvaltı yapmak yoktur. Hoşaflar, sütlü aşlar, etli pilavlar, mantılar, baklava ve börekler, hepsi bayram sabahına özel olarak hazırlanırdı. Misafirlere ikram edilecek çikolatalı şekerler, lokumlar bile önceden kilo kilo alınarak tepsi içerisinde hazır bekletilirdi.
Yemeklerimiz hazır olunca büyükçe bir sininin içine koyar kabilenin ailenin en büyüyü kimse ona giderdik. Biz genelde kurtuluş savaşı gazisi dedemiz olan köyümüzün ilk muhtarlarından Mevlüt AKBAL’IN (Kabak Mevlüt olarak tanırlardı) evine giderdik. Onların evinde sini sini sofralar kurulur kim ne yapmış ne getirmişse afiyetçe yenilirdi. Soframızın bereketli olması için bir dua yaparak sofradan kalkar yapanlara teşekkür ederdik. Sıra el öpmeye bayramlaşmaya gelmişti. Büyüklerden başlar sırasıyla ellerini öperdik. Biz: bayramınız mübarek olsun derdik. Onlarda: Berhudar olasınız, sizin bayramınızda mübarek olsun, çok bayramlar göresiniz der; kimi şeker verirdi kimide 50–100 kuruş para.
Asıl bizim bayramlarımız yemekten sonra başlardı. Arkadaşlarla bir araya gelirdik. Genelde her bayram ben, Cafer, Ünal, Nuri, Mustafa birlikte gezerdik. Küçük küçükle, büyük büyükle, kadın kadınla, kızlar kızlarla gezerdi. Kısaca herkes yaşıtıyla, akranıyla gezerdi.
Elimize aldığımız küçük makarna poşetleriyle ev ev kapı kapı hem gezer hem de şeker toplardık. Gittiğimiz evlerden bazen bir bazen iki şeker alırdık. Nede olsa bayramdı kimseler kızmaz herkes hoş karşılardı. Eski muhtarlardan Lütfü Kocakaya’nın evine gittiğimizde bizi tek tek sıraya dizer esas duruşta sessizce bekletirdi.
Günaydın çocuklar, bayramınız kutlu olsun! dedikten sonra şekerini ikram ederdi. Burada çok dikkatli olmak lazımdı çünkü iki-üç şekeri almak çok zordu. Arkadaki evleri gezmeye devam ederdik. Sıra da Muhyittin Koçer amcanın evi vardır. Köy halkı onu (sağır mehettin) derdi. Yaşı doksanları geçmiş elleri titriyor gözleri de sisli görüyordu. Düz bir taşın üzerine minderini koyar üzerine otururdu arkasına da eski bir yastık koyarak yaslanırdı. Elinden hiç düşürmediği eşek kuyruğundan yaptığını zannettiğimiz kamçıyı alır rahatsız eden sinekleri kovalardı. Konya şekeri gibi renkli küçük şekerler vardı yanında.
Biz buna yumuşak olduğu için kevek şekeri derdik. Mehettin amca bir şekeri iki eşit parçaya böler yarım yarım dağıtırdı. Ee devir tasarruf devriydi nasıl zengin olacaktı? Bizde onu yemez osuruk kokuyor diye yere atardık. Gezme işimiz bitince evimize girer makarna poşetleri içine koyduğumuz şekerleri çıkartır tek tek sayardık. Arık şekerimiz sayıca fazlaysa sevinir mutlu olurduk. En çok ta bize kim kâğıtlı şeker ikram etmişse ona sevinirdik. Çünkü o kâğıtlı şekerler genelde büyüklere tutuluyordu. Bize gelince adına cıncık şeker-somuruk şeker dediğimiz kâğıtsız şekerlerden verirlerdi. Çünkü onların maliyeti biraz daha ucuzdu. Cebimize koyduğumuz somuruk şekerleri unutursak sıcaktan erir yapış yapış olurdu. Namazıyla, duasıyla, ziyaretleriyle bir başkaydı bizim bayramlarımız. Artık eskisi gibi gezmez –gezemez olduk bayramları. Cebimizde eriyen şekerde yok, Muziplik yapan arkadaşlarda yok Aziz AKBAL http://haydanliya-hayranim.tr.gg/.